Ana içeriğe atla

Küçükkuyu'nun büyük lezzeti: Sole Mare Cafe

Meksikalı balıkçının hikayesini biliyorsunuzdur  muhtemelen. Meksika’nın sakin bir balıkçı köyüne tatil için gelen genç "girişimci" sabahları o günün ihtiyacı kadar balık tutup, geri kalan zamanını ailesiyle keyfince geçiren bir adam farketmiş. Bir sabah yolunu kesmiş:
Kaç gündür seni izliyorum. Sabahları birkaç balık avlayıp sonrasında keyif yapıyorsun ailenle. Oysa avlayabileceğin daha tonlarca balık var. Seninle bir şirket kuralım, gemiler alalım”. 
Balıkçı, “sonra” demiş. 
Sonra o gemilerden oluşan bir filo kurarsın. Sonra şirketini borsaya açarız ve sen de keyfin için balık tutup, günün geri kalan zamanında ailenle birlikte olursun.”  diye devam etmiş girişimci. 
Balıkçı, “ben zaten hergün bu son söylediğini yapıyorum” demiş ve gitmiş.

Elbette eğitimden sağlığa bir çok hizmetin paralı hale geldiği günümüz dünyasında, Meksikalı balıkçı gibi geleceğimizden endişe etmeden yaşama şansımız yok belki. Gene de paranın amaç mı araç mı olduğu kimilerince karıştırılıyor sanki. 

Geçtiğimiz yazın en “tatlı” keşfiydi SoleMare Cafe. “Ege’nin başladığı yer” olan Küçükkuyu’nun lezzetini tanıtan bir yazı da yayınlamıştım blogda. Yazımı takip edip SoleMare Cafe’ye giden dostlarım da mekanı ve lezzetleri çok beğendi. Geçtiğimiz yıl karar verip bir türlü fırsat bulamadığımız söyleşiyi ise, yeni sezon öncesi yapalım istedim. 

Karşınızda İstanbul kaçkını Bulgaristan göçmeni iki bilgi teknolojileri profesyonelinin macerası: SoleMare Cafe’nin sahipleri... 



Ege’de sahil kasabasına yerleşip bir kafe açmak” her beyaz yakalının hayalidir sanırım. Bu hayalini genç yaşlarında gerçekleştireni ise görmemiştim geçtiğimiz seneye kadar. Sizleri, birçoklarının hayal aşamasında bıraktığı yaşamı gerçekleştirmiş olmanızdan ötürü tebrik ederek başlayayım e-söyleşiye. 
  • Kısaca kendinizi ve SoleMare Cafe’yi tanıtarak başlamanızı istesem. İstanbul’u terk etme fikri nasıl oluştu, Küçükkuyu nereden geldi aklınıza. Kafedeki lezzetlerin sırrı nedir?

[SoleMare] Öncellikle göstermiş olduğunuz ilgi ve güvene teşekkür etmek isterim. 

Sizin de belirtmiş olduğunuz gibi İstanbul kaçkını, iki çocuklu bir çiftiz. Büyük şehirde karmaşada boğulmuş ve bazı şeylerin yanlış olduğunu görmeye başlamıştık. İnsanca yaşamak için bunun doğru olmadığını düşündüren sebeplerimiz arttıkça İstanbul’dan kaçış planları oluşmaya başladı. Hayat sadece para kazanmak ve bunun için deli gibi çalışmak, okul taksiti ve kredi ödemekten ibaret olmadığını ailemize, kendimize kaliteli ve daha çok vakit ayırmak olduğunu geç olmadan fark edip, henüz emekli olmadan birçok şeyi kaçırmadan bu yola çıkmanın zamanı geldiğini sık sık kendi aramızda konuşur olduk. Daha az kazanarak daha mutlu bir yaşamımız olacağını da özümsemiştik. Çocuklarımızı sağlıklı ve doğa ile iç içe olduğu bir ortamda büyütme düşüncesi de ağır basınca çok kısa sürede kararımızı kesinleştirdik. İlk senemiz deneme olsun dedik ve arabaya sığdırabildiğimiz kadar eşya yükleyip Küçükkuyu’nun minik bir köyünde soluğu aldık. Yazları gelmek için daha önce orada keşif seyahatleri yapmıştık ve o seyahatler sırasında Kazdağları’nın doğallığı ruhumuza işlemişti. O ilk deneme senemizi minik bir taş ev kiralamıştık, İstanbul’daki evimizin konforundan hayli uzak ancak o bir yıl içinde stresten uzak keyifli ve yaşam sevincimizin katlandığını görünce daha ilk aylarında aslında deneme yılımızın sonucuna karar vermiştik. 

