Ana içeriğe atla

Netflix değiştirir demiştim, değiştiriyor

Bundan üç sene kadar önceydi. Netflix, aralarından Türkiye'nin de olduğu, yüz kadar ülkede hizmetini sunmaya başlamıştı. O günlerde yazdığım yazıdan bir alıntı:
Gelelim sadede. Netflix, dönüştürür. Girdiği pazarlara etkileri büyük oldu. Artık bağlantı paylaşmayacağım ancak google'a netflix tv market change yazdığınızda karşınıza çıkacak yazılara da bakmanızı rica edeceğim. 
Bendeniz de sektörde 20 yıla yaklaşan deneyimlerimin ışığında iki kelime ile durumu özetlersem: Netflix, değiştirecektir. 
 Adil kullanım kotası varken bile 3 MB'e inen hızlarda sorunsuz çalışan teknolojisi, eş anlı olarak 2 farklı cihazdan HD kalitesinde içeriklere ulaşıma izin veren abonelik sistemi ve son derece kaliteli yapımları barındıran zengin kütüphanesi ile adından her geçen gün daha fazla söz ettiriyor NETFLIX. Yakın zamanda ilk yerli yapımı Muhafız: Hakan ile tüm dünyada İstanbul tanıtımını beğenilere sundu. İlk iki sezonu çekilmiş olan Muhafız'ın 3 ve 4. sezonları için de anlaşma sağlanmış. Kütüphanesindeki bir çok yapım, Türkçe dublajlı ve/veya Türkçe altyazılı. 
Netflix'in sektörü nasıl dönüştüreceğine dair öngörülerim gene 3 sene öncesinden:
En büyük fırsat ise yerli içerik üretici şirketler, ajanslara doğuyor. Ürettikleri kaliteli daha doğrusu ilgi çekici içerikleri dünya ölçeğinde pazarlama olanağına kavuşacaklar gibi görünüyor. Sektör emekçileri için de belki, daha insanca bir düzen kurulabilir. Daha makul sürelerdeki dizilerde daha makul saatler çalışabilirler. 
Muhafız dizisi oyuncuları ile yapılan söyleşileri okuduğunuzda, çalışma koşullarından dizi süresinin kısalığına bir çok olumlu yöne vurgu yapılıyor. Netflix ile ilgili okuduğum son haber ise sinema salonu işletmecileri ile yapımcılar arasındaki anlaşmazlıkta Netflix'in devreye girdiği yönünde. Bu günlerde vizyondaki ROMA filminin Netflix platformunda yayında olduğu düşünülünce Türk yapımcılar için yeni kapılar açılabileceği anlaşılıyor.
Kısacası bir kez daha yazmış olayım: Netflix Değiştirir...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Televizyon Öldüren Eğlence / Neil Postman

Amerikalı yazar ve medya teorisyeni Neil Postman'ın 1985'te kaleme aldığı ünlü eseri Amusing Ourselves to Death, Osman Akınhay'ın çevirisi ile Ayrıntı yayınlarından çıkmış. İlk baskısı 1994 yılında yapılan kitabın benim okuduğum 2010 yılında yapılan 3. baskısıydı. Geniş kaynakça ve dizini ile birlikte 195 sayfalık kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde televizyona gelinceye kadar iletişim dünyasının geçirdiği evreler ve her yenilik ile günlük yaşamdaki değişiklikler irdeleniyor. İnsanların sadece yakın çevrelerinde olup bitenden haberdar oldukları, şehrin, ülkenin ve dünyanın geri kalanından bihaber oldukları dönemleri hayal etmek bile zor günümüzde. Telgrafın keşfiyle işler değişmiş. 27 Mayıs 1844'te Amerika'da ilk telgraf hattının kurulmasından yalnızca dört yıl sonra Associated Press'in kurulmasıyla "bütün ülkede hiçbir yerden gelmeyen, özel olarak hiç kimseye hitap etmeyen haberler ağır basmaya başladı" (s.80)
Postman, günümüzden 25 yıl önce y…

bir kez daha sayısal karasal televizyon

Bu konu üzerine blogda bugüne kadar 99 yazı yazdım. Yüzüncü yazıda ilk 99 yazıda savunduğum herşeyi bir kez daha mı düşünsek diyorum. Fazla merakta bırakmadan başlayayım derdimi anlatmaya: İlk 99 yazıyı okumanızı beklemediğim için kısacık bir özet geçeyim. Daha kolay okunacağını umarak maddeler halinde yazayım dedim. Konu neydi? Karasal ortamda, yani çatımızdaki "kılçık" anten ya da televizyonlarımızın üzerindeki "tavşan kulağı" anten ile aldığımız, televizyon yayınlarının yeni teknolojiye uygun hale getirilmesi. Teknik ifadesiyle analog karasal televizyon yayınlarının sayısallaştırılması.  Neden böyle bir şeye gerek duyuldu? İki nedeni var. Öncelikle televizyon yayınlarının kalitesi arttı. Daha net görüntüler, daha büyük ekranlarda izlenebilecek kadar net görüntüler ve daha daha büyük ekranlarda daha daha ayrıntılı renklerin izlenebileceği kadar net görüntüler. Teknik ifadesi ile PAL yayınlar önce standart definition (SD), ardından high definition (HD) ve son olarak Ul…

Ruh Üşümesi / Adalet Ağaoğlu

Üç cilt halinde yayınladığı anılarını okuyup, yazdıklarının hiç birini okumamış olmam garip bir durumdu. Geç de olsa Ağaoğlu'nun romanlarından bir tanesini okudum. İlk baskısı 1991 yılında İletişim Yayınları'ndan çıkmış. Benim okuduğum Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan, Nisan 2007 tarihli 11. baskısıydı. 119 sayfalık roman, yazar tarafından "Oda Romanı" olarak tanımlanmış.
Öğlen yemeğini kalabalık bir lokantada yemeğe niyetli, birbirini tanımayan, kalabalık yüzünden aynı masayı paylaşmak durumunda kalan kadın ile erkeğin hikayesi Ruh Üşümesi. Bir iki saat içinde yaşanıyor her şey. Elbette kahramanların hayal dünyalarının zamanını hesaba katmazsak. Farklı bir teknik denemiş Ağaoğlu bu romanı kaleme almaya karar verdiğinde. Okuması, klasik roman akışına alışmışlar için biraz zorlayıcı. İşin doğrusu bu romanı ilk yayınlandığında edinmiş ama bir türlü ilerleyemeyip bırakmıştım. Okuyucusundan dikkat isteyen romanlardan. Romanın bölümlerine klasik müzik eserleri …