Ana içeriğe atla

Asla Şaşkın Kalma: Sadeceozgur ile "aşk" etiketli yazılar üzerine bir söyleşi

Öncelikle söyleşi önerimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederek başlayayım sözlerime. Öyle sanıyorum ki Sadeceozgur olarak ilk söyleşiniz bu.
Doğru. 12 yıl ve 1300'ün üzerinde yazı yayınladım bugüne dek. Bunlar arasında söyleşiler de var. Ancak kimse merak edip bana sormadı, derdin ne diyerek. Gerçekten az değil 12 yılda 1300 yazı demek, ortalamada 3 günde 1 yazı anlamına geliyor, ki aslında geçmiş yazılarımın birinde paylaştığım grafiği hatırlarsak yazı yazma sıklığım değişkenlik gösteriyor. Hiç yazısız geçen koca bir yıl var arada mesela. 
Evet, 2017 sanırım. Zor bir yıl olsa gerek sizin için.
Elbette, aslında her yılın ve her vaktin kendi enerjisi olduğunu anlama gayreti içerisindeyim. Gayret bir yol bilgiye ulaşmak için. Yaşamakta olduğunuz günlerin yoğunluğu "bilgi"nin yardımına engel olabiliyor bazen.
O zaman okuyucuyu fazla bekletmeden sorayım. Öncelikle neden aşk ardından neden şimdi?
Siz neden "aşk"ı önce sordunuz ama izninizle, bir önceki soruda bıraktığım yerden devam edeyim ve neden şimdiye yanıt vereyim. Her vaktin bir enerjisi var. Bu vakit, kelimenin her anlamıyla "vakit". Hem namazları belirtmek için "vakit girdi", "vakit çıktı", hem de "vaktidir artık işe koyulmanın doğan günle" dizesindeki gibi. "Aşk" hakkında yazmanın da bir vakti vardı mutlaka. Gaybı bilmek bizlerin haddi değil, ancak yaşarken farkedebiliyoruz "vaktin geldiğini". Bu yüzden aşk hakkında yazmanın vakti ne zaman gelecek bilmiyordum, tek bildiğim bunun bir işaretini göreceğimdi.
Ve gördünüz sanırım. Paylaşmak ister misiniz bunu okuyucularımız ile?
Yok, bu işaret bende ve işareti verende saklı kalsın. İşarete vesile olanın bile farkında olmadığını düşünüyorum. Şunu biliyorum ki insanın ikiden çok gözü var. Mesele kanalları açık tutmak. Kanallar açıksa mesaj zaten sürekli. Bugüne kadar yazageldiğim "yayın"cılık sektöründeki gibi bir yerde. Havada her an bir sürü "yayın" var. Elinizde FM alıcısı varsa FM yayınlarını çözüp dinleyebiliyorsunuz. DAB+ alıcısı varsa DAB+ yayınlarını dinleyebiliyorsunuz. Eğer başka alıcınız varsa başka mesajları fark edebiliyorsunuz. Burada asıl büyüklük elbette alıcıda değil, mesaj sahibindedir. 
Bilmece gibi yanıtlara devam edeceksiniz sanırım. Sonuçta tercih sizin. Ben sormayı sürdüreyim. Neden aşk?
Aşk, hayatımızın anlamı, amacı, varlık nedenimiz. Siz dilediğiniz gibi uzatabilirsiniz. İnancınız ne olursa olsun, eminim herkes, hayatının bir anında bu soruyu sormuştur kendine: ben neden varım ve neden yaşıyorum diye. Benim yanıtım kısa ve net: AŞK için. Burada bahsettiğim AŞK, Yunus'un bahsettiği AŞK. "Bana seni gerek seni" derken söz ettiği AŞK. Ancak, öyle büyük bir hesapla tasarlanmış ki düzen, bu büyük aşkı farketmenin herkesin harcı olamayacağı, herkesin Yunus'u anlayamayacağı bilindiği için dünyevî hayatımız, bu büyük aşkın taslağı ile süslenmiş. Cinsler, karşı cinste aslında O'nun suretini görüp, O'na ulaşmaya gayret ederken, dünyevîye odaklanıyor. Karışık oldu belki ama demek istediğim kadın/erkek arasındaki aşk, aslında ilâhî aşkın bir taslağı bence. Bu yüzden de AŞK, hayatın anlamı ve varlık nedenimiz. O'nunla bir olmak gayesinin peşinde, O'nun gösterdiği yolu, doğru yolu takip etmek. 