SoleMare’ye gelirsek, ilk olarak isminden bahsetmek gerekir. SoleMare İtalyanca’da Güneş ve Deniz anlamına geliyor. Bunlar çocuklarımızın ismi. ‘Neden İtalyanca derseniz’ yabancı bir isim takmayı düşünmememize rağmen SoleMare kulağa çok hoş geliyor. Tabi bir de İtalyan tatlılarının dünya mutfağında önemli bir yere sahip olması da bu ismi seçmemize neden oldu. İstanbul’da yaşayan insanların birçoğu küçük bir sahil kasabasına kaçıp küçük bir kafe açma hayali kuruyor. Biz de aynı hayalin peşindeydik. Gitme fikri ve olgunlaştırma süreci orada başladı. Eşimle birlikte hem yeni birşeyler öğrenmek hem de birlikte aktivite olması için pasta kursuna katıldık. Özellikle eşimin elinden yemek ve tatlı kitapları düşürmediği, işletmecilik dahi bir çok konuda araştırmasını yapmış ve İstanbul’daki komşularımız yaptığı lezzetlerin keyfini çıkarırken, biz de tepkilerini ölçme şansını yakaladık. Özellikle belirtmek isterim ki tüm bu lezzetlerin oluşmasında, SoleMare’nin iç tasarımından, logonun dizaynına kadar ki tüm aşamalar eşimin hayalinin yansımasıdır. 

Bu noktada teşekkür edemeden geçemeyeceğim bazı isimler var, düşlediğimiz logonun tasarımında desteğini esirgemeyen Ülkü arkadaşımıza, SoleMare’nin dizaynı sırasında babalarımızın harcadığı emeğe ve özene çok teşekkür ederiz. 
  
SoleMare ile birlikte bir çok güzel insanla tanışma fırsatı bulduk. Bunun yanında İstanbul’u terk etmenin ne kadar doğru karar olduğunu bir kez daha anlamış olduk. Meğerse ülkemiz genelinde bizim gibi büyükşehirleri terk edip doğa ile iç için yaşamayı, kendi emeği ile birşeyler üretenler de ne kadar çokmuş. 
Tiramisu
Lezzetlerin sırrı yaşam felsefemizin ürünlere yansıması diye özetleyebilirim. Doğal, sevgi dolu olmak. Ama en önemlisi “aşk”. Ürünlerimizde katkı maddesi yok, hazır şuruplar (mısır, glukoz vs) yok, kremalarımız krem şanti değil. SoleMare’deki her ürün mevsimin ve yörenin bize sunduğu taze meyveler ve diğer malzemeler ile hazırlanıyor. 
  • Kaç çeşit tatlı yapıyorsunuz? Kafenin en çok tutulan tatlısı hangisi? Bir de Bulgaristan günlerinden tatlılar da var galiba.

[SoleMare] Sabit bir menümüz yok. Atölye çalışması şeklinde dünyada ün salmış birçok tatlı için araştırma ve denemeler yapıyoruz. Bazen kendi yorumuzu da katarak ortaya çıkan tatlılarımız oluyor. Bu bakış açımız bir çok dostumuz tarafından “sürprizlerle dolu bir kafe” şeklinde yorumlanıyor. 


En çok tutan tatlımız konusunda kararsızım. Dönemsel olarak değiştiğini söyleyebilirim. Bir çok tatlımız için harika yorumlar alıyoruz ve elbete bu bizi daha iyisini yapabilme motivasyonumuzu artırıyor. 

