Ana içeriğe atla

Search & Recommendation Engines PayTV

Kadıköy - 1990'lı yıllar
Düzenli okuyucu edinememiş olmamın başta gelen sebebi bu sanırım. Tiramisu tarifi ile Baykuş Bar hakkında bir yazı aynı blogda yer alabilir ya da Sayısal Karasal Televizyon ile Sayısal Radyo yazıları. Sadece kitaplar ve filmler üzerine de bir blog oluşturabilir insan. Benim yaptığımı yapmak pek akıllıca bir iş değil. Farklı konular için bağımsız blog yapmayı da denedim bir dönem. Belki ilerleyen günlerde yeniden denerim. Bu uzun ve muhtemelen gereksiz paragrafın ardından buyurun bu yazının konusuna: Search & Recommendation Engines. Dilimize çevirirsek arama ve önerme motorları / sistemleri. PayTV ise abone olarak ya da ücret ödeyerek izleyebildiğiniz içerikler. 

Öncelikle neden böyle bir araca ihtiyaç duyulduğu ile başlayayım. En temel neden televizyon izleme alışkanlığının değişmeye başlaması. Eskiden, ve aslında 40 yaş üzeri için bugün de büyük oranda, televizyon izlerken seçimlerimizi kanalları değiştirerek yapıyorduk/yapıyoruz. Kanalın hangi saat hangi programı yayınlayacağını değiştiremiyorduk. Yapabildiğimiz tek şey televizyonda ilgimizi çeken bir şey bulamadığımızda video oynatıcıya bir film koyup onu izlemekti. Bu "eski düzen"de gazetelerin televizyon programı ekleri, ki çoğunlukla cumartesi günleri verilirdi, ilk arama ve önerme sistemi olarak düşünülebilir.


PayTV, farklı içerik üreticilerden toparladığı videoları abonelerine sunan sistemlerdir. Bu geniş tanımda koyu renkli ifadeleri biraz açmak gerekiyor. İçerik üreticisi diyerek hem Linear TV'leri (televizyon kanalı) hem de OnDemand (İsteğe Bağlı) içerikleri kastediyorum. Ülkemizde hizmet sunan PayTV operatörlerinin tekliflerine baktığınızda, paketlere dahil televizyon kanallarının yanı sıra film/dizi arşivlerini de görmektesiniz. Fikir güzel, her akşam ekran karşısında geçirdiğimiz iki üç saat boyunca bizi "eğlendirecek", "bilgilendirecek", "hoşça vakit geçirtecek" ya da "oyalayacak", "kafamızı boşaltacak" ancak en önemlisi "izlemek isteyeceğimiz" içeriği nasıl bulacağız? 

İşte arama ve önerme motoru tam da bu noktada devreye giriyor. Aslında YouTube'da video izlemiş, bir haber sitesinde yazı okumuş herkes bu arama ve önerme motoruyla tanışmış durumda. İzlediğiniz bir videonun ardından "bunu da seversin"; okuduğunuz bir haberin ardından "bu da ilgini çeker" diye çıkan öneriler tam da yazının konusu. 

Eskiden mahallenin "video"cu abisinin yaptığı işi, yani "birader/ablacım sen bu filmi sevdiysen bunu mutlaka izlemesin" önerisini şimdi sistemler/yazılımlar yapıyor. Peki bu iş bu kadar önemli mi? Emin olun, sandığınızdan/sandığımdan çok daha önemli. Geçtiğimiz yıl IBC fuarında bir salonun bu işi yapan firmalara ayrıldığını söylesem pek bir şey ifade etmeyebilir. İngilizce bilen okuyucularıma FyiTelevision adlı sitede yer alan şu yazıyı öneriyorum. 

