Ana içeriğe atla

Masalcı / Erhan Altunay

Notre Dame, Paris
Tapınak Şövalyeleri ve Kutsal Emanetler, gecenin geç saatinde başlayıp sabahın ilk ışıklarına kadar süren televizyon programlarının  çok sevdiği konulardır. Erhan Altunay ise bu programları sevenleri entelektüel birikimi ile hayran bırakan konuşmacılardan. Saint Joseph'in ardından Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği bölümünü bitiren Altunay'dan okuduğum bu ikinci kitap. Destek Yayınları'nın Destek Edebiyat serisinden ilk baskısını Aralık 2016'da yapmış. Benim okuduğum Haziran 2017 tarihli 8. baskısıydı. 

Farklı bir kurgusu var Masalcı'nın. Erhan Altunay da romanın kahramanlarından. Romanın ilk bölümlerini Altunay Facebook hesabından paylaşmıştı. Herkese açık olarak yaptığı bu paylaşımları, Facebook hesabınız olmadan da takip edebiliyordunuz. Bu yöntem, romanın pazarlanması bakımından da etkili sanırım. 

Masalcı, Dan Brown'un eserlerini hatırlattı. Tarihi gerçeklerin arasına serpiştirilmiş gerçek olabilecek gizemli hikayeler, biraz şaşkın olmakla birlikte şifreleri çözmekte mahir bir erkek kahraman ve çok ön planda olmayan bir yardımcı kadın kahraman. Brown'u severek okuduğum için belki de, Altunay'ın 390 eserini de bir solukta bitirdim.

Çoban, Kurt Krallığı, Boğa Krallığı ve kız romanda geçen ve okuduğunuzda neyi temsil ettiğini kolayca tahmin edebileceğiniz semboller. Ülkemizin yakın tarihine bol bol göndermeler olan bu eserin tanıtım bülteninden alıntı ile bitireyim yazımı:

Masallar, anlatıldıkça gerçek olurlar...
Gerçeklik nerede başlıyor, masal nerede bitiyor belli değil. Kurguyla hakikatin iç içe geçtiği, şifrelerle dolu bir labirent Masalcı...Paganizm ve ezoterik öğretiler araştırmacısı ve yazarı Erhan Altunay'ın kaleme aldığı eşsiz bir tarihi roman. Dünya sahnesinde yüzlerce yıldır oynanan o büyük oyunun en önemli parçasıdır Türkiye... Özellikle İstanbul. Hatta Ayasofya...Yüzlerce yıl önce yaşamış olan bir Masalcı, bugünün İstanbul'unda Balat semtinde dolaşırken seçtiği bir adama anlattığı masalla yaklaşmakta olan büyük tehlikenin haberini veriyor. Kutsal Emanetler'in peşinde İstanbul sokaklarında şövalyelere karşı başlayan bu amansız mücadelenin sonu ne olacak? Kutsal Emanetler'i Fatih Sultan Mehmet mi sakladı? Şövalyeler Türk topraklarında hâlâ Kutsal Emanetler'i mi arıyorlar? Dünyanın her köşesinde patlayan her bombadan ya da sıkılan her kurşundan şövalyeler mi sorumlu? Kadıköy, Üsküdar, Çengelköy, Balat, Sultanahmet sokaklarında kalabalığın içine karışmış yürüyen şövalyeler kim? Masalcı'nın anlattığı masal bugüne ışık tutmayı başarabilecek mi? Yaklaşmakta olan büyük tehlikenin önüne geçmek mümkün mü? Nefes nefese okunacak eşsiz bir tarihsel kurgu, belki de saf gerçek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin Anıları / Derleyen: Hulûsi Turgut

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, yakın tarihi merak edenler için hazine değerinde eserler yayınlıyor. Kılıç Ali'nin hatıraları, bu eserlerden birisi. Benim okuduğum Haziran 2015 tarihli 17. baskısıydı. İlk baskısını Ocak 2005'te yapan bu tek ciltlik eser 796 sayfa. Baskısı ve ciltlenmesi çok düzgün, bu sayede 796 sayfa bile olsa okuması zor değil. 
Kılıç Ali, 1919 ile 1938 yılları arasında hep Mustafa Kemal'in yakınlarında yer almış. Kurtuluş Savaşı mücadelesinde, o zamanlardaki adıyla, Ayıntap ve Maraş savunmalarında önemli roller üstlenmiş. Cumhuriyet'in ilanının ardından milletvekili olarak hizmet etmiş. Hem Kurtuluş Savaşı döneminde hem sonrasında 1926'daki İzmir Suikastı davası günlerinde İstiklâl Mahkemesi heyeti üyeliklerinde bulunmuş. 1926'da İstiklâl Mahkemesi'nin verdiği idam kararlarının altında imzası olan üç Ali'den birisi olan (Başkanlığı Afyonkarahisar Milletvekili Ali (Çetinkaya), üyeliklerini Gaziantep Kılıç Ali Bey, Aydın Milletveki…

Şaka gibi levha

Yanda görmekte olduğunuz trafik levhası şaka gibi gerçekten de. Ankara'nın birbirinden bilimsel alt geçitlerinin birisinin sonucu olarak, levhanın konulduğu bölgedeki bir sitenin çıkışına konulmuş. İleri gitme olanağınız yok. Çünkü ileri gidecek yol yok. Ya sağa ya sola dönmelisiniz, ancak ikisi de yasak :) İnanmayanlar, levhayı yerinde görmek isteyenler için adres şöyle: Atatürk bulvarından aşağı doğru giderken, Kuğulu kavşağına gelmeden girilen alt geçit var. Bu alt geçite girmeyip sağdan giden (soldan giden değil, dikkatinizi çekerim...) incecik tek şeritlik bir yol üzerinde. Yol Polonya elçilik binasına doğru gidiyor ve zaten orada elçilik var diye bırakılmış. Ancak elçilik binasına giderken İlbank sitesinin önünden de geçiyor ve sitenin araç çıkış kapısı da var. Sanırım artık araç çıkışı için kullanılamayan bir kapı...

emanetçi olmak

Başlık size bir şey ifade etmediyse yazıyı daha dikkatli okumanızı öneririm. Başlığı görür görmek yazının konusunu tahmin ettiyseniz, gene de yazıyı okumanızı rica ederim. Müslümanlar için "bereket ve rahmet ayı" olarak bilinen bir Ramazan'ın daha sonuna geldik bugün. Son sahurun ardından, kısmet olursa, son iftar ile bu kutlu ay nihayete erecek. 
Geçenlerde berberim ile konuşurken,  nasıl gidiyor, iyi mi işler? dedim. İş dediğin bazen iyi bazen kötü.  Hayat bir şekilde geçip gidiyor baksana Nefsimizle mücadele ediyoruz sonuçta,  amaç, 
emaneti sağlam teslim etmek.  Doğrusu böyle bir yanıt beklemiyordum. 
Gerçekten dünya işleriyle fazla meşgul olduğumuz hayatlar yaşıyoruz, giderek daha fazla "dünyevileşiyoruz". Oysa insan sadece bedenden ibaret değil. Bedeni beslemek ve ona iyi bakmak, aklı uyanık tutmak, onu kullanmak, ibret almak... 
Oysa türkü haline dönüştürülmüş deyişlerde ne güzel ifade etmiş Kul Nesimi: Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi, Farisiyi bilme…

Ankara'da kalesinin eteğindeki sürpriz: Gökyay Vakfı Satranç Müzesi

Kentlerin tarihi turistlik mekanları hep "eski kent" olarak adlandırılan bölgeleri olur. Ankara'nın eski kent merkezi elbette Ulus semti ve özellikle kale civarı. Hisar mahallesi olarak geçiyor sanırım resmi adı. Burcunda bayrağımızın dalgalandığı alan dışında kale, ziyarete açık. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Koç Müzesi ve Erimtan Müzesi'nin ardından kale civarında bir müze daha var artık: Gökyay Vakfı tarafından inşaa edilen eski Ankara evi mimarisine sahip bir binada hizmet veren Satranç Müzesi

Kentlerde / Gün Zileli

2013 yılında Havariler adlı anı kitabını okumuştum Gün Zileli'nin. 1972 - 1983 yılları arasını anlattığı bu kitabına dair yazdıklarıma dönüp baktım. O günlerde epey garipsediğim, özel hayatlara dair yazdıklarını hatırladığım bir kez daha.  Kentlerde (2000-2013) adlı kitap ise Zileli'nin hayat öyküsünü anlattığı serinin şimdilik son halkası. Kitabın adından da anlayabileceğiniz gibi, Zileli, 2000 - 2013 yılları arası anlatmış bu kez.  Anıları yazmak gerek. Hele topluma yön veren, ailesinden olmayanların da tanıdığı kişilerden biriyseniz, yazılı anı bırakmak önemli. Ancak bunu yaparken özel hayatları ifşa etme yanlışından sakınmalı insan. Gün Zileli, anı yazmak ile özel hayatın ifşasını fena halde karıştırmış. Belki çok yakınlarına anlatabilirsin, hayatının her önemli gördüğün anına ilişkin hissettiklerini. Ancak bunu kitaplaştırıp kamuyla paylaşmak, çok sakıncalı bir iş. Kentlerde kitabının sonunda bir isim dizini var. Yolu Zileli ile kesişenlerin, kitabı aldıklarında ilk yapması …

Ulus Heykelden Kaleye yürümek

Epey zaman önce bloga bir yazı yazmıştım. Heykelden kaleye yürüyüş boyunca görülmesi gereken yerlerden bahsetmiş ve ilk fırsatta bu güzergâhı fotograflayacağıma söz vermiştim. Kısmet bu sabahaymış. 
Pazar sabahı saat 7.30'da Ulus Heykelde kimsecikler olmuyor. Hele bir de bayramın son günü olunca, Ulus güvercinlere kalıyor.

Heykelin olduğu meydanda ne Mişmiş kalmış ne Evrensel kitabevi. Sanırım buradaki binalar yıkılacak. Dükkanlar boşaltılmış. 

Dükkanların arasından yukarı doğru çıkan merdivenlerle kaleye doğru yolculuğumuza başlıyoruz. 
Bu merdivenlerle ulaşacağımız yer, Seyran dolmuşlarının ilk hareket noktasından kalktıktan sonra geçtikleri cadde. Merdivenlerin sonunda, solunuzda kapalı otopark kalıyor. O tarafa doğru dönüp baktığınızda Ankara Valiliği'nin olduğu bölgeyi göreceksiniz. O bölgeyi ve Hacı Bayram Camii'sini başka bir geziye bıraktım. Yoksa yazı çok uzayacaktı. Merak etmeyin, bu kez fotograflarını çektim bile. Aslında Çankırı caddesi tarafında görecek ve gezecek…

Amerika'daki bir Türk'ten yorum

Amerika'da Türk olmak isimli program ile ilgili yazdığım yazıya, Amerika'da bir Türk olan kuzenimden yorum gelmiş. Sevgili Kuzen'in yorumda yazılanlara katıldığını, ancak yorumun asıl sahibini bilmediğini, internetten gelen "anonim" yazılardan biri olduğunu belirtmiş bugün. Yazının başlığı doğru oluyor bu durumda. Amerika'da yaşayan bir Türk'ten yorum anlayacağınız...Yurt dışında yaşayan diğer okuyucularımdan yorumları beklerim.... Yorumu yazının sonundaki "yorum" bölümüne eklemiş olsam bile Varan'ın yanıtında olduğu gibi gözden kaçma olasılığına karşı ayrı bir yazı gibi yayınlıyorum. Tespitleri sizleri de şaşırtacaktır...
" "Amerikada Turk Olmak" ABD'ye turist olarak gelmis her Turk buralara hayran kalarak geri doner. Cunku bunlar, 2-3 haftaligina New York ,Chicago, San Francisco, Los Angeles, Miami vb. gibi yerlere giderler. Otelde veya bir arkadaslarinda kalip, sabah aksam, muze, park, disco, bar gezerler. Sonucta da gayet…

evde hammaddesinden çikolata yapmak

Başlığa özellikle yazmak istedim: "hammaddesi"nden diye. İnsan, kendisini kandırmaya çok meyilli. Hal böyle olunca, "kuvertür" çikolatayı alıp, onu erittikten ve kuru yemiş ile buluşturduktan sonra kalıba koyup tekrar dondurma işlemini, "evde çikolata yaptım" diye paylaşabiliyor insanlar. Dediğim gibi insan, kendisini kandırmaya pek meyilli. Bu hesapla evdeki mumları eritip, boya ile karıştırıp kendi mumunuzu da yapabilirsiniz. Neyse, tercihlere karışmak değil niyetim. Dileyen mevcudu eritip, yeniden dondurarak, aslında şekil değiştirmekten ibaret işlemini de evde çikolata yaptım diye sunabilir elbette. 
Peki, asıl çikolata nedir, nasıl yapılır derseniz, okumaya devam edin lütfen...
Çikolatanın aslında iki temel maddesi var. Birincisi kakao, ikincisi ise şeker. Kakao, bir takım işlemlerden geçirildikten sonra "mass" olarak adlandırılan, "butter" falan da denilen bir "kütle" / "yağ" ile toza dönüştürülüyor. Belki başka…

Nasıl Yapmalı / N. G. Çernişevski

Sahaf dolaşmalarım sayesinde Türkiye'deki ilk baskılarını bulduğum Çernişevski'nin bu çok tartışma yaratan iki ciltlik eseriyle ilgili bir şeyler yazmanın zamanı geldi. Yar Yayınları romanın ilk cildini Ağustos 1972'de, ikinci cildi ise Aralık 1972'de yayınlamış. Her iki cildin çevirmeni olan Güneş Bozkaya,  ilk cildin başına "önsöz yerine" başlıklı , ikinci cildin sonuna ise bölüm bölüm analizlerin yer aldığı "yorum" başlıklı metinleri de yazmış. Toplam altı bölümden oluşan romanın ilk iki bölümü ilk ciltte (246 sayfa) diğer bölümleri ise ikinci ciltte (486 sayfa) yer alıyor.
Çernişevski'nin romanı yazdığı dönem Rusya'nın Çar yönetiminde olduğu 1860'lar. Romanı, Sibirya'da sürgün hayatı yaşarken 4 ay içerisinde tamamladığını okudum çeşitli internet sayfalarında. Roman, alışılageldiğim tarzda kaleme alınmamış. İşin doğrusu bu kadar didaktik bir metin ile karşılaşacağımı düşünmemiştim okumaya başladığımda. Yazar, roman ilerlerken okuyu…