Ana içeriğe atla

Nasıl Yapmalı / N. G. Çernişevski

Sahaf dolaşmalarım sayesinde Türkiye'deki ilk baskılarını bulduğum Çernişevski'nin bu çok tartışma yaratan iki ciltlik eseriyle ilgili bir şeyler yazmanın zamanı geldi. Yar Yayınları romanın ilk cildini Ağustos 1972'de, ikinci cildi ise Aralık 1972'de yayınlamış. Her iki cildin çevirmeni olan Güneş Bozkaya,  ilk cildin başına "önsöz yerine" başlıklı , ikinci cildin sonuna ise bölüm bölüm analizlerin yer aldığı "yorum" başlıklı metinleri de yazmış. Toplam altı bölümden oluşan romanın ilk iki bölümü ilk ciltte (246 sayfa) diğer bölümleri ise ikinci ciltte (486 sayfa) yer alıyor.

Çernişevski'nin romanı yazdığı dönem Rusya'nın Çar yönetiminde olduğu 1860'lar. Romanı, Sibirya'da sürgün hayatı yaşarken 4 ay içerisinde tamamladığını okudum çeşitli internet sayfalarında. Roman, alışılageldiğim tarzda kaleme alınmamış. İşin doğrusu bu kadar didaktik bir metin ile karşılaşacağımı düşünmemiştim okumaya başladığımda. Yazar, roman ilerlerken okuyucu ile sohbet etmeye başlıyor. İlk şaşkınlığı, romanın başında yaşatıyor. Heyecanlı ve gizemli bir giriş sonrası hikayeyi anlatmayı keserek, işte heyecanlı bir başlangıç diyebiliyor. Bu tarz, alışana kadar itici geldi. Okuyanın anlamayacağını düşünerek belki de mesajını tam ve doğru iletmek istemiş diye düşündüm. Roman, baş kahraman Vera Pavlovna'nın rüyalarıyla bölümleniyor. Vera'nın gördüğü dört rüya ile oluşacağını varsaydığı yeni insanın geçireceği aşamaları tariflemiş Çernişevski bana göre. Vera Pavlovna'nın yanı sıra Kirsanov, Lopuhov ve Rahmetov romanın kahramanlarından. Rahmetov, tüm roman boyunca en az anlatılan karakter. Hatta Rahmetov'u anlatan bölümün ardından, ki bu romanın ikinci cildinin ortalarında, Çernişevski okuyucusunu sorguya çekiyor. Peki ben bu bölümü neden yazdım? Rahmetov'u romana neden kattım diye. Sorularının yanıtlarını gene kendisi veriyor: Roman boyunca anlattığı diğer üç karakter (Vera, Kirsanov ve Lopuhov) ideal yeni insan olmadıklarını vurgulamak ve asıl ideal olanın, herkesin bir gün ulaşmayı hedeflemesi gereken insan tipinin Rahmetov olduğunu göstermek için. Bu noktada okuyucusunu kıyasıya eleştirmekten geri durmuyor:

"...Her bahse girerim sizlerle, bu bölümün son sayfalarına kadar çoğunuz Vera Pavlovna'yı, Kirsanov'u, Lopuhov'u üstün ahlaklı, bir de idealleştirilmiş ve pek üstün asaletleri karşısında belki de gerçek hayatta bulunmayan tipler ve kahramanlar sandınız. Hayır, sevgili dostlarım, benim şirret, benim katı yürekli, zavallı dostlarım, yanlış bir zehaba kapıldınız. Onlar değildir olağanüstü yüksek bir seviyede bulunan, sadece sizin seviyeniz onlara kıyasla çok fazla düşüktür. Onların sadece yeryüzünde bulunduklarını görüyorsunuz. Onlar size yedi kat semada durur gibi görünmüşse, bunun sebebi sizin yedi kat yerin dibinde durmanızdan başka bir şey değildir. Yeryüzünde bütün yaşayanlar, onların bulundukları yükseklikte bulunmalıdır ve bulunabilir de. Pek üstün olan ve zavallı dostlarım, ne benim ne de sizin erişebileceğiniz seviyede bulunan kişiler böyle değildir. Ben size bu üstün insanlardan resmin bir köşeciğinde hafif bir profil çizgisini gösterdim. Görüyorsunuz ya, hatlar bambaşkadır. Şu var ki boy portrelerini gösterdiğim insanlara siz de eşit olabilirsiniz, yeter ki gelişmeye çalışınız..." (Nasıl Yapmalı II Cilt s.247)

Romanın baş kahramanı Vera Pavlovna'nın kurduğu terzi atölyeleri aracılığıyla "yeteneğin kadar üret, ihtiyacın kadar tüket" sisteminin nasıl çalışacağını gösteriyor Çernişevski. Vera'nın dördüncü ve son rüyasında tüm dünyanın böylesi bir düzen ile işlemesi konu ediliyor. Diğer üç rüya, roman zamanı içerisinde gerçeğe dönüşürken son rüyanın gerçekleşmesinin uzun süreceği belirtiliyor. 