Peki, bu bilgi benim ne işime yarayacak derseniz yanıtım yok :) İşte blogun tutmamasının bir başka sebebi. Okuyup okuyup, bir sürpriz son, hayatın anlamı, neden yaşıyoruz sorusunun yanıtını bulacağını ummak ve yaşanan hayal kırıklığı... Şaka bir yana, arama ve önerme motorları konusuna bir giriş niteliğinde kısa bir yazı bu. Eğer becerebilirsem bunu bir makale haline getirmek niyetindeyim. Sizlerden ricam, vakit bulursanız, yazının sonuna bu konudaki sorularınızı/önerilerinizi yazmanız. Dilerseniz e-posta da gönderebilirsiniz. Adresimi biliyorsunuz Sadece.Ozgur AT gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

gel gör beni

Aşk ile yanmaya başlayınca, "normal" olmak zor, hatta sanırım olanaksız. Yunus Emre'nin çok bilinen ilahisinde bu "normal"den uzaklaşmış hâl anlatılıyor. Her yazıda olduğu gibi, ilahinin tümünü sona sakladım.
Dünyevî aşkta da bir "normal"den uzaklaşma görülür. Elbette buradaki esriklik, ilahî aşktaki gibi değildir. Zaten, hep yazdığım gibi, dünyevî aşk, ilahî aşkın bir eskizi, taslağı sadece. Sevdicekte görüp etkilendiklerimiz ile O'nunla bir olma gayesini kıyaslamak bile anlamsız. 
Aşkın normalden uzaklaşmak olduğu tespiti, edebiyatta da işlenmiş yıllar boyunca. Bugüne kadar okuduklarım arasında en vurucu olanı ise Psikiyatrist Doktor Levent Mete tarafından yazılan Aşk Hastalığı adlı roman. O esriklik halini o kadar iyi tanımlamış ki, okurken iliklerime kadar hissettiğimi hatırlıyorum.
Dünyevî aşk, bence, karşı konulamaz bir arzu ve bir arada olma isteğiyle birlikte başlıyor. Bir an bile yanından ayrılmaya katlanamama, elini elinden, gözünü gözünden…

ODTÜ: Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Madem bugün üniversiteye giriş sınavı yapıldı, o zaman benim de mezunları arasında yer almaktan büyük onur duyduğum üniversitemin en taze fotograflarından bir seçki sunayım. Fotografları Samsung Note 8 ile çektim. Meraklıları için ekleyeyim, telefon benim değil...
bu heykel ile ilgili o kadar çok şey söylenirdi ki. 10 Kasım'da gölgelerin ATA yazdığı en bilineni sanırım. 


ODTÜ'de bir de müze var. Üniversite kurulurken çıkan eserler sergileniyor. Mimarlık fakültesinin yanında...

Mimarlık fakültesi binaları, ODTÜ'de en sevdiğim binaların başında geliyor. Orada hiç ders almamış olsam bile mimarlığın binalarının farklılığı sanırım beni çeken. 

 ve elbette Mimarlık Amfisi. Ne kadar çok etkinlik izledim orada. Ne kadar farklı kişilerle birlikte....









Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğenin…

Kabak kayığı

Mutfak konusunda bir iddiam yok. Yemek tarifleri için bu kadar çok sayfa varken, bir iddiam olması anlamsız olur zaten. Sayfamda tariflere yer vermemin sebebi, ileride bu tarifleri okurken, onları yaptığım zamanı hatırlamak. Anıları kalıcılaştırmak bir yerde. Birbirine bağlı üç tarif, bana ileride bu cumartesi sabahını hatırlatacak. Belki sizlere de faydası dokunur. Fazla uzattım gene. Buyurun ilk tarife: baba kıyağı, kabak kayığı Öncelikle malzemeleri sıralayayım: KabakMantarBezelyeKırmızı biber (kapya)Domates (püresi veya salçası da olur. salça kullanırsanız tuz atmayın)Sert peynir (keçi peyniri, hellim olabilir)Soğan, sarımsakZeytinyağıKarabiber, tuz kabakları hazırlıyoruz
iç hazırlama
kabaklar hazır
Yapılışı hem keyifli hem kolay. Kabakları yıkayıp soymakla işe başlıyoruz. Hemen ardından kabakları ikiye ayırıp, iki yarımın ortalarını boşaltıyoruz. (Kabak içlerini sakın ola atmayasınız. Onlar bir sonraki tarifte kullanılacak.) Bu iş için tatlı kaşığı ile bıçak kullanabilirsiniz. Kayık ş…

Gaziantep'i Ankara'ya taşımak: Beyran Entep Mutfağı Yıldız'da

Gaziantep, Zeugma müzesi, kalesi, çarşısı kadar mutfağıyla da ünlü bir kent. Tatlıları, kebapları, beyran, yuvarlama ve elbette lahmacunu çok özel. Ne mutlu ki artık bu özel tatları denemek için Antep'e kadar gitmenize gerek yok. Ankara'daysanız Yıldız'a gitmeniz yeterli. 
Turan Güneş Bulvarı'nın paraleli olan cadde üzerinde, Hollanda elçiliğinin önünden geçip Çankaya yönünde aşağı doğru ilerlerken sol tarafınızda göreceksiniz Beyran - Entep Mutfağı adlı mekanı. 
Fazla çeşitli olmayan bir menüsü var. Odun ateşli taş fırında pişen lahmacunu Ankara'nın ne lezzetli Antep usulü lahmacunu. Malum, sarımsak da katılıyor içine Antep usulünün. Ancak Beyran'daki lahmacunu öne çıkartan sadece sarımsak değil, hamurun inceliği ve çıtırlığı. 
Beyran, et suyu, sarımsak ve pirinç ile hazırlanan bir çorba. İçerisinde et de var. Antep'te harlı yanan ocağın üzerinden pense ile tutularak indirilip, olanca sıcaklığı ile servis ediliyordu. Beyran'da da aynı usül geçerli. Pense …

Saklıbahçe Restaurant / Çamlıbel Köyü - Güre - Edremit - Balıkesir

Tüm zamanların en uzun başlığı oldu sanırım. Mekanın adresi böyle, yapacak bir şey yok. Sakin kuzey egenin sakin mekanlarında dolaşmaya devam. Edremit ile Ayvacık arasında, eskiden küçük ve şirin olan yerleşim yerleri, şimdilerde halen şirin olsa da artık küçük değil. Özellikle Akçay sokaklarında dolaşırken İstanbul'un sahil mahallelerinde dolaştığınızı düşünebilirsiniz. Yüksek apartmanlar, sokaklar boyu park etmiş arabalar ve büyük şehir telaşıyla bölgenin en bozulmuş yerleşim birimi sanırım.  Güre, belki termal kaynağının getirdiği bir avantaj ile bu bozulmadan Akçay ve Altınoluk kadar etkilenmemiş gibi geldi bana. Halen sakin, halen kasaba havasında. Güre'den Altınoluk yönüne doğru giderken sağa Tahtakuşlar, Çamlıbel levhalarını göreceksiniz. Bu levhaları takip ederek, Kaz dağlarında yer alan Tahtakuşlar ve Çamlıbel köylerine ulaşabilirsiniz. Tahtakuşlar'da sizi bir etnografya müzesi karşılayacak. Çamlıbel'de ise Saklıbahçe. Sanırım köyde başka mekanlar da vardır. Bi…

yola girmek, yolda kalmak, aşkla kalmak

Aşk konusunda yazmaya başladıkça "yol" ve "aşk" kelimelerinin anlamı farklılaştı. Eskiden yol, bir yere ulaşmak için çıkan bir durum iken, artık hayatın kendisi haline geldi. Aslında "iki kapılı han"a girdiğimizden bu yana yaptığımız, "yolda olmak". Ama önemli olan "doğru yolu" "sırat-ı müstakim"i bulmak ve ondan ayrılmamak. 
Yazıldığı kadar kolay bir iş değil, doğru yolu, orta yolu bulmak. Bulduğunu düşündüğü bu yolda kalmak da ayrıca zor. Yoldan çıkartmak için, nefis başta olmak üzere, fırsat kollayanlar çok. Bence, burada kıymetli olan, hayatın içinde ve yolda kalmayı başarmak. Kelâm'ın öğüdü de bu yönde, anlayabildiğim kadarıyla. Hayatın dışına çıkıp, inzivaya çekilip, emir ve yasaklara uymaya gayret tasvip edilmiyor. Dediğim gibi, anladığım kadarıyla. Doğrusunu mutlaka O bilir.
Aşkla kalmak da bu anlamda önemli. Hayatımızın merkezine ilahî aşkı koyup onunla yaşamamız, her daim uyanık kalıp, doğru yoldan sapmamak için m…

İkiz bebekle tatile çıkacaklara öneriler

Blog sayfamdaki yazıları belli kategorilere göre ayırıp etiketliyorum. Yazacaklarımın etiketlenebilecek şeyler olmasına özen gösteriyorum. Kısacası her aklıma geleni bloga yazmıyorum. Bugün canım sıkıldı, bari canımın sıkıldığını tüm dünya duysun demiyorum. Biraz bu nedenle, biraz yazarın anonimliğini korumasını sağlama kaygısıyla özel hayatıma ilişkin paylaşımları sınırlı tuttum bu güne kadar. Bu yazı yukarıda anlattıklarımla çelişse bile tatile çıkmadan önce yaptığım internet aramalarında işe yarar çok az bilgi bulabildiğim için ikiz bebek sahiplerine deneyimlerimi aktarayım istedim. Bu yazı ile birlikte yeni bir etiket bloga merhaba diyor: İkiz büyütmek. Bu etiket altında, çok sık olmamakla birlikte, ikiz büyütürken yaşadıklarımı paylaşacağım.

Paşaların Hesaplaşması / Kazım Karabekir

Zeyrekli Kazım Bey ya da soyadı kanunu ardından Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşı ve sonrasında en önemli figürlerden birisidir. Bizlere okutulan tarih kitaplarında bu önemi pek anlaşılmaz. Zaten bizlere okutulan tarih kitaplarında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden neredeyse hiç bahsedilmez. Ülkeyi Vahdettin ve Damat Ferit birlikte batırmış, Mustafa Kemal de kurtarmıştır. Ne 1908'den ne 1876'dan ne bunların 1923'e etkilerinden söz edilir. Neyse, bu konuda daha yazacak çok şey var, ama öncelikle okumak ve "bilgi sahibi olmak" gerek. "Fikir sahipliği" sonra... Gelelim bu önemli çalışmaya. Öncelikle Paşaların Hesaplaşması, kitabın tam adı değil. "İstiklâl Harbine Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik?" Paşaların Hesaplaşması'nın hemen altında yer alıyor. Kurtuluş Savaşı dönemine dair Karabekir anıları için ilginç bir başlık değil mi? Kitabı yayına hazırlayan Prof. Faruk Özerengin ve basan Emre Yayınları. İlk baskısı 1991 yılında yapı…

Körfezin incisi Küçükkuyu'da: Baykuş Bar

Küçükkuyu Belediyesi'nin sloganı "Ege'nin başladığı yer". Edremit Körfezi'nin en batı ucu Küçükkuyu. Bu şirin belediyelik, Çanakkale'nin güney doğu sınırını da oluşturuyor. Mıhlı çayını Edremit yönüne doğru geçtiğinizde artık Altınoluk'a, ki kendisi Balıkesir'e bağlı, girmiş oluyorsunuz. 
Baykuş Bar, 2013 yılı yazının ortasında açıldı. İnşaatını gün gün izledik. Temmuz ve ağustos, Küçükkuyu'nun en dolu olduğu aylar. Baykuş, 2013 ağustosunun ortasında açıldı. Zaman zaman oturduğumuz ve güzel müzik çalan farklı mekanın sahibi Semih Göksel ile bir söyleşi gerçekleştirdim. Semih Abi, Ankara kaçkını. Söyleşide yer alan fotografları da kendisi gönderdi. Peynir tabağı fotografı bana ait sadece. Karşınızda Baykuş Bar. 
Herkese iyi pazarlar. Bir önemli not, kıymetli sosyal medya takipçilerime. Evet, ülkede bunlar yaşanırken ben bunlarla uğraşıyorum. En azından bir şeyler uğraşıyorum. Siz, size gelenleri yeniden yayınlamak dışında ne yapıyorsunuz? Gönderdiğin…