Ana içeriğe atla

Küçükkuyu Güncellemesi - 2018

Blog yazarak hayatımı kazanmıyorum. Bugüne kadar blog yazarak elde ettiğim tek şey, Nedim Gürsel üstadın imzalı kitabı oldu. Kendisine ve vesile olan kıymetli Cüneyt Ayral'a bir kez daha teşekkürler...

Tamamen kendi keyfim için yaptığım bu blog yazma işinde, yazı güncellemek, hiç sevmediğim bir şey. Çünkü bu güncelleme öyle sanıldığı kadar kolay değil. Hele benim gibi her daldan her yerden yazan birisi için. Mesela, Küçükkuyu, 2010 yılından bu yana, düzenli sayılabilecek bir sıklıkla gittiğimiz bu şirin yerle ilgili yazdıklarımı güncellemek için bir sonraki yaz ayını beklemek gerekiyor. 

Bu uzun ve muhtemelen gereksiz girişin ardından gelelim konuya. Dediğim gibi 2010 yılından bu yana düzenli sayılabilecek bir sıklıkla gittiğimiz Küçükkuyu'nun zaman içerisindeki dönüşüm / gelişimine tanıklık ediyoruz. Bu yazıda mekan dönüşümlerinden ziyâde Küçükkuyu'nun dönüşümüne dair bir şeyler karalamaya çalışacağım.

Küçükkuyu, Assos ile Altınoluk arasında yer alıyor. Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı bir belediye. Komşusu Altınoluk, Balıkesir'in büyükşehir olmasının ardından Edremit Belediyesi'ne bağlı bir yer haline dönüştü. Eğer Edremit Kocaseyit Havaalanı'na uçak ile geldiyseniz, Altınoluk'taki vahşeti havadan görmüşsünüzdür. 10 günlük tatil için ev sahibi olması gerektiğine inanan binlerce vatandaşımızın "yazlık"larıyla doldurduğu, Altınoluk Köyü ile sahil arası, gerçekten ibretlik.
Küçükkuyu

Küçükkuyu'nun diğer komşusu Assos ise aslında Behram köyünün sahili. Felsefe ile ilgili olsun olmasın herkesin bildiği bir isim olan Aristo'ya ev sahipliği yapmış zamanında Assos. Benim bugüne kadar çözemediğim bir üne ve ilgiye mazhar olan, sağa 3 sola 5 adımlık sahile sahip Assos, İstanbul'da yaşayan Ege'de kafe açmalı hayali ile yaşayan bembeyaz yakalıların "sığınağı".

İşte birbirine zıt iki komşu arasında, hangisine "yakınsayacağına" karar veremeyen bir belde Küçükkuyu. Bir yanda Sole Mare Pastanesi ve Baykuş Bar gibi mekanlarla Assos derken, diğer yanda geleneksel emekli mekanları çay bahçeleriyle Altınoluk diyor. Evler ve fiyatları da aynı farklılıkta. Bir yanda Küçükkuyu Port ile Assos derken, diğer yanda Daşkın İnşaat'ın yaptığı binalarla Altınoluk'a göz kırpıyor.

Bu iki arada kalma durumu, son ziyaretimde, bir "üçüncü yol" çizgisine evrilmiş gibi geldi bana. Yol, Assos kadar "sosyetik ve bembeyaz yakalılara hitabeden" ile emekli cenneti arası bir yol. Bu yolun çizilmesinde iki dönemdir belediyeyi yöneten başkanın payı büyük. Kısıtlı bütçesine karşın, küçük dokunuşlarla büyük değişimlere imza atıyor başkan. 

Sahildeki yürüyüş yolunu Altınoluk tarafında doğru uzatması, buraya yaptığı basket potası, yukarı mahalledeki çocuk parkı, Erol Evgin açık hava tiyatrosu, sahildeki parklar.... Hepsi Küçükkuyu'da yaşayanları mutlu ediyor. 
Adatepe - Zeus Altarı