Sanki anlar gibi oluyorum ama gene kaçıyor ipin ucu. Umarım okuyucular daha iyi anlar. Peki siz aşık oldunuz mu hiç ve hep merak edilen soru sizce insan birden fazla kez aşık olabilir mi?
Sorularınıza bakınca, söylediklerimi yeterince açıklayamadığım hissine kapıldım. Bir kez daha deneyeyim, aşk diye bahsettiğim, O'nunla bir olmak gayreti. Dünyevi aşk bu büyük aşkın eskizi sadece. O eskiz ise sorunuz o zaman da yanıtım hep aynı oldu bugüne kadar. Çok şükür ki o duyguyu yaşadım ve bence bunun tekrarı olmaz.
Yani aşk tektir diyenlerdensiniz.
Elbette, o delilik halini bir kez daha yaşayamazsınız. Aslına bakarsanız o "dengesizlik işi"ni bir kez daha yaşamamamız için tasarlanmışız belki de. 
Bülent Ortaçgil'i seviyorsunuz anladığım kadarıyla. O zaman bu su durur mu diyeyim. 
Ortaçgil bence aşkı en güzel anlatan kent ozanlarından. Çok anlamlı sözleri var şarkılarının. Kendisi söylemediği zaman daha güzel oluyor bence herşey. Siz de seviyorsunuz gördüğüm kadarıyla. Son çalışmasını henüz edinip okuyamadık ama bence bu su hiç durmaz. Sonuçta, O'nu anlamak ve bilmek için O'nun tarafından yaratıldıysak, bu çabamızda O'nun yardımlarının kesilmediğini biliyorsak, akış devam edecek demektir. Ta ki hesap günü gelip çatana dek. 
Söyleşi için çok teşekkür ederim. 
Asıl ben teşekkür ederim. İnşallah okuyucuların AŞK'ı bulma yolculuğunda yardımcılarından olabilirim. Elbette O'nun rehberliği esas olan. Vaktiniz kısıtlıysa bu yazılarda değil, O'nun sözlerinde arayın mesajı.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Malumunuz bugünlerin ipuçlarının geçmişte olduğunu düşünenlerdenim. Bugünleri anlamak için geçmişi öğrenmemiz şart. Geçmişi de en iyi anılardan öğreniriz diye düşünüyorum. Bu bağlamda Yakın Tarih okumalarımı sürdürüyorum. Son keşfim Sait Halim Paşa. Çoğumuz onun adını Sarıyer'de, bugün için pahalı düğünlerin mekanı haline gelen yalısı ile biliyoruz. Oysa Sait Halim Paşa, Buhranlarımız adlı 7 ciltten mütevellit anıları bırakmış 1913-1917 yılları arasında Sadrazamlık yapmış bir kişi. Buhranlarımız üst başlıklı bu yedi eserin başlıkları ise şöyle: Meşrutiyet, Mukallitliklerimiz, Buhran-ı İçtimaimiz, Buhran-ı Fikrimiz, Taassup, İnhitat-ı İslam Hakkında Bir Tecrübe-i Kalemiyye (İslam Aleminin Gerilik Sebepleri Üzerine Deneme) ve İslamlaşmak.
Ben Sait Halim Paşa'nın üzerinde çok durulmadığını düşünüyorum. Bugünleri anlayabilmek için Sait Halim Paşa'yı daha iyi anlamamız gerekiyor.
Tekrar çok teşekkürler.

Yorumlar

blogda geçen hafta en çok okunanlar

Vasat Edebiyatı 101 / Taylan KARA

Taylan Kara'dan okuduğum ikinci kitap: Vasat Edebiyatı 101. Mayıs 2015 tarihli birinci baskısını okudum. Hayal yayınlarından çıkmış ve 111 sayfa. Yazarın Vasatlığa Giriş Dersleri adlı bir inceleme kitabı var. Önce onu okumanızı öneririm. O kitabında, vasat kimdir, neden vasat zevkleri vardır, çoğunluğun vasat olmasının sonuçları nelerdir gibi sorulara yanıtlar tartışılıyor. İki bölümden oluşan bu kitabında ise Taylan Kara öncelikle bir kaç eser üzerinden vasat edebiyatın özelliklerini gözler önüne seriyor. Örnek olarak seçtiği eserler Ahmet Altan, Perihan Mağden eserleri ile Olasılıksız adlı çok satan roman. Kara, bir dönem InsanBu.com sayfasının editörlüğünü yapmıştı. Bir okur olarak yazdıkları ile ilk tanışmam insanbu.com vesilesiyle oldu. Vasat Edebiyatı 101'in ikinci bölümünde yer alan yazıları, insanbu.com'da okumuştum. Bu yazılarında edebiyat dünyasında ödüller, tanıtım yazıları, pazarlama etkinlikleri gibi araçların nasıl kullanıldığına dair çarpıcı tespitler var. B…

Milli mücadele tarihi

Hayatta "hobi sahibi olmak" gerekiyor. "Hobi" kimsenin sizi yapmanız için zorlamadığı, karşılığında kişisel tatmin dışında bir kazancınız olmayan herşeydir, benim tanımıma göre. Hobiniz aynı zamanda işiniz ise, o zaman dünyada cenneti buldunuz demektir :) Benim hobim, yakın tarihimiz konusunda kitaplar okumak ve "ne oldu", "neden oldu" sorularına yanıt aramak. 
Sanırım 5 sene falan oldu bu "hobi"yi edineli. Bu süreçte, okumayı bitirdiğim ancak fırsat bulup bloga eklemediklerimi de düşününce, 40 civarında kitap var. Satın alıp okunmayı bekleyenler de en az okuduklarım kadar. Okuduklarımın büyük bölümü dönemin tanıklarının anıları. Ancak dönemde yazılan ya da dönemi anlatan romanlar da çok bilgi içeriyor. Ayrıca tarih konusunda akademik çalışmalar yapmış hocaların inceleme kitaplarını mutlaka okumak gerekiyor. 
Yakın tarihimizin değinilmeden geçilen konusu: İttihat ve Terakki Cemiyeti. Kahve sohbetlerimizde bulunan arkadaşların tebessümler…

Bir şey yapmalı demek yetmiyorsa, o halde yeteni yap

Romanı yeniden bitirince bu kez kendime kızdım. Hep bir şeyler yapmalı diye düşünüp oturup durduğum için. Bir dönem yazdığım meslek odası bültenlerinde romanı tanıtan yazı yazmadığım için. Arslanoğlu'nu sosyal bir etkinlik için söyleşiye davet etmediğimiz için. Romanı sevdiklerime hediye etmediğim için. Neyse ki hiçbirisi için geç sayılmaz. En azından çok geç sayılmaz....Blog yazılarına alıntı ile başlamam genelde. Alıntı, 2015 senesi temmuz ayında Reenkarnasyon Kulübü adlı romanı yeniden okumam sonrası yazdığım yazının son paragrafı. Yayınladığı tüm kitapları okuduğum iki kişiden birisi olan Arslanoğlu'nun, daha fazla okunması için bir şeyler yapmalıyım demiştim. Aradan geçen 3 senede, bu "birşeyler"in;
EMO bülteninde tanıtım yazısı yayınlamak,Romanları sevdiklerime, yarışma sorularını bilenlere hediye etmek,Facebook'ta kitapları ile yazdıklarımı sık sık paylaşmak 
bölümlerini yapmışım. Paragraftaki fikirlerden birisini ise hayata geçirmemişim; bir söyleşiye davet…

Televizyon Öldüren Eğlence / Neil Postman

Amerikalı yazar ve medya teorisyeni Neil Postman'ın 1985'te kaleme aldığı ünlü eseri Amusing Ourselves to Death, Osman Akınhay'ın çevirisi ile Ayrıntı yayınlarından çıkmış. İlk baskısı 1994 yılında yapılan kitabın benim okuduğum 2010 yılında yapılan 3. baskısıydı. Geniş kaynakça ve dizini ile birlikte 195 sayfalık kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde televizyona gelinceye kadar iletişim dünyasının geçirdiği evreler ve her yenilik ile günlük yaşamdaki değişiklikler irdeleniyor. İnsanların sadece yakın çevrelerinde olup bitenden haberdar oldukları, şehrin, ülkenin ve dünyanın geri kalanından bihaber oldukları dönemleri hayal etmek bile zor günümüzde. Telgrafın keşfiyle işler değişmiş. 27 Mayıs 1844'te Amerika'da ilk telgraf hattının kurulmasından yalnızca dört yıl sonra Associated Press'in kurulmasıyla "bütün ülkede hiçbir yerden gelmeyen, özel olarak hiç kimseye hitap etmeyen haberler ağır basmaya başladı" (s.80)
Postman, günümüzden 25 yıl önce y…