GARASH
Örneğin GARASH pastamız, yapımında ceviz, bitter çikolata ve yumurta kullanılan ve hiç un içermeyen pastamız çok beğeni kazandı. Glutensiz olma özelliği nedeniyle özellikle glutene duyarlı kişiler tarafından çok takdir kazandı. Bir çok ürünün gluten içermesinden dolayı tatlı yiyemediklerini ve yılların tatlı yeme özlemlerini gidermiş olmamızdan dolayı büyük sevinç yaşadılar ve bu sevinç bizi de mutlu etti.

Özellikle kış döneminde deneysel çalışmalarımız daha fazla hız kazandı, OPERA dediğimiz bir pastamızın revaçta olduğu bir dönem vardı, zaman zaman CHEESECAKE, TIRAMISU veya SACHER ön planda olabiliyor.

Dünyanın ünlenmiş bir çok tatlısını denedik. Özellikle yatkınlığımızdan dolayı Bulgar ve Rus ekolünde yer alan tatlılar üzerinde çalıştık. Dostlarımız farklı olduğundan denemek istediler ve beğeni kazanınca devam ettik. GARASH, OREHOVA, OPERA, MEDENKA, FUNIYKA bunlardan bazısı. 

  • Özel günler için sipariş de alıyorsunuz sanırım. Müşteriler sadece Küçükkuyu ile sınırlı olmasa gerek. Körfezin diğer merkezlerinden de gelenler var mı?


[SoleMare] Evet, özel günler için çoğunlukla minikleri neşelendirmek için tasarım pastalarda sunmaktayız. 




Reklam ve tanıtım konusunda özel bir çabamız olmadı, hatta hazırladığımız broşürleri bile sadece gelen dostlarımıza verdik. Kulaktan kulağı varlığımız duyuldu Akçay, Altınoluk, Edremit ve Assos’tan özel olarak bizi ziyarete gelen misafirlerimiz oluyor. Büyükşehirlerden yaz dönemi geçirmek için gelenlerin bir çoğunun uğrak mekanı oldu. 


  • Sağlıklı beslenme ve özellikle “organik gıda” her yerde karşımıza çıkıyor. Organik gıda sertifikasına sahip olmasa bile geleneksel tarım ürünlerine ulaşmak, Küçükkuyu’da daha kolay olduğunu düşünüyorum. 


[SoleMare] Doğallık konusuna özellikle dikkat ediyoruz. Örneğin meyveleri bu yörede mevsiminde alıyoruz, zaman içersinde doğal tarım yapan insanları tanıma şansımız oldu. Onların ürünlerini kullanmayı tercih ediyoruz. Ancak bu noktada bazı yasal engellere takılıyoruz, örneği süt ürünlerinde sadece UHT süt kullanma konusunda Sağlık Bakanlığı’nın zorlaması olabiliyor. Buna rağmen hazır toz karışımlar hazır kekler vs kulanmıyoruz, süt reçelimizi köy sütünden yapıyoruz, pandispanyalarımızı özenle yumurtaları ayrı ayrı çırparak yapıyoruz, arasına ayrı iç kreması hazırlıyor, etrafını sıvamak için gerçek çikolatalı ganaj hazırlıyoruz.

Keçi sütü ile yaptığımız dondurmanın da beğeni topladığını söyleyebilirim

  • Eklemek istedikleriniz...


[SoleMare] SoleMare bir işletme olarak değilde dostların buluştuğu bir mekan olarak düşünebilirsiniz, sohbetlerin paylaşımların olduğu minik bir mekan, yolu düşen herkesi bekleriz

Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim. Son olarak geçen yıl yayınladığım yazıdaki yol tarifini ekleyeyim:

İlk olarak Edremit - Altınoluk - Assos yönünde ilerliyorsanız:

Küçükkuyu merkezini (trafik lambalarını) geçtikten sonra yolun sağında Ziraat Bankası Küçükkuyu şubesini göreceksiniz. Bence arabanızı oraya park edin. Yolun iki yanını dikkatlice kontrol edip karşıya geçin. PTT'nin olduğu sokaktan (Mehmet Dede Efendi caddesi) denize doğru ilerlemeye başlayın. Sakin ve sessiz bu sokakta sağ tarafınızda kalacak Sole Mare Cafe. Arabanızla gitmek için sol şeride geçip U dönüşü yaptıktan sonra aşağıdaki tarife göre ilerleyin...