Son gelişme, bu sezon başlayan Küçükkuyu - Petra motoru. Birisinin, ki okuduğunu sanmam ama, dikkatini çekerim: Feribot değil motor :) Dentur Avrasya şirketince işletiliyor bu araç. Gidiş dönüş yetişkin 30, çocuk 15 AVRO. Firmanın ve Küçükkuyu'nun şansızlığı kurun buralara gelmiş olması, ancak bu hizmeti tek taraflı düşünmemek lazım. Ben Küçükkuyu esnafı olsam, ilk motor ile karşıya geçip, bir stand kurup Küçükkuyu'daki fiyatları AVRO cinsinden yayınlardım. Ayrıca Küçükkuyu - Assos ve Küçükkuyu - Adatepe / Yeşilyurt köylerinin de reklamını-tanıtımını yapardım. Kıymetli esnaflar, Midilli, ya da uluslararası adıyla LESVOS adası, Ege Denizi'nin sayılı büyük adalarından. Havaalanı da var adada ve sizlerin potansiyel müşterileri sadece adada yaşayan Yunan vatandaşları değil. Adayı ziyarete gelen turistler için de Küçükkuyu bir cazibe merkezi. 

Yazıyı bitirmeden ekleyeyim yeni mekanlarımı:

1. Etçi Kasabı: Adı çok yaratıcı değil kabul ediyorum. Etleri ve hizmeti on numara beş yıldız. Assos yönüne giderken, Küçükkuyu merkez ışıkları geçtikten azz sonra yolun sağ tarafında. 

2. Yengeç Lokantası: Lokantayı ben ekledim aslında. Mekanın adı YENGEÇ. Sadece lokanta da değil aslına bakarsanız. Dört odalık butik otel de var mekanda. Bu arada bu dört odalık butik otelin adı nedersiniz? Evet, bildiniz 4 Room. Sahibi ile bir denk getirsek söyleşeceğiz ama bugüne kadar beceremedik. İnşallah bu sezon yaparız. Mezeleri ve balıkları harika. Fena olmayan bir kavları var. Ayrıca arpa suyu imalatı içecek için de seçenek sunuyorlar. Anasonlu için de seçenekler mevcut. Küçükkuyu'nun bence en keyifli mekanı. Elbette yemek ile su dışında bir içecek tüketenlerdenseniz. 

3. Bebeğim: Yengeç'in hemen karşısında, Efe kahvesinin yanında bir arabada, seyyar gibi görünen sabit ve salaş mekanın adı. 10 senedir gittiğim Küçükkuyu'da 10 senedir varlar. Muhtemelen mazileri daha eskiye dayanıyor. Ekmek arası balık, kalamar gibi şeyler için en ideal mekan. Ucuz ve taze, ayrıca lezzetli.

4. ALP Balıkçılık: Alp için ayrı yazı, hatta yazılar yazılsa yeridir. Sahibi ve çalışanları ayrı ayrı kıymetli insanlar. Küçükkuyu'da alkollü ve alkolsüz iki lokantası ve ayrıca oteli var. Balıkçısından seçtiğiniz balığı pişirtebiliyorsunuz, evinizi / kaldığınız yer yakınlardaysa. Mezeleri de güzel, ama en önemlisi çok düzgün bir işletme anlayışına sahipler. Aslına bakarsanız bu "düzgün esnaflık" ALP'e özel bir durum değil. Küçükkuyu'da, benim tanıştığım, tüm esnaflar için aynı şeyi söyleyebilirim. Sanki düzgün insanlar beldesi olmuş Küçükkuyu. Belki Belediye'nin kontrolleri bunu sağlamıştır. 

5. Fasülyem GURU: Mekanın ismindeki ince mizahı farkettiğinizi umarak Murat Şef'in bu yıl açtığı bu vegan lokantasından bahsetmeden olmaz. Murat Şef, Ankara - İstanbul ve Bodrum'un ardından demiri Küçükkuyu'ya atmış ve geçen yıllarda çok sevdiğim Sole Mare Pastanesi'nin yerini kiralamış. Fasülyeyi döküm tencerede 3 saatte pişiriyor. Fiyatları vegan lokantası ve kaliteli malzemeleri, bir de son zamları düşününce yüksek değil. Ancak, belde Küçükkuyu. Assos veya Türkbükü'nde olsa ucuz bile denebilir, ama Küçükkuyu'da ne kadar tutar göreceğiz.