Anıttepe, sokaklar, anlamlar

Ankara, ne yazık ki, içerisinden su geçen şehirlerden değil. Aslında daha doğrusunu söylersem, içerisinden geçen suların üzerini kapatıp yok eden bir kent. İncesu deresi, Kavaklı dere, Ankara çayı hep üzeri kapatılıp, halının altına süpürülen tozlar gibi gözden ırak tutulup unutulmuş kent suları. Hal böyle olunca Başkent, akar suyun kente sağlayacağı güzelliklerden yoksun. Neyse ki arayan için gizli güzellikler barındırıyor.
Anıttepe, bu gizli güzellikleri saklayan semtlerden. Anıtkabir, yılın her mevsimi caddelerden eksik olmayan turist otobüsleri, resmi bayramlarda protokol için kapatılan yollar, son dönemde sıklıkla düzenlenen mitinglere ev sahipliği yapan Tandoğan meydanı, Çankaya Belediyesi'nin  konserlerinin mekanı Anıtpark Anıttepe denildiğinde ilk aklıma gelenler. Ve tabii, geçenlerde bir yarışmada soru olarak da yöneltilen sokak isimleri: Ordular, İlk, Hedef, İleri, Ata ve Akdeniz caddesi.  Anıtkabir'in sınırını oluşturan 3 cadde bulunur: Gençlik, Mareşal Fevzi Çakmak v…

Vegan Beslenme / Dr. Murat Kınıkoğlu

Vegan olmaya karar verdikten sonra başladım veganlık konusunda okumaya. Neden vegan olmayı seçtiğimi burada anlatmıştım. En başta gelen sebep, aslında evimizde oynadığımız yavru kediden farkı olmayan kuzu ve danaları kesip yiyor olduğumu fark etmemdi. Hâl böyle olunca, yani veganlığı seçmemin sağlık sorunlarından öncelikli bir sebebi varken, vegan beslenmenin yararlarını öğrenmem öncelikli işim değildi.  Aradan iki ay geçip, artık tam vegan beslenmeye başlayınca bir şeyleri yanlış yaptığımı fark ettim. Kilom, düzenli artmaya, bel çevrem düzenli kalınlaşmaya başladı. O zaman vegan beslenme ve vegan yemeklerini öğrenmem gerektiğini anladım. Dr. Murat Kınıkoğlu hem vegan hem iç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı. Yani hem pratiğe hem teoriye hakim bir isim. 200'ün üzerinde bilimsel referans ile hazırlamış iki bölümden oluşan kitabını. İlk bölümde kendi hikayesinden bahsettikten sonra bilimsel makalelere referans vererek neden az yağlı vegan beslenmenin sağlığa yararlı olduğunu açıklıyo…

Yarının Türkiyesine Seyahat / Ahmet Emin Yalman

Ahmet Emin Yalman, cumhuriyetin tanıklığını yapmış gazetecilerden. İmparatorluk zamanında, 1888'de, Selanik'te doğmuş ve 1972 yılında İstanbul'da vefat etmiş. Bu uzun ömrüne iki dünya savaşı, iki askeri darbe sığmış. 
Yarının Türkiyesine Seyahat, ilk basımı 1944 yılında Vatan Matbaası tarafından yapılan ve Köy Enstitüleri deneyimini anlatan bir inceleme / tanıklık kitabı. Benim okuduğum bu eserin Cem Yayınevi tarafından 1990 yılında yapılan yeni baskısı. Yayınevi bu yeni baskıda 1944 yılındaki metnin yanı sıra Köy Enstitüleri neden kuruldu başlıklı bir inceleme ve ilk metinde adı geçen enstitü öğrenci ve yöneticilerinin 1990 yılındaki durumlarını eklemiş. Bunları eklemekle eseri güncelleştirmiş bir yerde. Ancak, yeni baskıya bu eklemelerin yapıldığına dair bir önsöz konulmamış. İçindekiler dizini de kitabın sonunda. Kitap, Ahmet Emin Yalman'ın önsözü ile başlıyor. Keşke yayınevi ayrı bir önsöz ile eseri takdim etseydi.
Köy Enstitüleri deneyimi, genç cumhuriyetin kalkınma…