Assos - Küçükkuyu - Altınoluk yönünde ilerliyorsanız:
Assos'ta gelmek zorunda değilsiniz elbette. Ayvacık veya Çanakkale'den de geliyor olabilirsiniz :) Kısaca deniz sağınızda kalıyorsa, sağınızda göreceğiniz PTT tabelası, Mehmet Dede Efendi caddesinin girişini işaretliyor. Her ne kadar adı cadde olsa da öyle geniş bir yer beklemeyin. Sonrasında tarif aynı: Denize doğru ilerle sağında kalacak.

Küçükkuyu sahilinde yürüyorsanız:
Çay bahçelerinin önünde ilerlerken Sahil Güvenlik'i göreceksiniz. Göremediyseniz birisine sorun. Sahil Güvenlik'in karşısında Telve kafe var. Onu da göremediyseniz sahilin her yerinden görebileceğiniz minaresiyle cami var. Artık minareyi ve camiyi bulduğunuza göre tek yapmanız gereken cami ile Deniz Kızı motel arasındaki dar geçitten ilerleyip sahilin paralelindeki caddeyi geçip Mehmet Dede Efendi caddesine girmek. Bu kez kısa bir yürüyüşün ardından sol tarafınızda kalacak Sole Mare Cafe. 

Yorumlar

blogda geçen hafta en çok okunanlar

Evde baget ekmek yapımı

Öncelikle malzemeleri sıralıyorum: Un, süt veya su, kuru maya, pudra şekeri, Hindistan cevizi yağı, zeytinyağı, kekik, tuz ve tane kimyon. Gelelim tarife, mayalı hamuru hazırlıyoruz öncelikle. Ilık suyun içerisine bir paket kuru mayayı boşaltıyoruz. Su yerine süt de kullanabilirsiniz. Kritik olan sıcaklığı, ılık olması gerekiyor. Ardından bir miktar pudra şekerini mayanın üzerine döküyoruz. Şeker, mayanın en sevdiği şeylerden. Ardından un ve Hindistan cevizi yağını ekliyoruz. Güzelce karıştırıp üzerine bir kapak koyup ya 50 derece civarındaki bir fırına ya da ılık bir ortama alıp bekletiyoruz. Yarım saat 40 dakika kadar bekledikten sonra mayanın çalıştığını ve hamurun iyice kabardığını görüyoruz. Artık ikinci aşamaya geçebiliriz. Hamura şekil vereceğimiz alanı unluyoruz. Mayalanmış hamuru unladığımız alana aktarıyoruz. Koyacağımız baharatları zeytinyağı ve unla karıştırıp hamura ilave ediyoruz. İşlem hemen hemen bitti. Son aşama şekil vermek. Hamuru önce büyük bezelere ayırıyoruz. Ardın…

vegan olarak 45 gün

Beni yakın tanıyanlar, geçici bir heves olduğunu düşünüyor. Büyük konuşmayı sevmem, bu yüzden haklılar mı zaman gösterecek demekle yetiniyorum. Vegan olarak ilk 45 gün, özlediğim bir lezzet yok. Öncelikle onu yazayım istedim. Mumbar dolmadan, kuzu şişe etin her türlüsünü yiyen birisi olarak, bir günde uygulamaya geçirdiğim kararım sonrası 4 Eylül 2018'den bu yana veganım.  Dışarıda yiyecek bulmak, kimi durumlarda zor oluyor. Özellikle vejeteryan ile vegan karıştırılıyor. Vegan için neler var diye sorduğumda kaşarlı tost / peynirli pide önerileri sıklıkla karşıma çıkıyor. En kolayı esnaf lokantaları. Mutlaka süzme mercimek oluyor, yanında da kuru bakliyat: nohut, fasûlye. Hamur işlerini pek yapmazdım eskiden. Şimdi mayalı hamurlu yiyecekler hazırlıyorum. Mayalı hamuru yoğurmak terapi gibi. Çocukların sıkmalı oyuncakları var ama onlara da daha fazla keyif veriyor hamur ile uğraşmak. Bir arkadaş ekşi mayanın da marketlerde satıldığını söyledi ve muhtemelen önümüzdeki günlerde blogda gö…

Kaan Arslanoğlu - Politik Psikiyatri

Değerli psikiyatrist doktor Kaan Arslanoğlu, bu özelliğinin yanında, bir çok roman ve inceleme kitabı yazan bir yazar. Yanlış anımsamıyorsam değerli yazarımızın tüm romanlarını okudum. Bir çoğu oldukça derinden etkiledi beni. Bu yazımda romanlarından ziyade Yanılsamanın Gerçekliği isimli inceleme-deneme kitabından bahsetmek istiyorum. Kitaplarından demek daha doğru olacak, çünkü bu kitaptan sonra çıkan Politik Psikiyatri isimli kitabın alt ismi de Yanılsamanın Gerçekliği II. Kitap ile ilgili bir incelemeyi bağlantıdan bulabilirsiniz. Kitapların bu yazıya taşınmalarının sebebi ise değerli kuzenimin Amerika'da yaşayan Türkler yazımla ilgili yaptığı yorum. Yorumda, oraya giden ve belli bir süre kalan kişilerin, oradakileri mankafa oldukları yorumu yapmaları, ilerleyen zamanda ise aslında bu mankafalığın iyi bir olduğunu düşünmeleri vs.lerden bahsediliyor. Sn. Arslanoglu, ülkemizde ve dünyada yönetim sistemlerinin neden daha adil, daha insancıl olamadığını açıklamak için insan evrimin…

Cinsel Şiddet Yaşayanların Yaşatanların Anlatımlarıyla / Alberto Godenzi

"...22 Ağustos ile 2 Eylül 1988 tarihleri arasında Zürich Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Bürosu'na biri kadınlar, diğeri erkekler tarafından kullanılmak üzere iki telefon bağlandı. 12 gün süreyle, günün 24 saatinde, telefonlara cevap verebilmek üzere dördü erkek, dördü kadın sekiz kişi görevlendirildi. Olabildiğince çok erkek ve kadına ulaşabilmek için tüm İsviçre basın ve yayın organları aracılığıyla duyurular yapıldı. Radyo, TV ve basında yürütülen bu geniş kampanyalar sayesinde, ancak belli sayıda kadın ve erkeğe ulaşma şansımız oldu." s.32 Kitaplarla ilgili yazılarıma alıntıyla başlamamıştım bugüne kadar. Godenzi'nin okudukça tüylerimi ürperten, okudukça elimden bırakmak istediğim bu sarsıcı kitabıyla ilgili yazmaya başka nasıl başlanılır bilemedim. Yukarıdaki alıntıdan da anlayacağınız gibi 176 sayfalık kitap bu araştırma ve sonuçlarını anlatıyor / yorumluyor. Peki yöntemini öğrendiğiniz araştırma, neyi araştırıyor? Onu da tahmin etmek güç olmasa gerek. Kitabı…

Vasat Edebiyatı 101 / Taylan KARA

Taylan Kara'dan okuduğum ikinci kitap: Vasat Edebiyatı 101. Mayıs 2015 tarihli birinci baskısını okudum. Hayal yayınlarından çıkmış ve 111 sayfa. Yazarın Vasatlığa Giriş Dersleri adlı bir inceleme kitabı var. Önce onu okumanızı öneririm. O kitabında, vasat kimdir, neden vasat zevkleri vardır, çoğunluğun vasat olmasının sonuçları nelerdir gibi sorulara yanıtlar tartışılıyor. İki bölümden oluşan bu kitabında ise Taylan Kara öncelikle bir kaç eser üzerinden vasat edebiyatın özelliklerini gözler önüne seriyor. Örnek olarak seçtiği eserler Ahmet Altan, Perihan Mağden eserleri ile Olasılıksız adlı çok satan roman. Kara, bir dönem InsanBu.com sayfasının editörlüğünü yapmıştı. Bir okur olarak yazdıkları ile ilk tanışmam insanbu.com vesilesiyle oldu. Vasat Edebiyatı 101'in ikinci bölümünde yer alan yazıları, insanbu.com'da okumuştum. Bu yazılarında edebiyat dünyasında ödüller, tanıtım yazıları, pazarlama etkinlikleri gibi araçların nasıl kullanıldığına dair çarpıcı tespitler var. B…

İnternet üzerinden yapılan radyo - televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetleri yönetmelik taslağı üzerine ilk değerlendirmeler

Sanırım bugüne kadar koyduğum en uzun başlık oldu :) Konu önemli olunca başlığın uzun olması doğal. Öncelikle hemen belirteyim, yanlış anlaşmalara yol açmayayım. Aşağıda listelediğim tespitlerim, üyesi olduğum kurum/kuruluş/dernek ve meslek odasını bağlamaz. Sadece kendi görüşlerimden ibarettir. Bu açıklamanın ardından, hızlı bir gözden geçirme ile oluşturduğum tespitlerimi paylaşabilirim. Daha ayrıntılı ve daha düzgün formatta bir değerlendirmeyi üyesi olduğum meslek odasının görüşlerine sunacağım. Yayıncılık dünyası ile internet gittikçe yakınsarken, sınırlar nerede başlıyor ve nerede bitiyor belirsizleşirken böylesi bir düzenleme taslağı oluşturmak gerçekten çok zor. Madde 2 ile yukarıda bahsettiğim gri bölge tanımlanmaya çalışılmış. Madde metni tam olarak şöyle: 
(2) Kurumun görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla;
a) Bireysel iletişim hizmetleri,
b) Radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini internet ortamından iletmeye
özgülenmemiş platformlar,
c) Radyo, televizyon ve isteğ…

Çocuğunuz Sizden Ne Bekliyor? Sağlıklı büyüme ve gelişim için 250 soru-cevap ŞULE YAZGAN / YANKI YAZGAN

Bebekler olduktan sonra insanın hayatı değişiyor. Bu değişim, ev dışarısında geçirilen zamanın kısıtlanmasından, uyku düzeninin değişmesine farklı boyutları içeriyor. Bir başka değişim, ilgide ortaya çıkıyor. Gittiğiniz alış veriş merkezlerinin, daha önceleri koşar adım uzaklaşılan, çocuklara yönelik mağazaların olduğu bölümler dikkatli dikkatli dolaşılıyor. Okuduğunuz kitapların büyük bölümü çocuk/bebek büyütme konulu olmaya başlıyor. Kitap okumaya ayırdığınız zamanın azaldığını göz önüne alınca, okunacak kitabın seçimi konusu daha bir önem kazanıyor. Çocuğunuz sizden ne bekliyor? bu kısıtlı zamanda okunması gereken ilk kitaplardan birisi. Şule - Yankı Yazgan çifti, kitaplarının önsözünde kendilerinin de belirttiği gibi, bir çoklarınca bebek/çocuk büyütme konusunda ideal bilgi/donanıma sahip bir çift olarak düşünülür. Şule Yazgan çocuk doktoru, Yankı Yazgan çocuk psikiyatristi. Ruh ve beden sağlığına yönelik tüm olası durumlarda anında müdahale olanakları var :) Bu duruma ilişkin kita…