Romanı okumayı bitirdiğimde, ileri sürülen temel savların hiç yabancı olmadığını fark ettim. Roman, "yeni insan", "ideal insan" olarak tanımladığı kişilerin toplumdaki sayılarının azınlıkta olduğunu söylüyor. Bu tip insanların çoğalması / çoğaltılması ile Vera'nın son rüyasının gerçekleşeceği bekleniyor. Bu düşünce, Kaan Arslanoğlu'nun bir çok farklı kitabında ele aldığı sosyalist bir sistem için mevcut insanın yetersizliği tezine çok benziyor. Tabii bu kabalaştırılmış ifade Arslanoğlu'na değil bana ait.

Döneminde çok ses getirmiş ve çok tartışılmış bir romanmış Nasıl Yapmalı. Bana sorarsanız fazlasıyla uzun ve fazlasıyla didaktik.

Bu kitap sonrasına bıraktığım bir diğer önemli Rus yazarın eseri Yer Altından Notlar, okuma sırasının başına geçti. Yer Altından Notlar'ı Dostoyevski'nin Nasıl Yapmalı'ya yanıt olarak kaleme alındığını okudum Güneş Bozkaya'nın notlarında. Aynı bilgi bir çok internet sayfasında da tekrarlanmış.

Yorumlar

blogsa son 30 gün içerisinde en çok okunanlar

Fasülyem Guru Küçükkuyu

Küçükkuyu, 10 senedir hayatımızda. Her sene geldiğimiz bir yer olunca neresi açıldı neresi kapandı takip edebiliyoruz. Bu yıl, 2018, yeme içme konusunda çok sayıda mekan açılmış. Küçük Ev, fasulyemGuru, Kahve Kuyusu bunlardan ilk aklıma gelenler. Geçmiş yılların başarılı mekanları da devam ediyor. fasulyemGuru geçen yıllarda çok sevdiğimiz Sole Mare pastanesinin yerine açılmış. 

fasulyemGuru, sanırım tüm Edremit Körfezi'ndeki tek VEGAN mutfağı. Yanlış okumadınız VEGAN. Hani yumurta ve peynir dahil hayvansal ürün yemeyenler. Süt, peynir, yumurta ve yoğurt olmadan yemek mi olur diyenlerdenseniz, sizi fasulyemGuru'ya bekleriz. Ben ev sahibi olmasam bile Murat Şef ile yakın mahallelerde büyümüşüz. Oradan hareketle bekleriz dedim :)

Murat Şef, her yemek büyük bir özen ile yapıyor. Örneğin fasülye el işçiliği ile üretilmiş Japon imalatı döküm tencerede pişiriliyor. Fasülye ise İspir ürünü. Domates çorbası dört-beş farklı domatesten pişiriliyor. Günümüzde salça ile yapılmayan domates ç…

Vegan olmaya karar verdim.

Bu bir tweet olsaydı eğer başlık yeterli olurdu: Vegan Olmaya karar verdim NOKTA.  Ancak madem tweet değil blog yazısı o zaman biraz ayrıntı vermek gerekiyor.  Öncelikle baştan söyleyeyim kararımın gerekçesi sağlık zorunluluğu değil. Hayvansal ürünler tüketmemin önünde sağlık yönünden bir engel yok.  Bu kararı vermem kolay olmadı. Kokoreçten, kelle paçaya, ciğer tavadan mumbar dolmasına, kıymalı pideden, kuzu inciğe veda etmem gereken çok şey olduğunu biliyorum. Liste bununla da sınırlı değil. Ezinelerden tulumlara uzadıkça uzayan bir liste daha var. Peki nereden çıktı bu veganlık. Bu sabah, geçici misafirimiz Çilek Hanım bahçede ağaçtan ağaca hoplayıp zıplıyordu. Tahminen bir kaç aylık olan bu bızdık kediciği koyun olduğunu düşünürsem, dün yediğim kuzu şiş, bu yavrucağın bacağı olabilir mesela.  Fikrin kendisi dehşet verici elbette. Ancak veganlık kararımı vermeme bu yol açmadı. Bir belgesel izledim geçenlerde. Netflix'te vardı ama muhtemelen farklı platformlarda da bulunabilir belgesel…