Ölü Erkek Kuşlar, İnci ARAL

İnci Aral'ın kitaplarını okumaya devam ediyorum. Bundan 3 yıl önce okuduğum üç romanının ardından Unutmak isimli anlatı tarzındaki kitabını okuyunca, yayınlanmış tüm eserlerini okumaya karar vermiştim. Üretken kalemlerden birisi olunca, bu kararı yaşama geçirmek için zamana ihtiyaç duyuyor insan. Bu günlerde, en fazla sıkıntısını çektiğim şey ise zaman.  Kadın erkek ilişkileri, evlilik, aşk, tutku, cinsellik üzerinde çokça yazılmış konular. Ölü Erkek Kuşlar ise bu çetrefilli konuları ustalıkla ele alan nadir eserlerden. Suna, Ayhan ve Onur arasındaki aşk üçgeni, karakterlerin geçmişlerine yönelik bilgilendirmeler ile anlatılıyor. Romanı, Suna'nın anlatımıyla okuyoruz. Su ve Na olarak iki ayrı anlatıcı oluyor yer yer. Klasik kız çocuk yetiştirilme kalıplarına göre şekillenmiş Suna'nın bir parçası. Evinin işlerini yapn, kocasını hoş tutmaya gayret gösteren, diğer yarısı ise bedeninin sahibi, duygularını özgürce yaşamak isteyen bir kadın. Bu iki yarının çatışmalarını tüm roman…

SDI IP dönüşümü üzerine

Gel de o sevgili arkadaşıma hak verme, ekmek tariflerinden RTÜK yönetmelik taslağı yorumuna, oradan SDI - IP dönüşümü üzerine fikirlerimden, tekrar ekmek tarifine ve hemen arkasından Mustafa Kemal Atatürk'ün 1919 öncesi yaşadıklarını kendi kaleminden anlattığı anılarına dair notlara... Böyle bir blog, nasıl düzenli okuyucu kazanır :) Bu arada, bu yazının sonrasındaki iki yazının adlarını da vermiş oldum, inşallah yakında bloga eklerim.  Konumuza dönersek, yazının başlığı size bir şey ifade etmediyse, ekmek tariflerine geçebilirsiniz. Çünkü çok dar bir çevreyi ilgilendiren, bu dar çevre için ise çok önemli bir konu hakkında yazmaya niyet ettim. SDI, serial digital interface kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma. Yayıncılık dünyasında, sistem analog PAL'den sayısala dönüşürken ortaya konuldu SDI. Stüdyo ortamının kablolamasından cihaz odasına, rejiye ve hatta iletim ve dağıtıma zincirin tümüne dair söyleyecekleri var SDI'ın. Yayıncılık dünyasındaki zincirden de k…

Küçükkuyu Güncellemesi - 2018

Blog yazarak hayatımı kazanmıyorum. Bugüne kadar blog yazarak elde ettiğim tek şey, Nedim Gürsel üstadın imzalı kitabı oldu. Kendisine ve vesile olan kıymetli Cüneyt Ayral'a bir kez daha teşekkürler...
Tamamen kendi keyfim için yaptığım bu blog yazma işinde, yazı güncellemek, hiç sevmediğim bir şey. Çünkü bu güncelleme öyle sanıldığı kadar kolay değil. Hele benim gibi her daldan her yerden yazan birisi için. Mesela, Küçükkuyu, 2010 yılından bu yana, düzenli sayılabilecek bir sıklıkla gittiğimiz bu şirin yerle ilgili yazdıklarımı güncellemek için bir sonraki yaz ayını beklemek gerekiyor. 
Bu uzun ve muhtemelen gereksiz girişin ardından gelelim konuya. Dediğim gibi 2010 yılından bu yana düzenli sayılabilecek bir sıklıkla gittiğimiz Küçükkuyu'nun zaman içerisindeki dönüşüm / gelişimine tanıklık ediyoruz. Bu yazıda mekan dönüşümlerinden ziyâde Küçükkuyu'nun dönüşümüne dair bir şeyler karalamaya çalışacağım.
Küçükkuyu, Assos ile Altınoluk arasında yer alıyor. Çanakkale'nin Ayv…