Pazartesi, Haziran 06, 2016

bir kez daha, nedir bu sayısal karasal televizyon?


Blog sayfamda DTT etiketiyle yayınlanmış 100'e yakın içerik bulunsa da, geçenlerde buluştuğumuz lise arkadaşlarımın sorusu üzerine, bir kez daha yazmaya karar verdim. Bilenler, okumadan geçebilir. Bilmeyenler ve sektörün uzağındaki kişiler düşünülerek hazırlanmış bir yazıdır. 

Soru - yanıt şeklinde kurgulanmış yazılarımın daha çok okunduğu gözlemi üzerine, buyurun sık sorulan sorularla Sayısal Karasal Televizyon:

Şimdi tam olarak neden bahsediyoruz? Çanak ile izlediğimiz televizyon mu?

Yok, o değil. Çanak anten kullanarak izlediğiniz televizyon yayını uydu aracılığıyla iletiliyor. Uydudan gelen yayını alabilmek için çanak anten kullanıyorsunuz. Ayrıca, eski tip televizyonlarda, bir de set üstü kutusu, uydu alıcısı gibi bir cihaza da ihtiyacınız var. Yeni televizyonlar, "uydu alıcısı içinde" olarak satılıyor. Aslında "uydu alıcısı" denilen DVB-S/S2 Tuner ünitesi. 

Tamam o zaman bu dediğin cep telefonundan izlediğimiz. Bildim değil mi?
Tam olarak bilemedin. Cep telefonları ile izlediğiniz televizyon yayınları da mobil telefon hizmeti veren şebekenin karasal vericileri kullanılarak size/sana ulaştırılıyor. Bu anlamda karasal bir şebeke söz konusu. Yani "karasal vericiler" kullanılıyor. Ancak sayısal karasal televizyon yayını olarak bahsedilen bu değil. Mobil telefon hizmeti veren operatörler, bugün için, teknik anlamda "broadcast" (tek noktadan çok noktaya) yapmıyor. Onların yaptığı "unicast" (noktadan noktaya). Unicast'te şebekede hizmeti kullananların sayısı ile hizmet kalitesi arasında ters orantı bulunur. Kişi sayısı arttıkça hizmet kalitesi düşer. 

E ne peki bu sayısal karasal televizyon?
Aslında yaşı bana yakın olanlar, yani 40+, hatırlayacaktır. Evlerimizde balkonlarda, çatılarda böyle kılçık görünümünde antenler vardı. Sonraları bir ara televizyonların üzerine tavşan kulağı şeklinde olanlarını da kullandık. Arada anteni sağa sola çevirip bir yayın bulmaya gayret ederdik. İşte bu antenler ile aldığımız yayın karasal televizyon yayınlarıydı. Teknoloji geliştikçe bu yayınları daha kaliteli olarak yapabiliyoruz. Uzun yıllardır Avrupa'da evlerde, küçük bir televizyon üzeri anten kullanarak 20 - 30 kadar televizyon kanalı, kaliteli şekilde izlenebiliyor. 

Ölmüş bitmiş bir şey o anlattığın. Bugün uyduda binlerce kanal varken...
Öncelikle bir hatalı bilgiyi düzelteyim. Ölmüş bitmiş bir şey yok, en azından dünyada yok. Meseleyi bir örnek ile açıklamaya çalışayım. Ankara - İstanbul arasında ulaşım için kara, demir ve hava yollarından dilediğini seçip kullanabilirsin. Yakın zamana kadar kara yolu iyileştirilip otoyola dönüştürülürken, hava yolu pahalı ve tek şirket, demir yolu ise konforsuz ve yavaştı. İnsanların büyük çoğunluğu otobüsleri tercih ediyordu. Bugün benzer bir durum uydu, kablo ve karasal yayın için geçerli. Uyduya yatırım çok yapıldı. Dediğin gibi, büyük bölümü reklam amaçlı çöp kanallardan da oluşsa, binlerce kanallı uydu yayını, küçük çaplı antenler ile izlenebiliyor. Kablo desen, ilk yatırım sonrası şebeke aynı duruyor. Büyük kentlerin bile çoğu mahallesinde şebeke yok. Karasal vericiler desen, tamamen kaderine terk edilmiş durumda. Geçen gün merakımdan anten takıp yayın tarattım ve bir kanal bile bulamadım. 

