Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kedik

Evimizi kendi türümüzden olmayan bir canlı ile paylaşmak ilginç bir şey. Dilinden anlamadığımız, isteklerini çözemediğimiz, günlük yaşam döngüsü bizden farklı olan bir canlıyla hem de. Evimizi paylaştığımız Zeytin Bey, muhtelif yerlere girip çıkıyor. Bu görüntüleri görenler bizlere kızabilir :) Sakın havanın sıcaklığına bağyamayın yandaki görüntüyü. Bu fotograf çekildiğinde tarih 20 nisan 2006. Yani henüz sıcaklardan bunalmadığımız günler :). Her sabah 01.30 ile 02 arasında uyandırıp, evimizdeki halı, koltuk ve perdeleri tırmalasa bile Zeytin Bey ile birlikte yaşamaktan çok mutluyuz. İyi ki varsın Zeytin. İyi ki geldin evimize :)

Sen vatan haini misin baba?, Deniz Kavukçuoğlu

Deniz Kavukçuoğlu'nu Cumhuriyet gazetesinde yazdığı yazılarla tanıdım. Akıcı dili, ele aldığı konuları örneklerle açıklaması hoşuma gitti. Cumhuriyet'i internet üzerinden takip etmeye karar verince, abonelik ücretini ödemek için büroya gittiğimde gördüm Karl Marks'tan Günümüze Almanya'da Sosyal Demokrasi / Sosyal Demokraside Temel Eğilimler isimli araştırma kitabını. Sosyal demokrasinin ideolojik temellerini hep merak etmişimdir. Neyse, kitabı satın aldım ve okumaya başladım. Ancak araya başka kitaplar girince daha uygun bir zamana bıraktım. Kavukçuoğlu'nun Sen vatan haini misin, baba? isimli anı kitabını ise çalıştığım iş yerinin kütüphanesinde gördüm. Görür görmez aldım ve 480 sayfaya sığdırılmaya çalışılmış, ömrün 25 yılına ait anılar arasında kayboldum. Gazete yazılarından tanıdık gelen akıcı dil anı kitabını da rahat okunur kılmış. Ancak yazar, anılarını okuyucu ile paylaşırken tarihsel sıra izlemek konusunda çaba harcamamış. Kitabı okurken hisettim belki ya

Liva Pastanesi

Liva pastanesi ile ilgili daha önce yazmıştım. Ankara'nın önemli lezzet duraklarından olduğunu belirtmiştim. Pastane, ürünleri ile ilgili ayrıntılı bilgiler veren güzel bir internet sayfasına sahipti. Ancak, son günlerde bloguma ulaşan aramaların bir çoğu Liva anahtar kelimesini kullanması nedeniyle pastanenin sayfasına girmeye çalıştığımda sayfanın kapanmış olduğunu gördüm. Sanırım teknik bir problem var. Liva'ya ulaşmaya çalışan değerli okuyularıma kolaylık olsun diye Esat Şubesi'nin telefon bilgisini aşağıya koydum. Diğer şubelerin (ki sürekli yenileri ekleniyor) iletişim bilgilerini Esat Şubesi'nden edinebilirsiniz... Liva Pastanesi Esat Şubesi: (312) 447 82 00

sarı laleler

Yıllar boyu başka alemlere taşıyan bir çok şarkıya imza atmış bir grup MFÖ. Göz yaşlarımızı bitti mi sandın, Buselik makamı, New York Sokakları, Güllerin İçinden ilk aklıma gelenler. Şimdilerde favori şarkım ise Sarı Laleler. Uykulu gözlerle döndüm rüyadan Sana sarı laleler aldım çiçek pazarından Sen olmasan buralara gelemezdim ben Sevemezdim bu şehri, anlamazdım dilinden

Fırtına, Televizyon Dizisi

Kanal D televizyonunda yayınlanmakta olan Fırtına isimli dizi, bu yaz boyunca takip ettiğim tek diziydi. Gerek oyuncu kalitesi, gerek senaryosunun sağlamlığı diziyi diğerlerinden ayırıyor. Karadeniz'in inanılmaz güzellikteki doğasının dizinin başarısındaki payını unutmamakta yarar var. Oyunculardan Burçin Terzioğlu ve Murat Yıldırım başrolleri paylaşıyor olsa bile diziyi sürükleyen kararkterler de en az başrol oyuncuları kadar önemli: Erkan Can, Zerrin Sümer, Salih Kalyon, Goncagül Sunar, H.Avni Danyal, Münir Canar. Hangi birini yazsam bilemiyorum. Hepsi birbirinden başarılı. Gene de Erkan Can ile ilgili bir iki cümle yazmazsam haksızlık yaparım. Kimi oyuncular vardır. Bir karakteri canlandırır ve oynadığı diğer rollerde de aynı karakteri oynamayı sürdürür. Hep aynı bakış, aynı duruş. Bu tip oyunculara oyuncu demek ne kadar doğru o bile tartışılır bence. Bir de Erkan Can gibi oyuncular vardır. Gemide filminde ağzından küfür eksik olmayan kaptan, O Şimdi Mahkum filminde mafya b

Yüreğimdeki Canavar, filmYorum

Başrol oyuncusunu görünce, yaz aylarında birbirinden beter filmlerden sıkılanların yüzünü güldürecek bir film diye düşünüp heyecanlandık. Sabina rolünde, Karşı Pencere filmini seyredenlerin hatırlayacağı Giovanna Mezzogiorno oynuyor. Bakınız yandaki fotograf. Filmin konusunu, iç karartıcı cinsten: aile içi taciz. Dünyanın bir çok yerinde yapılan ve çoğu kez gizlenen, bu nedenle hayatın ilerleyen dönemlerinde farklı ruhsal bozukluklara neden olan bir dram. Film, kimi bölümlerinde bu dramı iyi bir şekilde işlemiş. Sabina'nın erkek arkadaşına karşı güvensizliğinin işlendiği sahne oldukça başarılı. Sabina rolünde, fotograf pek benzemese bile benim Sanem Çelik'e benzettiğim, Mezzogiorno iyi iş çıkartmış. Keza erkek arkadaşı Franko rolünde Alessio Boni'de rolünün hakkını veriyor. Ancak, oyunculuklardaki başarı filmi kurtarmaya yetmiyor. Konuya hiç bir katkı sağlamayan yan hikayeler, bakınız film çekme sevdasındaki yönetmen ve Sabina'nın kız arkadaşı, oldukça gereksiz şekil

Villa Carla'ya (Datça) devam - 2

Villa Carla ile ilgili yazımı 2006 yılında eklemiştim. 2008 yılında tesisin otel olarak hizmet vermeyeceğini duyurmak beni üzüyor. Doğal güzelliklerin kalıcılığı açısından girdiyi silmiyorum... SadeceÖzgür Villa Carla ile ilgili yazacak çok şey var. Artık aklıma geldikçe, Ankara'dan bunaldıkça yazarım. Öncelikle çok sıcak, kendinizi evinizde hissedeceğiniz bir ortam var. Zaman zaman otelde olduğumu unutup, mutfağa girip yemeğe yardım etme isteği duydum. Belki bu isteğimi söylesem izin verirlerdi, artık seneye inşallah :) Otellerde bizi en çok rahatsız eden yüksek sesle çalan müzikler. Hem çalınan şarkılar bizim dinlediklerimiz olmaz, tesadüfen sevdiğimiz bir şey çalsa bile çok yüksek sesli oluyordu. Villa Carla 'da müzikleri sanki ben seçiyordum. Hem gündüz havuz başında hem akşam yemekte çok güzel seçilmiş müzikler, insanı hiç rahatsız etmeyecek bir seviyede çalınıyordu. Arzu Hanım'ın adını anmadan yazıyı bitirirsem büyük haksızlık etmiş olurum. Bülent Bey (otelin işletme

Ada yeme içme dükkanı

Datça'nın merkezinde, gözlerden uzak, cumartesi günü kurulan pazar dışında sessiz ve dar bir caddede, küçük ve gösterişsiz bir dükkan var. Yeme-içme dükkanı. İsmi gibi kendi de çok sevimli bu küçük dükkan, günlük pişen birbirinden lezziz yemeklere ev sahipliği yapıyor. Dükkanı işleten aile tam bir iş bölümü yapmış: Anne, yemekleri yapıyor, oğul servis, baba ise hesap işlerinden sorumlu. Kullanılan malzemeler özenle seçiliyor. Doğal olmalarına dikkat ediliyor. Yemeklerin tatları kadar sunumları da güzel. Eğer mevsiminde giderseniz kabak çiçeği dolmasını denemenizi öneririm. Ayrıca koruklu bamya, deniz börülcesi, mücver, su böreğini de denemelisiniz. Tatlı olarak ise dükkan sahibesinin keşfi harnup pekmezli kek özel bir lezzet. Adres ve telefon bilgilerini vermeden önce yerini tarif edeyim. Datça'nın merkezindeki cadde üzerinde Türk Telekom binasının yanındaki sokak-cadde Vatan Caddesi. İsmine bakıp geniş bir cadde aramayın, dar bir sokak genişliğinde bu cadde. Dükkan, bu cadde

Villa Carla'ya (Datça) devam

Villa Carla 'nın unutulmaz manzarasını hafızamıza kazımakla yetinmeyip fotograf karesinde hapsederek yanımızda getirdik. Bilgisayarımın arka plan resmi olarak yerleştirdiğim soldaki görüntü ve sağda gördüğünüz resimlere bakınca bana hak vereceğinizi umarım: Datça'nın en güzel manzaralı oteli, Villa Carla' dır...

Villa Carla

Villa Carla ile ilgili yazımı 2006 yılında eklemiştim. 2008 yılında tesisin otel olarak hizmet vermeyeceğini duyurmak beni üzüyor. Doğal güzelliklerin kalıcılığı açısından girdiyi silmiyorum... SadeceÖzgür Villa Carla için yazacak çok şey var. Nereden başlasam bilemedim. Sanırım oraya gitmeden önce, e-posta ile bilgi sormamızdan başlamak gerekir. Bir çok kurum / kuruluş, biraz moda olduğu için, biraz sağdan soldan abi web diye bir şey var, sana da yapalım dediği için internette sayfa yapıp sonra unutuyor. Bu tip yerlere gönderdiğiniz e-postalar, sanal alemin derinliklerinde kayboluyor. Oysa Villa Carla'ya gönderdiğim sorular çok kısa bir süre sonunda yanıtlandı. İlk izlenim olumluydu. Rezervasyonumuzu yaptırıp ilk gece ücretini peşin ödedikten sonra tatil gününü beklemeye başladık. Ankara'dan 11-12 saat kadar süren 750 km civarındaki yol epey uzun ve yorucu. Özellikle Marmaris - Datça arası 75 km olmasına karşın uzun sürüyor. Eğer tek sürücü iseniz Denizli iyi bir mola yeri ola

Aşkın Ömrü Üç Yıldır, Frederic Beigbeder

Frederic Beigbeder'in bir solukta okunabilecek, yaz aylarına uygun konulu, keyifli romanının adı: Aşkın Ömrü Üç Yıldır. Ülkemizde Doğan Kitap tarafından basılmış. Benim okuduğum Kasım 2004 yılında basılan 33. baskısıydı. Eminim şimdilerde baskı sayısı daha da artmıştır. Kitap, adından da anlaşılacağı gibi, kadın erkek ilişkileri üzerine. Romanımızın kahramanı, kitabın arka kapak yazısındaki alıntılarda da belirtildiği üzre, aşkın üç yıllık ömrü olduğuna inanan bir Parisli. Esprili bir anlatımla biten bir evliliği, başlayan yeni aşkı ve yeni aşkın yaşam süresini okuyucu ile paylaşıyor. Kadın-erkek ilişkilerine, erkek gözlüğü ile bakmak isteyenlerin okumasını öneririm. Beynin kimyasalından mıdır, toplumdaki erkek egemenliğinden midir bilmem erkeklerin olaylara bakışı kadınlardan farklı. Bu farklı bakış açısını çok güzel ortaya koyan bir eser. Yaz aylarında, bu sıcaklarda, fazla kafamı yormayacak, beni keyiflendirecek, ama keyif verirken kendi hayatıma ilişkin izler taşıyan / ta

Datça notları

Değerli okuyucularım, Uzun zamandır yazamıyorum. Yazarınız tatilde. Akdeniz ile Ege'nin kavuştuğu Datça'da, Datça'nın en güzel manzarasına sahip oteli Villa Carla 'da, tatil yapıyoruz. Buranın manzarasını ifade etmek, kelimelerle belirtmek beni aşıyor. Fotografları sayfaya ekleyince katılacaksınız bana. Butik otel küçük, az odalı, samimi ortamlı ve biraz pahalı otellere verilen bir isim galiba. Villa Carla , tüm bu niteliklere ve fazlasına sahip. Oda kahvaltı ve birde akşam üstü beşte verilen çay ile birlikte börek-kurabiye karşılığı iki kişilik oda 110 YTL. Odalar zevkli döşenmiş. İki saklı koy otel sakinlerini bekliyor. Koylardan birisine patikadan iniliyor. Diğerine merdivenlerle. İkisi de ıssız, ikisi de tertemiz. Ayrıca 1 km kadar uzakta Kargı koyu sizleri bekliyor, akvaryum berraklığındaki suları ile. Datça merkezine yürüyerek gidilebiliyor. 15-20 dakika kadar sürüyor. Araba ile gideyim derseniz 5 dakika kadar araba sürmeniz gerekli. Taksi 8,5 YTL tutuyor Datça

bilgisayar alacaklara öneriler

Çevremde bilgisayar almak isteyip danışanlara ilk sorum, bu cihazı neden almak istiyorsunuz, oluyor. Genelde verilen yanıt aynı; internete gireceğim, yazılarımı yazacağım (ofis uygulamaları), çocuk ödevlerini yapacak (oyun oynayacak ve ailesine ödev yapıyorum diyecek). Bu amaçlar için bilgisayarcı ya gidince önerilen sistem çift çekirdekli işlemci, en az 512 MB bellek, 160 GB sabit disk, DVD Double Layer yazıcı ve sair. Oyunu bir kenara bırakırsak temel ihtiyacı karşılamak için önerilen sistemin fiyatının yarısına, hatta bazen dörtte birine alınacak bilgisayar yeterli olacak. Sonuçta satın alınan cihazın buzdolabı, televizyon, çamaşır makinesi gibi dayanıklı tüketim malzemesi sınıfına girmediği, en geç 5-6 yıl sonra değiştirme ihtiyacı ortaya çıkacağı gibi gerçekler, çoğu kez ne yazık ki alıcılardan gizleniyor. Bir çok kez karşıma çıkan bir diğer abukluk ise kopya yazılımlarla hazır sistem satışları oluyor. Elbette yasal olarak suç olan bu durumu hiç kimse yaptığını itiraf etmiyor. An

Etkileşimli Televizyon ve Middleware (Arayazılım)

Etkileşimli televizyon ile ilgili daha önce de yazılarım oldu. Konu, yeni yayın teknolojileri başlığının alt maddelerinden birisi aslında. Uzaktan kumanda cihazının keşfiyle birlikte, hatta ondan çok öncesinde bile bir şekilde etkileşiyordu insanlar televizyonları ile. Bu yazıda ele alacağım konu biraz daha teknik, daha ayrıntı belki, ancak konu ile profesyonel olarak ilgilenmiyorsanız bile sadece tüketici olarak hayatınızı etkileyebilecek şeylerden bahsedeceğim aşağıda. Etkileşimli televizyon yayıncılığı, aslında DVB-S, DVB-C ya da DVB-T üzerinden yapılan yayınların hepsinde kullanılabilen bir ek özellik. Yani yayını göndermek için hangi ortamı kullandığınızdan bağımsız. Zaten her 3 ortam için de etkileşimli televizyon örnekleri var. Ülkemizdeki tek etkileşimli televizyon örneği DVB-S üzerinden gerçekleştirilmekte olan DIGITURK . Hangi ortam kullanılırsa kullanılsın, etkileşimli televizyon uygulamasının olmazsa olmaz şartı set üstü kutusu olarak dilimize geçen Set Top Box (STB) dır. S

günlerin bu gün getirdiği

Başlığı yazınca ister istemez aklıma 1 mayıs marşı geldi: günlerin bu gün getirdiği baskı zulüm ve kandır ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez Zaman zaman yaşananlara inanasım gelmiyor gerçekten. Değerli okuyucularım fark etmiştir belki. Hayatta o kadar can sıkıcı, üzücü şey yaşanıyor ki. Web blogumda bu tür konulardan bahsederek, sayfa okuyucularının canını daha fazla sıkmak istermediğim için sadece beğendiğim yerleri ve konuları yazıyorum. Ancak bu günler ne yaparsam yapayım yaşamakta olduğumuz insanlık dramı ile ilgili yazmaktan kendimi alıkoyamadım. Dün, 1200 vatandaşımızı ülkemize getirmekte olan geminin haberini izlerken Kanal D televizyonunda göz yaşlarımı tutamadım. Bizler savaş görmeyen bir kuşağız. Ülkemizin bir bölümünde yıllardır süre gelen çatışmalar olsa bile Lübnan'ın şimdi yaşadığına benzer bir döneme şahit olmadık ülkemizde. İyi ki olmadık. Savaş, her ne amaçla yapılırsa yapılsın insanı insan olmaktan çıkartıyor. Bu kan ve gözyaşının bir an önce sona erdirilmes

The Subtitle (yani altyazı)

Türk Dil Kurumu Başkanı yaptığı konuşma ile duygularımı dile getirdi; Mal gibi isimler koyacağınıza adam gibi isimler koyun diyerek. Mall mol diye okunuyormuş, büyük alış veriş merkezi anlamına geliyormuş bunu bilmemek cehaletmiş tüm dünya buna böyle diyormuş gibi çeşitlendirilebilecek açıklamalar beni tatmin etmiyor. Migros ya da Gimat alış veriş merkezi olunca daha az anlaşılır olmuyor diye düşünüyorum. Neyse, lafı uzatmayayım. Bu yazının konusu alış veriş merkezinin adı değil zaten. Orada bulunan The Subtitle (Altyazı) isimli mekan. Oldukça iyi tasarlanmış oturma grupları, mobilyalar ve yemek takımları ilk girişte karşılayan görevliler etkileyici. Menü hakkında bilgi sahibi garsonlar hizmette kusur etmiyorlar. Büyük kaseler içerisinde servis edilen bol malzemeli salatalarını denedik. Genelde salata ile doyamayan birisi olarak beni bile doyuran ve memnun eden salatalar var. Peynir salatası istedik, çeşit çeşit peynir ve cevizden oluşan bir tas salata geldi önümüze. Nasıl bitireceğim

2 ve 16

Başlıktan yazının konusunu çıkartmak zor. 16, 2000 tekil kullanıcı için kalan sayı. Son baktığımda tekil ziyaretçi sayısı 1984 idi. 15 Mayıs 2006 tarihinden bu yana istatistik tutuyorum. 2 ise 15 temmuza kadar kalan gün sayısı. Sayfamızın, kendi sayfam olduğu gibi bir düşüncem yok hiç bir zaman burası benim olduğu kadar sizlerin de, günlük tekil ziyaret sayısını düşününce 2 günde 16 ziyaretçiyi geçeceğini düşünebiliriz. Aslına bakarsanız o kadar da önemli değil ziyaret edilmek. Sayfada reklam yok, alma yönünde bir niyet de yok. Gene de okunduğunu, takip edildiğini bilmek hoş oluyor.

Çiya

İstanbul'un Anadolu yakasının, benim için, merkezinde Kadıköy'de yer alan bir yemek / kültür merkezi Çiya . Aslına bakarsanız Kültür Bakanlığı'nın yapması gerekenleri yapıyor mekanın sahibi ve şefi Musa Dağdeviren. Ülkemizde yerel olarak yapılan ve sevilen yemekleri araştırıyor. İl il köy köy dolaşıp, türkü derleyen ozanlar gibi, yemek tarifleri derliyor. Malzemeler doğal yöntemlerle elde ediliyor. Lezzetli yemekler ve kebaplar, pişirme usüllerine uyularak, modern dünyanın koşuşturmasına inat, sakin sakin hazırlanıyor. Yemek ve Kültür isimli 3 aylık dergiyi de çıkartan Musa Bey, Çiya ile bir çok uluslararası dergiye konu(k) olmuş. Bizim keşfimizden çok önce meşhur olmuştu yani. Ancak, halen mütevazi bir yer. Fiyatlar biraz yüksek gelebilir. Menüye bakmadan sipariş vermemek yerinde olur. Özellikle Ankara'da yaşayanlar dikkat etsin. Aslında Çiya 'nın web sayfasına da göz atabilirsiniz. Günlük menü web sayfasında görülebilir. Çiya 'ya gidince daha önce tatmadı

Urfa İsot Lahmacun

Kızılay civarında açık havada oturup, lezzetli lahmacun ve kebap yiyebileceğiniz küçük bir pide ve kebap salonu Urfa İsot. Marka olup pahalılaşmamış, salatayı ve ezmeyi ikram olarak sunan küçük pide ve kebap salonlarını oldum olası severim. Bu salonların işletmecileri kapitalist düzenin kar hırsından nasibini alamamış gibi gelir. Ne malzemeden çalıp ürünü ucuza getirme gayreti içindedirler ne de masalara keten örtüler örtüp yemek yerine dekora bedel biçmenin. Ne yerseniz onun parasını ödersiniz buralarda. Küver diye bir kalem olmaz adisyonda. Yaptıkları tek reklam mahallenin evlerine ilan dağıtmaktır. Bu güzel yerlerden biri Urfa İsot Lahmacun. İçel sokak No:29/A posta adresi. Posta adresinden konumunu kestirmek zor olur diyorsanız tarifimi okuyun; Kızılay'dan gelirken Yüksel caddesine girin. Tabii ki yürüyerek yapın bunu :) Yüksel caddesini boydan boya geçin. Kolej yönünde yürümeyi sürdürünce Mithatpaşa caddesi kesecek önünüzü. Yolunuzu değiştirmeden karşıya geçin. Cadde gittikçe

IPTV

IPTV ile ilgili okuma çalışmaları yapıyorum uzun süredir. Yayın sektörünü derinden etkileyecek bir konu gibi geliyor bana IPTV. Çok kısa özetlersem, internet protokolü denilen IP üzerinden televizyon yayıncılığı yapılması diyebiliriz bu teknolojiye. İşin içine bir çok konu giriyor elbette. Sıkıştırma tekniklerinin gelişmesi, daha fazla yayını aynı bant genişliğinden göndermenizi sağlıyor. Bununla da kalmıyor elbette IPTV'nin güzellikleri. Televizyon ve bilgisayar teknolojilerinin birleşmesini de bir şekilde sağlamış oluyor. Kişiye ve bölgeye özel reklamlar, yayın ile bütünleşmiş etkileşimli içerik, yayın sırasında sipariş vermek, isteğe bağlı video ilk aklıma gelenler. Önceki yazılarımda da yazmıştım. Özel sektörün büyükleri konunun öneminin farkında. Doğan Grubu'nun elindeki kanalları düşününce bu konuya verdikleri önem çok daha anlaşılır oluyor elbette. Konu ile ilgili internette bir çok kaynak bulunabilir elbette. Son gördüğüm sayfanın bağlantısı aşağıda. İngiilizce bilenler