Ankara'da doğa yürüyüşü

40 senedir Ankara'da yaşıyorum. Bu yaz başına kadar hep özendiğim bir şeydi doğa yürüyüşlerine katılmak. Hep özendiğim ve aslında yapmamın önünde , gerçekte herhangi bir engel olmayan "şey"lerden birisiydi. Aklımdaki "engeller" ise şunlardı:

Tanıdığım yok, herkes birbirini tanıyordur, çok sıkılırım.Çok uzun yürürler, onların hızına yetişemem, geride kalırsam ayıp olur.Pahalı bir etkinliktir.Özel ekipman gerektirir.Yazın sıcak, bahar ayında yağmurlu, kışın ise soğuk olur.Sabahın kör karanlığında uyanamam.Karnım acıkır, tuvalete gitmem gerekir.....
Yukarıdaki gerekçelerin hiçbirisi geçerli ve gerçekçi değilmiş. Yaşayarak gördüm.
Bugüne kadar iki kez doğa yürüyüşü yaptım. Her ikisinde de Ata Kafka Tur / Alternatif Trekking şirketinin organizasyonuna katıldım. İki farklı rehberin öncülüğünde yürüdüm. İlk yürüyüşte Beypazarı Eğriova, ikinci yürüyüşte Bolu Mengen'deydi. Beypazarı'ndaki rota dik çıkışlar ve sert inişlerle, çoğu orman içerisinden ilerlediğimiz 15-…

yeni emeklilere ipuçları

Sanırım ilk fark ettiğimde askerdeydim. Her asker gibi "şafak" sayıyordum. Askerde geçirdiğim günü değil, kalanını. Bir sabah, şafak kaç dediklerinde, 
bilmiyorum dedim. 
Nasıl dedi, "devrem". 
Bu bilgi bizde yok,  dedim. 
Sen de bilmiyorsun, kimse de bilemez zaten. Yüzüme baktığında neden bahsettiğimi anlamıştı.
Süresi belirsiz bir ömür sürdüğümüz dünya hayatı, dilimlere ayrılabilir gibi sanırım. İlk 20-25 yılı çocukluk-eğitim ve hayata atılma ile geçer. Sonrasındaki 25-30 yılı çalışma ve hayatı kurma, ardından gelen "kalan süre" ise emeklilik ve hayatı sorgulama ile geçer. 
Ben henüz "ikinci evre"deyim ama bu "ikinci evre"nin sonlarına yaklaşıyorum, her ne kadar kendimi daha yeni başlamış hissetsem bile. 
Bu yazıda ise üçüncü evre ile ilgili görüşlerimi paylaşmak istedim. Belki birilerinin işine yarar düşüncesi ile...
Öncelikle bir yanlıştan bahsederek başlayayım. İnsanların çoğu hiç emekli olmayacakmış gibi tüm hayatını "çalışma" ile…

2015'in ardından bir kez daha IBC

2015 yılında, üniversiteden mezun oluşumun 20. yılı şerefine kendimi Amsterdam'a göndermiştim. Uluslararası yayıncılık fuarı ve konferansına ilk katılışım olan bu gezi, bana bir çok şey kattı. Aradan geçen 3 senede, bu gezinin öğrettikleri eskiyince, bir kez daha Amsterdam'a gitmem gerektiğini düşündüm. Bir kez daha IBC'ye, blog yazarı olduğum için, basın akreditasyonu ile katılacağım kısmetse. 
Bu yıl IBC'nin konusu ne diye sorarsanız, daha önce hiç IBC'ye gitmediniz herhalde diye yanıt veririm. Yayıncılık, son kullanıcı cihazlarını saymazsak ki onun IBC'nin hemen öncesinde IFA adlı bir büyük buluşması oluyor, çok kabaca ikiye ayrılabilir:  üretim dağıtım-iletim
Üretim dediğimiz kendi içerisinde kamera - ışık - ses - kayıt sistemleri - arşiv - içerik yönetim sistemleri - yayın otomasyon sistemleri gibi alt başlıklara ayrılır. Dağıtım - iletim ise, yayının bir noktadan yayın merkezine gönderilmesi, ki buna iletim diyoruz, ile yayın merkezinden evlere, son kullanıc…