O kadar para verilip karasal sayısal televizyon yatırımı yapılır mı?
Piyasanın dayattığı bu aslında. Senin benim gibilerin de bazen kullandığı bir söylem. Tehlikeli, benden uyarması. Öncelikle yatırımı sen, ben yapmayacağız. Para sonuçta yatırımcılardan çıkacak. Söylemin tehlikesi ise şuradan kaynaklı. Aynı mantıkla evlere temiz su şebekesine de gerek yok diyebilir birileri. Sonuçta kimse musluktan akan suyu içmiyor. Onca para verip suları arıtmaya uğraşmaya ne gerek var? Kullanım amaçlı temiz olsun yeter. Ya da bir önceki örnekten devam edip, Ankara İstanbul arasında tren için yeni hatta ne gerek var? Onca para, herkes zaten karayolunu tercih ediyor. 

Sen mutlaka olmalı diyorsun şimdi öyle mi?
Soruyu 2015 ortalarında yöneltmiş olsaydın, tereddüt etmeden kesinlikle derdim. Bugün için ise bilmiyorum. Dünya Radyo Konferansı sonrası 2023 yılına kadar UHF bandının 470 - 694 MHz bandı karasal sayısal televizyon yayını için korunacak. Ancak 2023 yılındaki toplantıda, tüm bandın kaderi yeniden değerlendirilecek. 

Ne demek şimdi bu?
Mobil operatörler frekans bandına talip. Bant için ödemeye razı oldukları bedel de fazla, bandı kullanarak üretecekleri gelir de. Bu gelir, devletler için vergi geliri anlamına geliyor. Hal böyleyken zaten pek taraftarı olmayan sayısal karasal televizyon için ayrılan band daha da daralabilir. Ülkemizde, malum halen tamamlanabilmiş bir frekans tahsis ihalesi yok, yayıncılık dünyasında. Bugün karar verilse ve ihale 2016 içinde yapılsa bile 2023'e kadar kalan süre pek kısa. 2023 sonrası ise belirsiz. 

Kısaca özetlersen, önerin ne?
Konunun tarafları bir araya gelsin ve işi netleştirsin. Meslek odaları, RTÜK, BTK, cihaz üreticileri, üniversiteler, yayın kuruluşları, mobil operatörler, tüketici birlikleri, sendikalar... Artık konuyla ilgili olduğunu düşünen kim varsa, bir araya gelip ne yapılacağına karar versin ve bunu duyursun. 

Gene bir şey anlamadım. Yani kardeşim net konuşsana, uydu antenleri mi toplatılacak!
Öyle bir hazırlık hiçbir zaman olmadı ülkemizde. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bir ara, binaların estetik görüntüsünü bozuyor diye merkezi uydu anten sistemlerini zorunlu kılmak için bir çalışma yürütmüştü. Ancak, bildiğim kadarıyla öyle bir zorunluluk da yok. Kısacası senin antene kimsenin dokunacağını zannetmiyorum. 

Yalan yok, gene anlamadım bir şey. İşimize yaramayacak bir şey için bir sürü para dökecekler, ama neyse ki dökmemişler bugüne kadar.
Tam olarak öyle değil değerli okuyucum. İstersen boş bir vaktinde eski yazdıklarıma bakıver. Kafana bir şey takılırsa e-posta göndermekten çekinme. Son söz olarak senin, benim gibi televizyon izlemekten keyif alan ve aslında binlerce değil onlarca kanal arasında seçim yapanlar için iyi bir şey sayısal karasal. 

Hiç yorum yok: