Ana içeriğe atla

Kayıtlar

bilgisayar alacaklara öneriler

Çevremde bilgisayar almak isteyip danışanlara ilk sorum, bu cihazı neden almak istiyorsunuz, oluyor. Genelde verilen yanıt aynı; internete gireceğim, yazılarımı yazacağım (ofis uygulamaları), çocuk ödevlerini yapacak (oyun oynayacak ve ailesine ödev yapıyorum diyecek). Bu amaçlar için bilgisayarcı ya gidince önerilen sistem çift çekirdekli işlemci, en az 512 MB bellek, 160 GB sabit disk, DVD Double Layer yazıcı ve sair. Oyunu bir kenara bırakırsak temel ihtiyacı karşılamak için önerilen sistemin fiyatının yarısına, hatta bazen dörtte birine alınacak bilgisayar yeterli olacak. Sonuçta satın alınan cihazın buzdolabı, televizyon, çamaşır makinesi gibi dayanıklı tüketim malzemesi sınıfına girmediği, en geç 5-6 yıl sonra değiştirme ihtiyacı ortaya çıkacağı gibi gerçekler, çoğu kez ne yazık ki alıcılardan gizleniyor. Bir çok kez karşıma çıkan bir diğer abukluk ise kopya yazılımlarla hazır sistem satışları oluyor. Elbette yasal olarak suç olan bu durumu hiç kimse yaptığını itiraf etmiyor. An

Etkileşimli Televizyon ve Middleware (Arayazılım)

Etkileşimli televizyon ile ilgili daha önce de yazılarım oldu. Konu, yeni yayın teknolojileri başlığının alt maddelerinden birisi aslında. Uzaktan kumanda cihazının keşfiyle birlikte, hatta ondan çok öncesinde bile bir şekilde etkileşiyordu insanlar televizyonları ile. Bu yazıda ele alacağım konu biraz daha teknik, daha ayrıntı belki, ancak konu ile profesyonel olarak ilgilenmiyorsanız bile sadece tüketici olarak hayatınızı etkileyebilecek şeylerden bahsedeceğim aşağıda. Etkileşimli televizyon yayıncılığı, aslında DVB-S, DVB-C ya da DVB-T üzerinden yapılan yayınların hepsinde kullanılabilen bir ek özellik. Yani yayını göndermek için hangi ortamı kullandığınızdan bağımsız. Zaten her 3 ortam için de etkileşimli televizyon örnekleri var. Ülkemizdeki tek etkileşimli televizyon örneği DVB-S üzerinden gerçekleştirilmekte olan DIGITURK . Hangi ortam kullanılırsa kullanılsın, etkileşimli televizyon uygulamasının olmazsa olmaz şartı set üstü kutusu olarak dilimize geçen Set Top Box (STB) dır. S

günlerin bu gün getirdiği

Başlığı yazınca ister istemez aklıma 1 mayıs marşı geldi: günlerin bu gün getirdiği baskı zulüm ve kandır ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez Zaman zaman yaşananlara inanasım gelmiyor gerçekten. Değerli okuyucularım fark etmiştir belki. Hayatta o kadar can sıkıcı, üzücü şey yaşanıyor ki. Web blogumda bu tür konulardan bahsederek, sayfa okuyucularının canını daha fazla sıkmak istermediğim için sadece beğendiğim yerleri ve konuları yazıyorum. Ancak bu günler ne yaparsam yapayım yaşamakta olduğumuz insanlık dramı ile ilgili yazmaktan kendimi alıkoyamadım. Dün, 1200 vatandaşımızı ülkemize getirmekte olan geminin haberini izlerken Kanal D televizyonunda göz yaşlarımı tutamadım. Bizler savaş görmeyen bir kuşağız. Ülkemizin bir bölümünde yıllardır süre gelen çatışmalar olsa bile Lübnan'ın şimdi yaşadığına benzer bir döneme şahit olmadık ülkemizde. İyi ki olmadık. Savaş, her ne amaçla yapılırsa yapılsın insanı insan olmaktan çıkartıyor. Bu kan ve gözyaşının bir an önce sona erdirilmes

The Subtitle (yani altyazı)

Türk Dil Kurumu Başkanı yaptığı konuşma ile duygularımı dile getirdi; Mal gibi isimler koyacağınıza adam gibi isimler koyun diyerek. Mall mol diye okunuyormuş, büyük alış veriş merkezi anlamına geliyormuş bunu bilmemek cehaletmiş tüm dünya buna böyle diyormuş gibi çeşitlendirilebilecek açıklamalar beni tatmin etmiyor. Migros ya da Gimat alış veriş merkezi olunca daha az anlaşılır olmuyor diye düşünüyorum. Neyse, lafı uzatmayayım. Bu yazının konusu alış veriş merkezinin adı değil zaten. Orada bulunan The Subtitle (Altyazı) isimli mekan. Oldukça iyi tasarlanmış oturma grupları, mobilyalar ve yemek takımları ilk girişte karşılayan görevliler etkileyici. Menü hakkında bilgi sahibi garsonlar hizmette kusur etmiyorlar. Büyük kaseler içerisinde servis edilen bol malzemeli salatalarını denedik. Genelde salata ile doyamayan birisi olarak beni bile doyuran ve memnun eden salatalar var. Peynir salatası istedik, çeşit çeşit peynir ve cevizden oluşan bir tas salata geldi önümüze. Nasıl bitireceğim

2 ve 16

Başlıktan yazının konusunu çıkartmak zor. 16, 2000 tekil kullanıcı için kalan sayı. Son baktığımda tekil ziyaretçi sayısı 1984 idi. 15 Mayıs 2006 tarihinden bu yana istatistik tutuyorum. 2 ise 15 temmuza kadar kalan gün sayısı. Sayfamızın, kendi sayfam olduğu gibi bir düşüncem yok hiç bir zaman burası benim olduğu kadar sizlerin de, günlük tekil ziyaret sayısını düşününce 2 günde 16 ziyaretçiyi geçeceğini düşünebiliriz. Aslına bakarsanız o kadar da önemli değil ziyaret edilmek. Sayfada reklam yok, alma yönünde bir niyet de yok. Gene de okunduğunu, takip edildiğini bilmek hoş oluyor.

Çiya

İstanbul'un Anadolu yakasının, benim için, merkezinde Kadıköy'de yer alan bir yemek / kültür merkezi Çiya . Aslına bakarsanız Kültür Bakanlığı'nın yapması gerekenleri yapıyor mekanın sahibi ve şefi Musa Dağdeviren. Ülkemizde yerel olarak yapılan ve sevilen yemekleri araştırıyor. İl il köy köy dolaşıp, türkü derleyen ozanlar gibi, yemek tarifleri derliyor. Malzemeler doğal yöntemlerle elde ediliyor. Lezzetli yemekler ve kebaplar, pişirme usüllerine uyularak, modern dünyanın koşuşturmasına inat, sakin sakin hazırlanıyor. Yemek ve Kültür isimli 3 aylık dergiyi de çıkartan Musa Bey, Çiya ile bir çok uluslararası dergiye konu(k) olmuş. Bizim keşfimizden çok önce meşhur olmuştu yani. Ancak, halen mütevazi bir yer. Fiyatlar biraz yüksek gelebilir. Menüye bakmadan sipariş vermemek yerinde olur. Özellikle Ankara'da yaşayanlar dikkat etsin. Aslında Çiya 'nın web sayfasına da göz atabilirsiniz. Günlük menü web sayfasında görülebilir. Çiya 'ya gidince daha önce tatmadı

Urfa İsot Lahmacun

Kızılay civarında açık havada oturup, lezzetli lahmacun ve kebap yiyebileceğiniz küçük bir pide ve kebap salonu Urfa İsot. Marka olup pahalılaşmamış, salatayı ve ezmeyi ikram olarak sunan küçük pide ve kebap salonlarını oldum olası severim. Bu salonların işletmecileri kapitalist düzenin kar hırsından nasibini alamamış gibi gelir. Ne malzemeden çalıp ürünü ucuza getirme gayreti içindedirler ne de masalara keten örtüler örtüp yemek yerine dekora bedel biçmenin. Ne yerseniz onun parasını ödersiniz buralarda. Küver diye bir kalem olmaz adisyonda. Yaptıkları tek reklam mahallenin evlerine ilan dağıtmaktır. Bu güzel yerlerden biri Urfa İsot Lahmacun. İçel sokak No:29/A posta adresi. Posta adresinden konumunu kestirmek zor olur diyorsanız tarifimi okuyun; Kızılay'dan gelirken Yüksel caddesine girin. Tabii ki yürüyerek yapın bunu :) Yüksel caddesini boydan boya geçin. Kolej yönünde yürümeyi sürdürünce Mithatpaşa caddesi kesecek önünüzü. Yolunuzu değiştirmeden karşıya geçin. Cadde gittikçe

IPTV

IPTV ile ilgili okuma çalışmaları yapıyorum uzun süredir. Yayın sektörünü derinden etkileyecek bir konu gibi geliyor bana IPTV. Çok kısa özetlersem, internet protokolü denilen IP üzerinden televizyon yayıncılığı yapılması diyebiliriz bu teknolojiye. İşin içine bir çok konu giriyor elbette. Sıkıştırma tekniklerinin gelişmesi, daha fazla yayını aynı bant genişliğinden göndermenizi sağlıyor. Bununla da kalmıyor elbette IPTV'nin güzellikleri. Televizyon ve bilgisayar teknolojilerinin birleşmesini de bir şekilde sağlamış oluyor. Kişiye ve bölgeye özel reklamlar, yayın ile bütünleşmiş etkileşimli içerik, yayın sırasında sipariş vermek, isteğe bağlı video ilk aklıma gelenler. Önceki yazılarımda da yazmıştım. Özel sektörün büyükleri konunun öneminin farkında. Doğan Grubu'nun elindeki kanalları düşününce bu konuya verdikleri önem çok daha anlaşılır oluyor elbette. Konu ile ilgili internette bir çok kaynak bulunabilir elbette. Son gördüğüm sayfanın bağlantısı aşağıda. İngiilizce bilenler

2006 yazının keşfi: Twister

Algida, her yaz (ve aslında kış aylarında da) birbirinden lezzetli ürünleriyle bizleri büyülemeye devam ediyor. Son keşfim Twister. Meyveli, lezzetli, soğuk ve az kalorili bir dondurma. Denemenizi öneririm. Fiyatı Magnum ile kıyaslayınca ucuz oluyor. Afiyet olsun...

Başka türlü bir şey

Akşamın bir saati olmuş. Oturmuş, müzik dinliyor ve düşünüyorum. Düşünecek o kadar çok şey var ki. Düşündükçe içim daralıyor, bunalıyorum. En iyisi düşünmemek diyorum. Her koyun kendi bacağından asılır ne de olsa. Sağlığım yerinde. İşim gücüm var. Keyfim yerinde. Geri kalanına ilişkin yapabileceğim ne var ki zaten. Altta kalanın canı çıksın diyor yaşadığımız sistem. Doğaya bile aykırı düşlediğiniz dünya diyor birisi. Beş parmağın beşi bir değilken, tüm insanlar, sadece insan oldukları için, hatta tüm canlılar, sadece var oldukları için belli haklara sahip olmalıdır demek olsa olsa düştür, diyor bir başkası ve ekliyor: Uyanırsın geçer, ama benim ki uyanınca ortaya çıkıyor. Lüks şehirlerarası otobüste oturup yaşadığım şehre doğru yola çıkmışken, aldığı aylığın yedide biri karşılığında oturduğum koltukta bana hizmet etmesini beklerken hostun, yanındaki belediye otobüsünde sıkış tepiş binmiş yorgun yüzleri görünce düşüm aklıma geliyor. Ya da sakin huzurlu evimde otururken televizyon ekranı

Tadilat bitti bitiyor

Ustalar ile uğraşmak zor iş. İyi niyetle yaklaşıp, sadece insan oldukları için değerli olduklarını bilip ona göre davranınca, kafalanacak biri olarak görülüyorsunuz. Kafasına vur ekmeğini al deniyor ardınızdan. İşin özü insan yönetmek zor zanaat. İyi davransanız tepenize çıkarlar, höt zöt ile davranmak üslubunuza ters olur. Zor iş zor. Neyseki yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik artık. Mutfak ve banyo dolaplarımız da gelince 1 aydır süren sıkıntılar bitecek. En azından hafifleyecek.

Marks Döndü, Howard Zinn

Howard Zinn Boston Üniversitesi'nde tarih profösörü olarak çalışmış. Brooklyn'de büyümüş. Yazarın kitabına yazdığı önsözden bir bölüm aktarmak istiyorum: ...Babam Avusturya'dan gelmiş Musevi bir göçmendi. İlkokul dörtten terkti. O kadar çok çalışmasına rağmen eşine ve dört oğluna güç bela bakabildiğini görüyordum. Bu arada annemin de karnımızı doyurmak, üstümüze giyecek bir şeyler alabilmek ve hastalandığımızda bakımımızı sağlayabilmek için gece-gündüz çalıştığının farkındaydım. İkisinin de yaşamı sonu gelmeyen bir hayatta kalma mücadelesinden başka bir şey değildi. Ama aynı zamanda şunu da biliyordum ki, bu ülkede inanılmaz zenginlikte insanlar da vardı. Ve onlar hiç de annem babam kadar çok çalışmıyordu. Sistem adeletli değildi... Yazar gördüğü adaletsizliklerle büyüdükten sonra bin bir güçlüğe katlanarak okumayı başarmış ve tarih profösörlüğüne kadar yükselmiş. Marks Döndü! isimli tek kişilik oyunda Marks, günümüz New York'una bir saatliğine dönerek kendisini sa

Eski bohçadan: Hurma Sürprizi tarifi

Malzemeler 2 Adet Trabzon Hurması (4 porsiyon için), 8 Tatlı Kaşığı Bal, 4 Tatlı Kaşığı Labne Peyniri, Dövülmüş Ceviz, Hindistan Cevizi Yapılışı Tarif için sevgili eşime teşekkürler. Trabzon hurması, dış görünüş olarak elmayı andıran, lezzet olarak şeftaliye benzeyen güzel bir meyva(ymış). Ben de yeni keşfettim. Hurmaların kabuklarını soyup ikiye ayırdıktan sonra çekirdeklerini çıkartıyoruz. Her yarımın ortasına bir tatlı kaşığı labne peyniri koyuyoruz. Kilo ve kolesterol sorunu olmayanlar kaymak da koyabilir. Balı istediğiniz kadar koyabilirsiniz. 1-2 tatlı kaşığı yeterli oluyor bence. Ceviz ve hindistan cevizi ile süslüyoruz. Afiyet Olsun ...

Erol Evgin'le geçen bir gençlik

Erol Evgin abimin, Barış Manço benim favori şarkıcımızdı. Manço'nun zamansız ölümü ve benim yaşlanıyor olmam beni de Evgin tutkunu yaptı. Nasıl olmam ki; Herkes bir şey aldı götürdü benden Kimi umutlarımı Kimi inançlarımı Kimi en güzel duygularımı Sen, başkalarına benzeme sakın Hep böyle kal Hep böyle kal Heep Bana yakın Bu sözleri dinleyip Çiğdem Talu'yu hasretle anmamak olanaklı mı? Bu şarkıları Evgin kadar iyi yorumlayan olmadı ve olamaz. Ancak, Evgin'in talihsizliği Talu'nun zamansız kaybı oldu. Talu sonrası Evgin'in çıkarttığı albümler eski tadından çok uzak.

Ferit Giyim Sanayi

İstiklal caddesi, İstanbul'un sevdiğim yerlerinin başında gelir. Cadde üzerinde bir çok dükkan vardır. Bursa Kebapçısı'nda kebap yemek, Mephisto'da kitap okurken kahve içmek, İnci'de profiterol, Saray'da muhallebi yemek, caddenin sonundaki Gramofon'da caz dinlemek küçük keyiflerim arasında. Şimdi bunlara bir yenisi daha eklendi: Ferit'ten gömlek almak. İnsan hayatında en güzel hediyeyi kendinden alır. Ferit'ten aldığım keten gömlek de bu seyahat sırasında kendime hediyem. Normalde bu kadar paraya gömlek almam. Ancak rengi, kesimi ve özellikle yakası çok hoşuma gitti. Başka yerde şubesi olmaması talihsizlik bile olsa İstiklal caddesi No:203'te yer alan Ferit Bay Bayan Moda, kendine özgü tasarımları olan ender yerlerden birisi. Benim aldığım kısa kollu, hakime benzer ancak daha düşük yükseklikte yakalı ve çift cepli keten gömleğin uzun kollusu - normal yakalı olanı da var. Fiyatı ise kısa kollu için 75 uzun kollu için 85 YTL. Yazdığım gibi benim gömleğ

Eski bohçadan: Tiramisu tarifi

Eski sayfamı takip edenler hatırlayacaktır. Gezi foto ve yorumları, kültür sanat ve teknik bölümlerinin yanı sıra, aslında web sayfamın ilk bölümü, yemek tarifleriydi. Bu sayfalardaki tarifleri yavaş yavaş buraya kopyalıyorum. İlk tarif pek çoğumuzun severek yediği Tiramisu. Birden fazla şekilde yapılıyor olsa bile en kolay tariflerden birisi aşağıda... Malzemeler 500 ml Süt, 1 Adet Hazır Kek, 1 Adet Çikolata, 1 Kaşık Granül Kahve (neskafe), 1 Paket Labne Peyniri, 4 Yemek Kaşığı Un, Kakao, 4 Yemek Kaşığı Şeker, 1 Adet Yumurta Yapılışı Hazır keki tüm marketlerde bulabilirsiniz. İki parçaya ayrılmış olarak satılıyor. Öncelikle keki ıslatmamız gerekiyor. Bunun için bir su bardağına 1/3'ü süt, 2/3 su koyuyoruz. Bu karışımı ocakta ısıtırken içerisine 1-2 parça çikolata ve 1 yemek kaşığı granül kahve (neskafe olarak da bilinir) eklenir. Çikolata eriyince karışımı keki ıslatmakta kullanıyoruz. İsterseniz bu karışıma kanyak da ekleyebilirsiniz. Şimdi sosu hazırlayalım. Yarım litre sütün iç

Hız sınırlamaları

Ankara'da yaşayanlar yakından bilecektir. Ankara'yı Eskişehir'e, Konya'ya ve İstanbul'a bağlayan yollardan şehir merkezine doğru gelirken, neredeyse hiç, ışığa takılmıyorsunuz. Tüm ışıklı kavşaklar köprülerle aşılmış durumda. Her üç yolda da yaklaşık 4 gidiş 4 de geliş şeriti yapılmış. Hız sınırı ise 50 km / saat. Olabildiğince bu yollardan uzak durmaya çabalasam bile zaman zaman buralara yolum düşüyor. Yolun en sağ şeritinden saatte 60 km civarında hız ile seyretmeye gayret ediyorum. Ancak bunu başarabilmek pek kolay olmuyor. Dikkatinizi çekmek isterim; saatte 60 km, yani azami hız sınırının %20 fazlasıyla yolun en sağından ilerlememe izin verilmiyor. Nedeni çok basit. Bu yollarda trafik ortalama 90 km /saat hız ile akıyor. Bu gerçeği tüm denetim elemanları da biliyor. Ne zaman bir kaza olup 3-5 kişi ölüyor, kazanın ertesi günü herkes hızın ölüm getirdiğinden bahsediyor. Ardından arabalarına binip, sanki biraz önce hızın ölüm getirdiğinden bahsetmemiş gibi, 90-100

Sayısal Karasal Yayına Geçiş

Uzun süredir yazmak istediğim ancak fırsat bulamadığım Sayısal Karasal Yayına geçiş konusunda Avrupa ülkeleri için belirlenmiş tarihlerini duyurayım istedim. Burada yazdığım tarihleri Natalie Mouyal'in EBU (Avrupa Yayın Birliği) toplantısında yaptığı sunumdan aldım. Aslında gönül isterki yazının tümünü tercüme edip bloga koyayım. Ancak, yazarından izin almadan böyle bir şey yapmamın olanaklı olmadığını takdir edersiniz. Neyse, bir iki çarpıcı sayıyı vererek başlayayım bilgilendirmeye; Ülke DVB-T Girişim Düzeyi Süre (*) İngiltere %25,7 7 İsveç %14,5 6 İspanya %04,7 4 Finlandiya %25 4 Hollanda %01 2 Almanya

11 yıl sonra gelen terfi

Bir kaç gündür yazamıyordum. Bir türlü fırsat bulup iki kelime yazamamak çok üzücü gerçekten. Hele ki hayatımda önemli gelişmeleri sizlerle paylaşamamış olmak rahatsız edici. 11 yıldır elektrik elektronik mühendisi olarak çalışıyorum. Şu an 4. iş yerimdeyim. Bu 4. iş yerinde 3 farklı birimde çalıştığımı düşününce toplam 7 farklı yerde çalıştım diyebilirim. İlk 3 iş yerinde 1'er yıl, kimisinde 1 yıldan bile az, çalıştım. 11 yıllık meslek hayatımda bu yıla kadar hiç terfi etmedim. İlk kez bu yıl (hatta geçen haftalarda) terfi ettim. Mühendis iken Başmühendis oldum. Oldum da ne oldum; brüt maaşım 50 YTL / ay arttı. Vatana millete ve bana hayırlı uğurlu olsun :)

Teknoloji Kimin Umurunda, Mehmet Doğan

Mehmet Doğan'ın Alfa Yayınları'ndan çıkan kitabı Teknoloji Kimin Umurunda, yazarın Altı Üstü Tasarım isimli web blogunda yer alan yüzü aşkın yazısından yaptığı derlemelerden oluşuyor. Kitabın isminin çok iyi seçilememiş oluşu ve özellike arka kapakta kitabın içeriği ile ilgili bilgilere yer verilmemiş olması nedenleriyle gözden kaçabilecek önemli bir eser. Önsözünde ...kısa bir kitap özeti vermek istiyorum: kullanıcı deneyimi çok önemli. demiş yazar. Gerçekten de isminden anlaşılması zor olsa da kitap, özellikle web üzerinden geliştirilen, projelerin nasıl tasarlanması gerektiğini, pek çoklarımızın okurken nereye bağlanacağını anlayamayacağımız konu dışı öykülerle açıklıyor. İsveç Kralı Gustav Adolf'un başarısızlıkla sonuçlanan Vasa Savaş Gemisi projesinden yola çıkarak günümüzde proje yönetimine ilişkin çok önemli dersler çıkartabiliriz. Yazar, bu ve benzeri bir çok öyküyle zenginleştirdiği kitabında çok akıcı ve duru bir dil kullanmış. Kitaptan ve yazarın web s

küçüğüm daha çok küçüğüm

Sezen Aksu'nun seslendirdiği efsane şarkılardan birisi. Trafik kazasında kaybettiğimiz Uzay Heparı isimli genç yeteneğin yazdığı bir şarkı bildiğim kadarıyla. Zaman zaman yaptıklarımı durup düşününce tam şarkının sözlerine uygun olduğunu düşünüyorum. 32 yaşımı yeni bitirip 33'ümünden gün almış olmama karşın halen : küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden bütün hatalarım öğünmem bu yüzden bu yüzden kendimi özel, önemli zannetmem küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden bütün saçmalamam yenilmem bu yüzden bu yüzden kendime hala güvensizliğim ne kadar az yol almışım ne kadar az yolun başındaymışım meğer elimde yalandan, kocaman, rengarenk, geçici, oyuncak zaferler küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden bütün korkularım gururum bu yüzden bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden sonsuz endişem savunmam bu yüzden bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem ne kadar az yol almışım ne kadar az yolun başındaymışım meğer elimde yalandan, kocaman, rengarenk, geçici, oyun

Müşteri Odaklı Hizmet Anlayışının Örneği : CHIP Dergisi

Chip , yıllardır bayiden alarak takip ettiğim, sektörümüzün önemli dergilerinden birisidir. Geçen ay, İstanbul'daki COMPEX fuarında standlarını görünce hep düşündüğüm ancak üşendiğim "abonelik" işlemini yaptırmaya karar verdim. Aboneliğimi yaptırıp dergimin ilk sayısını (aboneliğimin ilk sayısı elbette) aldım. İkinci sayı ise haziran ayında ulaşacaktı. Geçtiğimiz hafta sağlık izninde olduğum ve derginin teslim adresi olarak işyerimi bildirdiğim için dergime ulaşamadım. Dün derginin gelmemiş olduğunu gördüm. Oysa teslim adresini ve teslim edilmesini istediğim kişilerin bilgisini doğru bildirdiğime emindim. Bu sabah ilk iş olarak Chip dergisinin internet adresinden abone işlerine bakan iki görevlinin adresine aşağıdaki iletiyi gönderdim: Subject: Chip Dergisi Aboneliğim Importance: High Merhaba, Geçtiğimiz ay İstanbul'da düzenlenen Compex fuarı sırasında Chip dergisine 1 yıllığına abone oldum. Abonelik ücretini kredi kartı ile ödedim. İlk sayıyı da orada aldım. Haziran

İmkansızlıklar Detektifi

Martin Mystere'i hiç okumuşluğum yok ama İmkansızlıklar Detektifi'ni tanıyorum. Blog macerasına başlamama neden olun kişidir kendisi. Yani "bu adam deli midir neden böyle aklına geleni yazıp duruyor" diye kızıyorsanız bana, benden önce kızmanız gereken kişi Martin'dir. Kendisi ile ilk sohbet şansımız İngiltere'de bir eğitime beraber katılacak olmamız nedeniyle eğitim öncesi verilen yemekte olmuştu. Ne günlerdi ama. Soğuk bir Şubat ayı, tarihi iyi hatırlıyorum. İngiltere'de deli dana hastalığı olduğundan bir hafta boyunca aynı Azeri pizzacıdan "no meat" peynirli pizzalarını, İbrahim Tatlıses ve Ferdi Tayfur müzikleri eşliğinde yedikten sonra "yahşi yahşi" diyerek teşekkür ettiğimizi nasıl unutur insan. Sonrasında Martin İstanbul'dayken bir süre görüşemedik. Neyseki kesin dönüş yaptı tekrar. İyi ki varsın sevgili Martin. Hayata farklı pencereden bakan insan sayısı fazla değil günümüzde. Sen bir detektif olarak elbette farklı bakacaks

Bininci tekil ziyaretçiye doğru

Değerli okuyucularım, İstatistik tutmaya başlayalı 1 ay bile olmadan 1000 tekil ziyaretçi sayısına ulaşmış olmaktan ötürü tarifi olanaksız mutluluklar içindeyim. Daha önce de belirttiğim gibi, okuduklarımın birilerince kullanıldığını, dikkate alındığını görmek, yazma sıklığımı ve yazıların teknik düzeyini arttırıyor. Bu bağlamda teknik konulara devam edeceğim. Sayısal karasal yayıncılık, DVB-T, konusunu bir miktar ihmal ettim belki ancak, merak etmeyin. Çok yakında konu ile ilgili son gelişmeleri özetleyen ve Avrupa'daki gidişi anlatan bir yazı göreceksiniz. Eski bohçadan yeni sayfalara taşımayı haftanın belirli bir günü yapmaya çalışacağım. Sayfamın ziyaretçileri bilecekler ki haftanın X günü sayfada gezi ile ilgili bir yazı konulmuş olacak. Şimdilik yenilikler bu kadar.

Şoray Uzun hayal kırıklığı

Geçtiğimiz cumartesi, uzun yıllardır görmek istediğim Ağın'ı görebileceğimi düşünerek heyecanlanmıştım. Kanal 7 televizyonunda Anadolu'nun çeşitli köylerini ve yörelerini dolaşarak magazin-kültür ve sair program yapan Uzun, tiyatro sanatçısı olmasını çok yerinde kullanarak sıkmadan izletiyor kendisini. Ancak, eğer benim gibi, programda tanıtılacak yöreye ilişkin görüntüleri görebileceğinizi düşünüyorsanız biyik hayal kırıklığına uğrarsınız. Bir saati geçkin program boyunca Ağın'a ilişkin tek kare görüntü Ağın giriş tabelasıydı. Ne diyelim, kısmet değilmiş. Belki başka programlarda...

Şoray Uzun Yolda Ağın'da

Kanal 7 'nin, rastladıkça izlediğim gezi programı bu kez Elazığ'ın güzel ilçesi Ağın'da. Gakkoşlar diyarı Elazığ'ın önemli ilçelerinden Ağın'ın hayatımdaki yeri başka. Sevgili eşimin memleketi Ağın. Ben de yarı Ağın'lı sayılırım bu durumda değil mi? :) Neyse, bu akşam (10 Haziran 2006) Türkiye saati ile 19.30'da Kanal 7'nin başında olun. Program 19.45'te başlayacak ama olsun erkenden ekran karşısında olmakta yarar var.

Mühendislik ve yaz stajları

Genellikle hiç üzerinde durulmayan zorunlu yaz stajları, mühendislik eğitiminin önemli bölümlerinden birisidir. Birisi ikinci sınıftan üçüncü sınıfa geçerken, diğeri de üçüncü sınıftan dördüncü sınıfa geçerken olmak üzere iki yaz yapılır. Yazın yapılmayanları şubat arasına sıkıştıranlar da olsa bile adı üstünde "yaz stajı". Yaz aylarında yapılacağı varsayılmıştır. Eğer iyi bir üniversitenin iyi bölümlerinden birinde okuyorsanız, stajınızı yapacak yer bulma konusunda fazla sorun yaşamazsınız. Bölümünüze, staj yapabileceğiniz yerler başvuruda bulunmuştur. Özel bir yer aramıyorsanız onlardan birini tercih edersiniz. Olabilse bir çoğunun "naylon" olarak yapmayı tercih edeceği staj, dediğim gibi mühendislik eğitiminin önemli halkalarındandır. Stajlarımdan birincisini Tübitak'ta diğerini Hacettepe Hastanesi Elektrik Atölyesi'nde yaptım. İkinci sınıftan üçüncü sınıfa geçerken, yani ilk yaz stajında öğrencinin hedefi sektörü tanımak olmalıdır. Çalıştığı (staj yaptığ

Bilgisayar alırken

Biliyorum yaz tatili gelince okula gidenlerin ilk istekleri bilgisayar olacaktır. Gerçi son günlerde döviz yükselmiş olsa bile halen bilgisayar fiyatları geçtiğimiz yıllarla kıyaslandığında ucuz gibi görünüyor. Çevremden gördüğüm bir iki yanlış uygulama ile ilgili dikkatinizi çekmek istedim. Bunların birincisi bu aygıtın (bilgisayar) ne için alındığına ilişkin herhangi bir fikrin olmaması. Şöyleki, "çocuğa bilgisayar" almaya karar vermiş amcaya soruyorum. Amca, bu çocuk (ki genelde orta öğretime gidiyor oluyor) ne yapacak bu bilgisayar ile. Amca, derslerinde kullanacak. Ödevlerini internette arayacak. Çağın yeniliklerini ve gelişmelerini takip edecek, arada az da olsa oyun oynayacak gibi yanıtlar veriyor. Yani çocuğumuz mimari çizim, gerçek zamanlı görüntü işleme ve sair yüksek işlemci ve bellek gücü gerektiren hiç bir uygulama kullanmayacak. Herhangi bir bilgisayar firmasının kapısını çaldığında sevgili amcamıza çıkartılacak donanım listesinde DualCore olarak adlandırılan ç

Göksu Restaurant

Özellikle öğlen saatlerinde Kızılay, Sakarya civarında düzgün yemek yiyeceğiniz bir yer arıyorsanız en doğru seçim Göksu Restaurant olacaktır. Meşhur Otlangaç'ın karşısına denk düşen mekan, hızlı ve özenli servisi, lezzetli ve fahiş olmayan fiyatları ile bölge insanlarının gönlünde çoktan taht kurmuş. Öğle saatlerindeki kalabalığa karşın hızlı ve özenli servisin sırrı yeterli sayıda personel çalıştırmak olsa gerek. Yemeklerinde etsiz çeşitlerinin az oluşu dışında kusuru yok denebilir. Akşam servisini hiç denemedim, ancak akşamları Sakarya'ya gidenlere fazla hitabetmeyebilir. Afiyet olsun. GÖKSU RESTAURANT Bayındır Sokak No: 22 / A Kızılay - ANKARA tel 312 431 47 27 - 431 22 19

Kaan Arslanoğlu - Politik Psikiyatri

Değerli psikiyatrist doktor Kaan Arslanoğlu, bu özelliğinin yanında, bir çok roman ve inceleme kitabı yazan bir yazar. Yanlış anımsamıyorsam değerli yazarımızın tüm romanlarını okudum. Bir çoğu oldukça derinden etkiledi beni. Bu yazımda romanlarından ziyade Yanılsamanın Gerçekliği isimli inceleme-deneme kitabından bahsetmek istiyorum. Kitaplarından demek daha doğru olacak, çünkü bu kitaptan sonra çıkan Politik Psikiyatri isimli kitabın alt ismi de Yanılsamanın Gerçekliği II. Kitap ile ilgili bir incelemeyi bağlantıdan bulabilirsiniz. Kitapların bu yazıya taşınmalarının sebebi ise değerli kuzenimin Amerika'da yaşayan Türkler yazımla ilgili yaptığı yorum . Yorumda, oraya giden ve belli bir süre kalan kişilerin, oradakileri mankafa oldukları yorumu yapmaları, ilerleyen zamanda ise aslında bu mankafalığın iyi bir olduğunu düşünmeleri vs.lerden bahsediliyor. Sn. Arslanoglu, ülkemizde ve dünyada yönetim sistemlerinin neden daha adil, daha insancıl olamadığını açıklamak için insan evri

Sayısal Karasal Yayıncılık STB

Sayısal karasal yayıncılık ile ilgili yazılara devam. Bu yazımda set üstü kutusu (STB) konusunu biraz irdeleyeceğim. Türkiye'de yaşayanlar, hatta ülke dışında yaşayanların bir bölümü de "DIGITURK " isimli uydu üzerinden paket yayını yapan firmayı biliyorlardır. Firma, abonelerine STB verip uydu üzerinden gönderdiği paketin, aboneliğe göre çözülerek televizyondan izlenmesini sağlıyor. Bunu yaparken, normal televizyon yayıncılığına ek olarak, çeşitli futbol maçlarında pozisyon tekrarı, gollerin yeniden izlenmesi gibi ya da televizyon bankacılığı, mesajlaşma, etkileşimli oyunlar, tatil paketlerinin seçimi vs gibi alıştığımız tek yönlü yayıncılık deneyimini değiştirecek işler yapıyorlar. Bu işlerin geneline yayıncılık yazınında ya enhanced TV ya da interactive TV deniyor. İkisi arasında bir miktar fark olsa bile (enhanced TV uygulamalarında geri dönüş kanalı olmuyor genellikle) iki terim de benzer yayınları anlatmak için kullanılabiliyor. Uydu üzerinden yapılan bu yayınlarda

Amerika'daki bir Türk'ten yorum

Amerika'da Türk olmak isimli program ile ilgili yazdığım yazıya, Amerika'da bir Türk olan kuzenimden yorum gelmiş. Sevgili Kuzen'in yorumda yazılanlara katıldığını, ancak yorumun asıl sahibini bilmediğini, internetten gelen "anonim" yazılardan biri olduğunu belirtmiş bugün. Yazının başlığı doğru oluyor bu durumda. Amerika'da yaşayan bir Türk'ten yorum anlayacağınız...Yurt dışında yaşayan diğer okuyucularımdan yorumları beklerim.... Yorumu yazının sonundaki "yorum" bölümüne eklemiş olsam bile Varan'ın yanıtında olduğu gibi gözden kaçma olasılığına karşı ayrı bir yazı gibi yayınlıyorum. Tespitleri sizleri de şaşırtacaktır... " "Amerikada Turk Olmak" ABD'ye turist olarak gelmis her Turk buralara hayran kalarak geri doner. Cunku bunlar, 2-3 haftaligina New York ,Chicago, San Francisco, Los Angeles, Miami vb. gibi yerlere giderler. Otelde veya bir arkadaslarinda kalip, sabah aksam, muze, park, disco, bar gezerler. Sonucta da gay

Sayısal Karasal Yayıncılık

Dün kaldığım yerden devam etmeye çalışayım. Bu yazıda işin daha çok kullanıcı tarafını izah etmeye gayret göstereceğim. Bir kere televizyon yayınının sayısal olması, alıcılarımızın (yani televizyonlarımızın) değiştirilmesini gerektirmeyecek. İlerleyen yıllarda sayısal alıcılı televizyonlar üretilecek elbette, alına bakarsanız bu tip cihazlar hali hazırda satılıyor zaten (daha çok ombi diye adlandırılan hem sayısal hem analog tuner'lileri özellikle), ancak tüm televizyonların sadece sayısal alıcılı modellerle değiştirilmesi uzun yıllar alacaktır. Yani bu dönüşüm (sayısal yayın dönüşümü) renkli TV gibi bir dönüşüm değil. Ne gerekecek peki bu sayısal yayını izlemek için? Tıpkı sayısal uydu yayınlarını izlemek için de ihtiyaç duyduğumuz Set Üstü Kutusu (SetTopBox - STB). Bu kutuların içerisinde, gönderilen yayınları almaya uygun almaç (reciever) ve yayını televizyonun anlayacağı biçeme (formata) çevirecek donanım bulunmaktadır. DVB-T yayınları için farklılık bir yerde kutu seçiminde

Cam balkon yaptırırken

Cam balkon kapatmak yeni modalardan. Tek tek kırılıp bir ya da iki kenara toplanarak açıkmış gibi görünen balkonlardan bahsediyorum. Öncelikle belirteyim; pvc doğrama gibi bir yalıtım beklemeyin cam balkondan. Sadece rüzgarı kesebilirsiniz. Ne sese ne de ısıya ciddi yararı olmaz. Kullanacağınız üründe cam kalınlıklarını araştırın. 8mm temperli cam dışında bir şey kullanmayın. Sistemin taşıyıcı rulmanlarını, taşıma sistemini, camların üst ve alt raylarla arasında izolasyon için konulan fırçanı özelliklerini sorun taktırmadan önce. Bir de eğer ki stor perde düşünüyorsanız tavan ile camın açılır mekanızması arasına en az 10 cm'lik sabit bir bölüm koydurun. Bir çok cam balkon kapamacı, buna bize iş yapanlar dahil ne yazık ki, bu konuda müşterisini uyarmıyor. Stor sistemi 8 cm'lik sabit bölüm gerektiriyor. Tavana monte edilen stor, eğer sabit bölüm olmaz ise, camın açılmasına engel oluyor. Cam balkon sistemlerinde camlar kırılarak açıldığı için kanatın yarısı içeri doğru geliyor.

Klima taktırırken iyi düşünmek gerekiyor.

Klimalarımız takıldı dün. Klima seçimi konusunda yardımcı olan herkese bu vesileyle teşekkür ederim. Biri salona biri yatak odasına olmak üzere 2 adet, evimizdeki diğer beyaz eşyalarda olduğu gibi Arçelik marka 9500 ve 7000 BTU'luk cihazımız var artık. Sayfanın sadık izleyicileri bilecektir evdeki tadilatı. Epey bir değişiklik / yenilik yaptırıyoruz. Bunlardan birisi de cam balkon kapatma. Çok gürültülü bir cadde üzerinde oturduğumuz için balkonumuzu hiç kullanamıyorduk bu kapatma öncesi. Burada oturamıyor oluşumuzun tek nedeni gürültü değil elbette. Öğleden sonra evin içine ve dolayısıyla balkona doğan güneş. Şimdi güneşin sıcaklığına balkonun içine monte ettirdiğimiz iki klimanın dış ünitelerinin verdiği sıcaklık da eklendi. Anlayacağınız klimalar çalışırken içerisi soğuyacak ancak dışarısı iyice ısınacak. Bu gerçeği göz önünde bulundurun klima alır ve taktırırken. Bize keşif için gelen servis bunu söylemeyi unuttu. Benim de aklıma gelmedi. Gerçi büyük bir sorun değil. Zaten gü

Yeni yayın teknolojileri

Yayıncılıkta yeni gelişmeler olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz aylarda Ankara ve İstanbul'da deneme yayınlarına başlanan DVB-T (Digital Video Broadcasting-Terresterial) Sayısal Karasal Yayın bunlardan birisi. İlk duyurusu sırasında bir takım yanlış anlaşmalara sebep olsa bile yavaş yavaş ne olduğu ve ne olmadığı anlaşılıyor. Takip edenlerin hatırlayacağı gibi sayısal uydu yayını sektöründe çalışan firmalar, çanak anten ve sayısal uydu alıcısı üretenler, ortak ilanlar vererek yeni başlayan DVB-T yayınlarının uydu yayınları ile ilgisi olmadığını, uydu yayıncılığının yerini alamayacağı açıkladılar. İşin teknolojisine fazlaca girmeden, olabildiğince sade açıklamaya çalışayım neler olup bittiğini. Öncelikle belirtmekte yarar var: DVB demek sayısal yayın demektir. DVB sonrası gelen harf yayının hangi ortamdan gönderildiğine göre değişir: DVB-S : En çok bilinen ve bir çoğumuzun kullandığı sayısal uydu yayınlarıdır (Satellite) DVB-C : Ülkemizde bir türlü uygulamaya geçememiş sayısal kablo

Tadilat Sürüyor

Evde yaptırmakta olduğumuz tadilat sürüyor. Bu güne kadar mutfak ve banyo dolaplarının siparişini verdik. Su tesisat işlerimiz tamamlandı. Kalörifer petekleri yenilendi. Banyoya havlupan konulacak sadece, fayans işi bittikten sonra. Camlar, akustik lameks kaplı ısı camlı Ege Pen ile değiştirildi. Cam balkon kaplamamız yapıldı. Eletrik tesisatındaki düzenlemeler yapıldı. Klima siparişi verildi. Panel kapı siparişi verildi. Fayans, klozet satın alındı. Kırılacak fayansların, çok büyük bir çoğunluğu, kırıldı. Sıva işine başlanıldı. Geriye kalanlar ise; fayanslar döşenecek. Tavanlar kartonpiyer olacak. Boya badana yapılacak. Klima ve kapılar takılacak. Son olarak da salonun parkesi silistre olacak. Yazının tuttuğu yere bakınca bile işin çoğunun gittiği azının kaldığı görülüyor. Aslına bakarsanız işin özü güvenebileceğiniz birisini bulmak ve tüm işi aynı kişiye vermek. Bu açıdan çok şanslıyız. Sevgili ustamız abimiz Ömer Yüzüak (Yüzüak Dekorasyon-telefon bilgilerini daha sonra yayımlayacağı

Altı Üstü Tasarım

İnternette Türkçe içeriğe fazla rastlanmıyor. Sayfalarda yer alan içeriğin bir kısmı, diğer sayfalardan alıntılardan oluşuyor. Yani 'orijinal' Türkçe içerik daha da az. Kaliteli, orijinal diye kıstasları çoğalttığınızda sayı daha da düşüyor. Altı Üstü Tasarım, yukarıdaki iki kıstasa da fazlasıyla uyuyor. Sayfanın mimarı Sn. Mehmet Doğan, Kanada'da (o soğuk memlekette nasıl yaşanır Akdeniz iklimine alışmış birisi hiç bilemesem bile :) yaşayan bilgi işlem merkezi yöneticiliği yapan bir ağabeyim. Kendisi ile tanışmam, tahmin edebileceğiniz üzere internet üzerinden tanışmam elbette, google'da ismimi aratırken oldu. Sayfama ( o zamanki blog'uma) bağlantı verdiğini görüp sevinmiştim. Bu sabah aynı aramayı yapınca sevgili Mehmet Abi'nin yazdığı bir kitap için hazırladığı Mehmet Doğan'ın kitabını henüz edinmedim. En kısa sürede (bugün) edinip, okuyup yorumlarımı siz değerli okuyucularımla paylaşacağım. Kitabın ismi "Teknoloji Kimin Umrunda". Kitap ile ilgi

Amerika'da Türk Olmak

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT), ikinci kanalında sessiz sedasız devam etmekte olan bir belgeselin ismi "Amerika'da Türk Olmak". Sayın Z. Tülin SERTÖZ tarafından hazırlanmış 13 bölümlük bir seri. TRT'nin hazırladığı programların hepsi gibi bu da oldukça fazla emek harcanarak üretilmiş. Doğrusu harcanan emeğe değmiş. Amerika'da Türk olmak konusunu her yönüyle ve tüm ülkeyi içine alacak şekilde incelemiş değerli yapımcı. Montaj, müziklerin seçimi, kameranın, ışığın kullanılışı harika. Dün izlediğim bölümü beyin göçü ile ilgiliydi. Elektrik-elektronik yüksek mühendisi olarak çok yakından bildiğim bir konu bu ne yazık ki. Benim de bir çok dönem arkadaşımın dünyanın çeşitli yörelerine dağılmış durumda. Onları suçlamak da kolay değil. Ülkemizde teknoloji geliştiren firma sayısı fazla olmayınca bir mühendisi tatmin edecek işler bulmak çok zor oluyor. Bir tercih yapmak gerekiyor bu durumda, ya herşeye karşın ülkenin size harcadığı paranın karşılığını vermek için ül

Zeytin Bey'den pozlar

Zeytin Bey'den haberler vermeye devam edeyim. Bu aralar pek keyfi yok ne yazık ki. Evinde tadilat yapılınca, sakin bulduğu yerlere sığınıyor. Eski mutlu günlerine ilişkin iki fotograf önce :) Televizyonun üstü yeni keşiflerinden. Sıcak olduğundan mıdır?, yoksa radyasyon isteğinden mi bilemedim :) Şimdiki hali ise;

TCDD Vagon Restaurant

2006 yılında yazmıştım aşağıdaki yazıyı. Bu günlerde sıkça okunan bir yazı olduğunu görünce yazıdaki bilgileri kontrol edip güncelleyeyim istedim. 22 Şubat 2013 itibariyle öğrendiğime göre Vagon Restaurant kapanmış bulunuyor. Geçici olarak mı kapalı yoksa tamamen mi kapatıldı bilemiyorum. Keyifli bir mekandı. Anlaşılan sayfanın arşiv yazılarından birisi oldu. Ankara'da yaşayıp, Vagon Restaurant'ı bilenlerin sayısı, ne acıdır ki, fazla değil. Oysa Ulus'taki merkez garın hemen yanıbaşında,  ağaçlar ve çimenlerle çevrelenmiş havuzunun kenarına yerleşmiş masaları, uygun fiyatı, kaliteli hizmeti ile açık havada yemek ve kahvaltı keyfi yapabileceğiniz sayılı yerlerden. Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda biraz tereddüt geçirdim. Bu güzelliği siz sevgili okuyucularımla paylaşmak, genelde boş olan mekanın birden dolması anlamına gelecek çünkü. Geçtiğimiz pazar uzun pazar kahvaltısı (brunch da diyorlar :) yapmak için gittik bu güzel yere. Mekanın fotograflarını ilk fırsatta yazıy

'Neverland' kitabevi, ANKARA

NE YAZIK Kİ NEVERLAND KİTABEVİ KAPANDI....BU YAZI GÜZEL BİR ANI OLARAK ARŞİVLERDE DURUYOR.... Ankara'da yaşayıp Metropol sinemasını bilmeyen yoktur. Eskiden sokak olan şimdi cadde adını almış Selanik'te yer alan, Kızılay'ın eski sinemalarından. Tüze grubunun işlettiği, özellikle büyük salonlarında film izlemenin keyifli olduğu bir sinema. Yakın zamanda tadilat geçirdiğini ve artık daha güzel bir yer olduğunu belirteyim. Metropol sineması değil ancak bu yazımın konusu. Sinemanın tam karşısında, dışarıdan önemi çok da belli olmayan Neverland kitabevi. Önemi belli olmayan diyorum çünkü Türkiye'nin ilk çocuk kitabevi. "Kitapları çocukların ulaşabileceği yerler koyduk" demeleri boşuna değil. Gerçekten de 5-6 yaşındaki beyler ve hanımların boylarına göre düşünülmüş rafların yerleşimi. Kitabevinin sahibinin "çocuklar için bir şey yapmalı" diyen bir öğretmen oluşu, birazdan mekanın içini anlatınca sizlerin de hak vereceği insan ve hayvan sevgisi, işini s

Ev işleri başlıyor

Evimizin tadilat işleri yarın başlıyor. Pencerelerimizin değiştirilmesi ile başlayacağız işe. Pencerelerini değiştirmeyi düşünenlere bir kaç küçük tavsiyede bulunabilirim. Seçeceğiniz marka kadar kullanacağınız cam da önemlidir. Her çift cam Isı cam değildir. Isı cam, tıpkı selpak, sana gibi ürünün ismi olmuş markadır. Bu arada ısı camın farklı ihtiyaçlara yönelik özel çözümleri var. Örneğin eviniz çok fazla güneşe maruz kalıyorsa iki cam arasına ısı geçirgenliği az bir malzemeden fitil konularak ışık geçirgenliği neredeyse aynı olan ancak ısıyı geçirmeyen, dolayısıyla evin sıcaklığını arttırmayan camlar var. Gene fazla gürültülü bir ortamdaysanız akustik lameks kaplamalı cam kullanabilirsiniz. Elbetteki bu istekleriniz size artan maliyetler olarak geri dönecektir :) Ancak bu işler her gün yapılan işler değil. Eğer camlarınızda perde kullanmak istemiyorsanız, iki cam arasında 'mikro jaluzi' denen bir sistem yerleştiriliyor. Bu sayede hem jaluziniz kirlenmiyor hem siz perde derd

Blog'a kısa ara

Değerli okuyucularım, Elimde olmayan nedenlerle sayfamı güncellemeyi kısa bir süreliğine aksatabilirim. Bu nedenle şimdiden hepinizden özür diliyorum. Merak etmeyin, olumsuz bir durum yok. Bir kısmınızın dolaylı olarak bildiği tadilat işimiz başlayacak yakında. Bu nedenle sağa sola gitmekten başka işlere vakit ayrımam zor olacak. Bu arada eski yazılarımı okumanızı öneririm. Özellikle tiyatro, sinema ve kitap yorumlarımı okumanızı, düşüncelerinizi paylaşmanızı rica ediyorum. Artık okunmayan şeyler yazmaktan sıkıldım. Okunmadığım, okunsam da önemsenmediğim ortamlardan olabildiğince uzak durmaya çalışacağım. Eflatun'un çok sevdiğim bir sözü, yanlış anımsıyor olabilirim kelimeleri ama özü, " Hayatta hiç kimseye kendini sevdirmeye uğraşma" der. Doğru bir söz bence de. Sağlıklı, öz güvenli, sigarasız günler...