Yüzü Silinenler romanı üzerine Kaan Arslanoğlu ile e-söyleşi

Şubat 2017 tarihli birinci baskısı İthaki yayınlarından çıkan Yüzü Silinenler Darbe Günlükleri adlı romanı yayınlandığı ay okumuştum. 2 Mart 2018 tarihinde Kitapeki.com sayfasında Can Ahıskra'nın yazısını görünce, romanı tanıtmak için daha iyisini yazamayacağımı düşünerek, Arslanoğlu ile bir e-söyleşi yapmaya karar verdim. Aşağıda okuyacağınız söyleşi, umarım İnsanBu.com adresli internet sitesini keşfinize yardımcı olur. Bu vesile ile vakit ayırıp sorularımı kısa sürede yanıtlayan Kaan Arslanoğlu'na tekrar teşekkürlerimi sunarım.  
Son romanınızda bir kez daha ana kahramanlardan birisiniz. Reenkarnasyon Kulübünde benzer bir tarz. Savunduğunuz fikirleri dolaysız aktarma olanağı sunduğu için mi tercih ediyorsunuz bu türü?
Savunduğum fikirleri dolaysız aktarma olanağı sunması nedenlerden sadece biri. Başka birkaç nedeni daha önde gidiyor. Siyaset-erdem-gerçek arayışı ve kendini sorgulama… Bu dört atlının ilişkisini devamlı ele alan, hep bu alanda araştırıp kafa patlatan biriyim. Si…

Türkiye Kurulurken Kürtler (1916-1920) / Sinan Hakan

Cumhuriyetin ilk yılları ve Osmanlı'nın son yıllarına ilişkin okumalarıma devam ediyorum. Bir fırsat bulduğumda, bu konuya ilişkin kitapları ayrı bir etiketle belirlemek iyi olacak. Hem benim için, hem sizler için. 
Sinan Hakan, Van'ın Gevaş ilçesi doğumlu bir inşaat mühendisi. Hali hazırda Ak Parti'den seçilen Gevaş Belediye Başkanı. 2013 yılında çıkan kitabının, aynı yıl yapılan ikinci baskısını okudum. İletişim Yayınları'nca basılan kitap 380 sayfa. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, Atatürk'ün Bütün Eserleri ve Kazım Karabekir'in anıları başta olmak üzere çok sayıda kaynak gösterilmiş. Bunların yanı sıra Hakan, yorum ve tespitlerde de bulunarak, sadece belgelerden oluşan bir kitaptan fazlasını ortaya koymuş. 
Günümüzde yaşadığımız en kanlı sorunların başında gelen ve farklı adlarla anılsa bile insanların ölmesine neden olan sürecin nüvelerinin geçmişte, hatta muhtemelen 1916'dan da önce var olduğunu gördüm eseri okuyunca. Sonuçta biz unutmuş olsak bile, dedel…

Atatürk'ün Kurdurduğu Türkiye Komünist Partisi ve Kurtuluş Savaşı'nda Sol Hareketler / Dr. Orhan Yeniaras

2013 yılında Peride Celal'den okuduğum Bir Hanımefendinin Ölümü üzerine düştüğüm not ile aynı başlangıcı yapacağım: Bildiğim bir noktaysa, bilmediğim çevresi kadardır. 
Osmanlı'nın son dönemi ile cumhuriyetin ilk yıllarını konu alan onlarca kitap okudum bugüne değin. Her okuduğum kitap, yeni kitapların yolunu açıyor, yeni şeyler öğreniyorum ve halen ne kadar az bildiğimi görüp şaşırıyorum. Bir ara, bu okuduklarımı derleyip, toplayıp kendi bilgim ve yorumum ile olanları değerlendirmek isterim. Aslında, vakit uygun olsa, bunu bir akademik çalışma kapsamında gerçekleştirebilsem ne güzel olur. 
Dr. Orhan Yeniaras'ın, aslında adı "Kritik 20 yılda, Anadolu coğrafyasında sol hareketler (1908-1928)" olması gerektiğini düşündüğüm eseri, belki okuyucuların daha fazla ilgisini çekeceği düşüncesiyle, Atatürk'ün kurdurduğu Türkiye Komünist Partisi başlığı ile yayınlanmış. Alter Yayıncılıktan 2012 yılında ikinci baskısını okudum. 276 sayfalık eser, belki bir akademik çalışma…