6. Şeri'nin Meyhanesi: Bu kadar küçük bir sokak bu kadar güzel hale getirilebilir mi? Rakı şişesinde yaşayan balıktan tavşana, kedi-köpekten kaplumbağaya farklı türde hayvanlara ev sahipliği de yapan, oldukça lezzetli mezelerle istediğiniz içeceği sunan, gündüzleri kafe, akşamları meyhane olarak gidilebilecek bir yer. Yol tarifi verecektim ama sonra düşündüm ki Sahildeki heykeli bulunca sorun Türkan Saylan Sokağını, işte karşınızda Şeri'nin Meyhanesi. Bu arada tarifi de vermiş oldum :)

Aklıma gelenler şimdilik bunlar. Kapanan iki yeri de yazayım, o yazılara da bu kapanma bilgisini ekleyeyim. Birisi Baykuş Bar, diğeri ise Sole Mare. Özellikle Sole Mare'nin sahipleriyle bir yeni söyleşi yapmam lazım. Nedenini söyleşiyi okuduğunuzda anlayacaksınız. Şimdilik sürpriz olsun. Bir de belki Küçükkuyu'nun bu hale gelmesinde büyük emeği olan Belediye Başkanı, vakit ayırırsa, söyleşi konuğu yapmak isterim. Buradan duyurmuş olayım. 

Yorumlar

blogda geçen ay en çok okunanlar

Televizyon Öldüren Eğlence / Neil Postman

Amerikalı yazar ve medya teorisyeni Neil Postman'ın 1985'te kaleme aldığı ünlü eseri Amusing Ourselves to Death, Osman Akınhay'ın çevirisi ile Ayrıntı yayınlarından çıkmış. İlk baskısı 1994 yılında yapılan kitabın benim okuduğum 2010 yılında yapılan 3. baskısıydı. Geniş kaynakça ve dizini ile birlikte 195 sayfalık kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde televizyona gelinceye kadar iletişim dünyasının geçirdiği evreler ve her yenilik ile günlük yaşamdaki değişiklikler irdeleniyor. İnsanların sadece yakın çevrelerinde olup bitenden haberdar oldukları, şehrin, ülkenin ve dünyanın geri kalanından bihaber oldukları dönemleri hayal etmek bile zor günümüzde. Telgrafın keşfiyle işler değişmiş. 27 Mayıs 1844'te Amerika'da ilk telgraf hattının kurulmasından yalnızca dört yıl sonra Associated Press'in kurulmasıyla "bütün ülkede hiçbir yerden gelmeyen, özel olarak hiç kimseye hitap etmeyen haberler ağır basmaya başladı" (s.80)
Postman, günümüzden 25 yıl önce y…

ücretli TV yayıncılığı olur mu - 2?

Demirören Medya sayesinde yayıncılık dünyasında işler nasıl gidiyor minvalli bir tartışma başlayacak gibi. Gerçi, tartışma olmadan işin üstü kapanacak gibi geliyor bana. Olsun, ben gene de bu vesile ile epey zamandır yazıp çizdiklerimi tekrarlayayım: Bir önceki yazıda işin ekonomisinden bahsetmiştim. Bu kez işin sosyal boyutundan dem vurmak istiyorum. Öncelikle bir hatalı bilgiyi düzelterek başlayalım: Televizyon karşısında geçirilen süre azalmıyor.
Aşağıdaki grafik, RTÜK'ün Nisan 2018 tarihli İzleyici Bildirimleri ve Sektörel İstatistikler raporundan alıntı. Rapora buradan ulaşabilirsiniz. "Ne yazık ki" ifadesini yukarıdaki tespitimin/gerçeğin başına ekleyebilirsiniz. Bu tespit/gerçek sadece ülkemiz için değil tüm dünya ölçeğinde geçerli.  Peki bu internet çağında, kim hâlen TV izliyor? Sorunun yanıtı aslında belli: 1980 ve öncesi dünyaya merhaba diyenler. Yani, yeni kuşaklar, bugün için 10-20 yaş arasında bulunanlar, artık TV karşısında değiller. Ancak, bu milenyum kuşağı,…

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğenin…

Paris / Mine G. Kırıkkanat

kitabın tam adı Paris Dünyanın En Romantik Kenti. Mine G. Kırıkkanat'ın çeşitli tarihlerde yazdıklarından derlenmiş bir kitap. Kırmızı Kedi'den Temmuz 2017'de ilk baskısını yapan eserin Eylül 2017 tarihli üçüncü baskısını okudum.  2014 yılında, bir seneliğine Paris'te yaşayacağımızı öğrendiğimde, adında Paris geçen kitapları edinmiştim. Kırıkkanat'ın kitabı yoktu bu seçimi yaptığımda. yazılarını Cumhuriyet gazetesinde ilgi ile takip ettiğim isimlerden birisi, hakkında fikir sahibi olduğum bir kenti yazınca, hiç düşünmeden alıp okudum.  bence Paris bir fil gibi, herkes tuttuğu yerini tarif ediyor. 
kimi 3-5 günlüğüne tur ile gidip en turistlik yerlerini gezip, marka kafelerde oturup, "to do list"ine "check"ler atıp dönüyor ve Paris onun için "must see" bir yer oluyor. 
kimi işçi olarak gitmiş, ailesine iyi bir gelecek sağlamayı amaç edinmiş. çocuklarının, ne kadar iyi eğitim alsalar da Fransa'nın vatandaşı olsalar da hep yabancı oldukla…

RTÜK Karasal Yayın Lisansı ve Sıralama İhalesi Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik yayınladı

Sayısal karasal televizyon, İngilizce karşılığı olan "digital terrestrial television" kelimelerinin ilk harflerinden oluşan, DTT kısaltmasıyla blogun önemli etiketleri arasında yer alıyor. 2004 senesinde başladığım blogda DTT etiketli yazılar da 2004 senesinden itibaren var.  15 senedir takip etmeyi sürdürdüğüm, Türkiye'de sayısal karasal televizyon yayıncılığı, bugünlerde yeniden gündeme geliyor. 2006 ve 2013 senelerindeki gelişmeleri hatırlayanlar, sonuçtan pek emin değil. Kısaca özetlemek gerekirse,  Analog olarak sürdürülen karasal televizyon yayıncılığı (kılçık anten ile izlediğimiz o eski, karlı-gölgeli yayınlar) teknolojinin gelişmesine paralel bir şekilde sayısallaştırıldı. Avrupa'da 2015 senesinde artık DTT şebekesi kurmamış ülke kalmadı. Bu süreç boyunca teknoloji yerinde durmadığı için daha verimli sıkıştırma teknikleri geliştirildi, daha iyi kodlamalar ortaya çıktı. DVB-T MPEG 2 olarak başlayan DTT şebekeleri, DVB-T MPEG 4 ---> DVB-T2 MPEG 4 ---> DVB-T…

zor bir yılı geride bırakırken

Bu yazı ile bir deneme döneminin de sonuna geldim. Blogda format değişikliğine gitmiştim bir süre önce. İki yana yaslamak yerine ortaya hizalı ve font olarak Verdana yerine Courier, son olarak tek fotograf... İtiraf ediyorum ki çok severek okuduğum öykülerle dolu, bir süreliğine sessizliği seçmiş bir blogdan "esinlenmiştim", siz kopyalamıştım diye de okuyabilirsiniz...  Neyse, denedim ve zor geldi öyle kısa kısa yazmak. Büyük/küçük harflere dikkat etmemek ve daha bir sürü şey... Eski iyidir, en azından daha fazla ben... 2018 neden zordu? Aslında aynı ülkede yaşıyorsak, sorunun yanıtını enaz benim kadar biliyorsunuz... Yok, bizce sorun yoktu, diyorsanız, yanlış bir yönlendirme ile gelmişsiniz bu adrese. Vakit kaybetmeyin boş yere... Kişisel gündem, sağlık, haberler, kayıplar, iş-güç... Hepsinin türlü zorlukları oldu sene boyu.  Bitsin artık dediğim çoktur.... Neyse ki bitecek bir kaç gün sonra. 2019 hedefleri diye bir şey yazmıştım bir kaç gün önce. O yazıyı, kendime ibret olsun diye…

2019 planları

İleride dönüp bakmak adına, kendime not niteliğinde yazdım 2019 hedeflerini. Bize ne diyebilirsiniz. Bu durumda, okumadan bir sonraki yazıya geçmenizi öneririm.   Plan yapmayı da yapanı da sevmem. Belki yaptığım planların başarısız olmasından kaynaklanıyor bu durum. Sevmesem bile arada plan yapmak gerekiyor. Özellikle kaynak kıt olduğunda... En önemli ve en kıt kaynağımız, şüphesiz zaman. Süresini bilmediğimiz ama sınırlılığından emin olduğumuz bir "şey". Onu daha "keyifli" daha "doyurucu" ve daha "faydalı" geçirebilmek için arada plan yapmak fena fikir değil. Keyifli, doyurucu ve faydalı kelimelerini tırnak içerisine aldım, çünkü her üçünün de tanımı kişiden kişiye göre değişir.  Bu uzun ve muhtemelen gereksiz girişin ardından gelelim 2019 planlarına... Çok çok uzun senelerdir istediğim ama bir türlü denk getiremediğim bir "öğrenme süreci" yaşamak istiyorum. Pek çoklarından farklı düşünüyorum eski alfabemiz hakkında. En azından harf devri…

Netflix değiştirir demiştim, değiştiriyor

Bundan üç sene kadar önceydi. Netflix, aralarından Türkiye'nin de olduğu, yüz kadar ülkede hizmetini sunmaya başlamıştı. O günlerde yazdığım yazıdan bir alıntı: Gelelim sadede. Netflix, dönüştürür. Girdiği pazarlara etkileri büyük oldu. Artık bağlantı paylaşmayacağım ancak google'a netflix tv market change yazdığınızda karşınıza çıkacak yazılara da bakmanızı rica edeceğim. 
Bendeniz de sektörde 20 yıla yaklaşan deneyimlerimin ışığında iki kelime ile durumu özetlersem: Netflix, değiştirecektir. 
Adil kullanım kotası varken bile 3 MB'e inen hızlarda sorunsuz çalışan teknolojisi, eş anlı olarak 2 farklı cihazdan HD kalitesinde içeriklere ulaşıma izin veren abonelik sistemi ve son derece kaliteli yapımları barındıran zengin kütüphanesi ile adından her geçen gün daha fazla söz ettiriyor NETFLIX. Yakın zamanda ilk yerli yapımı Muhafız: Hakan ile tüm dünyada İstanbul tanıtımını beğenilere sundu. İlk iki sezonu çekilmiş olan Muhafız'ın 3 ve 4. sezonları için de anlaşma sağlanmış.…

vegan / vejeteryan ya da hiçbiri

Bu yazıyı yazmak yerine bir kaç yazıyı silebilirdim. Böyle yapmak daha kolay olsa bile dürüst kalmayı tercih ettim. Bundan bir kaç ay kadar önce bir sabah vegan olmam gerektiğini düşünüp uygulamaya koymuştum. Hatta, bu kararımın ay dönümlerinde ne kadar isabetli bir karar verdiğime dair yazılar yayınladım.  Ancak, vegan beslenme ile kilo artışı birlikte ilerledi. Gerek hayatın, bu yaşa kadar alıştığım zevklerinin baskısı, gerekse kilomda tarihi zirveler görmeye başlamam vegan, ve sonrasında vejeteryan, olma kararımından vazgeçmeme yol açtı. Vegan olup sağlıklı kilosunu koruyan, dünya zevklerinden uzak kalmayı başaran herkesi gönülden kutluyorum. Hedonist olmasam bile peynirden vazgeçmem zor görünüyor. 2019, dürüstlük yılı olsun benim için...

99 sayfada alzheimer, parkinson / Prof. Dr. Murat Emre - Didem Ünsal

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nca "kamuoyunun ilgisini çekebilecek konulardaki bilgi varlığını özet ve kolay okunur bir şekilde aktarmayı amaçlayan, konulu bir söyleşi dizisi" olarak tasarlanan "99 sayfada" serisinden bir eser alzheimer ve parkinson. söyleşiyi gerçekleştiren Didem Ünsal, söyleşilen isim ise Prof. Dr. Murat Emre. Ünsal, sağlık haberleri konusunda uzmanlaşmış bir gazeteci; Emre Hoca ise hareket bozuklukları konusunda uzmanlaşmış bir nörolog. ilk baskısını 2006 senesinde yapan eserin, 2014 senesindeki 3. baskısını okudum. 99 sayfada serisi, tam da amaçladığı gibi, kolay okunulan, fazla teknik ayrıntıya girmeden, herkesin merak edeceği sorulara konunun uzmanı olmayanların da anlayabileceği sadelikte yanıtlarla ilerleyen kitaplar üretmiş.  giderek daha uzun yaşayan insanlar, daha önce sık rastlanmayan bir takım sağlık sorunlarıyla yüzleşiyor. parkinson ve alzheimer, çoğu kez karıştırılan, "nörodejeneratif" hastalıklar.  kitap, hastalıkl…