Evrenden Torpilim Var! / Aykut Öğüt

Bir itiraf ile başlayayım bu yazıya. Hayatımda okuduğum ilk "kişisel gelişim" kitabıydı Evrenden Torpilim Var! Dharma yayınlarından ilk baskısını Şubat 2009'da yapan kitabın benim okuduğum Ağustos 2011 tarihli 110. baskısıydı. Her baskının kaç adet yapıldığına ilişkin bir bilgi bulunmayan kitap, 263 sayfa. Arka kapağındaki tanıtıcı yazı ilgi uyandırıyor:
Siz hiç 150 kilo oldunuz mu? Sizin hiç yabancı bir ülkede bavulunuzu kaybettiğiniz, sabahları mısır gevreğine bira döküp hayatta kalırken günlerce tek kelime bile konuşmadığınız, dayak yedikten sonra girdiğiniz komadan bir gözünüzü kaybetmiş olarak çıkıp tekrar parklara döndüğünüz, annenizi kaybettiğiniz oldu mu?
Benim oldu.
Peki ya sonra o yabancı ülkenin dilinde şakır şakır konuşup hatta seslendirme yönetmenliği bile yaptığınız, o ülkedeki filmlerde başrol oynadığınız, yeni ve mutlu bir hayat kurduğunuz, elinizi attığınız her işi altın yumurtlayan tavuğa çevirdiğiniz, her saniyenizi gülümseyerek geçirdiğiniz, hayatta iste…

EMO'da Yayın Teknolojileri Sunumu: Radyo ve Televizyon

"EMO benim için ne yapıyor?" Meslek odası konu olduğunda ilk söylenen ya da en çok söylenen yukarıdaki cümledir. Bu söze karşılık olarak her defasında; "Sen bugüne değil EMO'nun bir konuda bir şey yapmasını talep ettin mi?" sorusunu yöneltirim. Yanıt, bugüne kadar değişmedi: "O kadar çok işin var ki, bir de EMO'ya mı vakit ayırayım!" Kıymetli dostlar, meslektaşlar, Meslek odaları devletin bir parçası değildir. Gelirleri ve giderleri belli, üyeler arasından seçilen yönetim kurulları tarafınca idare edilen yapılardır. Profesyonel (maaş karşılığı çalışan) kadroları sınırlıdır. Çünkü gelirleri sınırlıdır. En önemli gelir kalemleri aslında üye aidatları olmalıdır. Aidatların, Odaların bir çok maaşlı üye çalıştıracağı kadar yüksek olması gerekir bana kalsa. Bu sayede meslek alanlarına dair tüm gelişmeleri maaşlı kadroları ile takip edip, üyeleri doğru ve zamanında bilgilerle besleyebilecek ekipler kurulabilir. Ancak, ülkemizdeki genel durum, böylesi bir yapıy…

post IBC - 5: 4K / 8 K

Eğer yayıncılık dünyasında çalışmıyorsanız, post IBC dizisinin daha önceki yazılarında geçen kısaltmaları, konu edilen gelişmeleri bilmeniz zor. Oysa 4K, herkesçe malum. Adı da üzerine zaten 4000 satır :) Peki bu yazıda geçen 8K ne olabilir? Evet bildiniz 8000 satır :)
Ekranlar büyüdükçe, salonun duvarını kaplayacak kadar büyüdükçe, daha önceleri hiç derdimiz olmayan pikseller, izleme mesafesine de bağlı olarak, dert olmaya başladı. Bu derdi gidermek için gelişti bu teknolojiler demek hatalı olur elbette, çünkü mesele aslında sadece piksellerin ufalması ve çözünürlüğün artması değil. O zaman gelin 4K'yı biraz daha yakından tanıyalım ve IBC 2018'de 4K üzerine neler vardı sorusunun yanıtını arayalım.
4K, üç farklı alanda yenilikler vaadediyor yayıncılara ve izleyicilere. Bunların sadece birisi öne çıkartılıyor: çözünürlük artışı. Oysa 4K demek aynı zamanda HDR demek. High Dynamic Range kelimelerinin başharflerinden oluşan bu kısaltmayı gelişmiş cep telefonu kameralarından aşina ol…

Kendine yatırım yapmak

Blogumu takip edenler bilir, televizyon izlememesine ve hatta izlenmesini önermemesine karşın televizyonu daha ilgi çekici daha izlenir kılmayı amaçlayan teknolojilerle ilgilenen birisiyim. İşin üzücü yanı, bu teknolojik gelişmeler çoğunluğun daha televizyon bağımlısı hale gelmesine aracı olurken beni heyecanlandırıyor. OTT, etkileşimli televizyon, ikinci ekran uygulamaları hep bu heyecan verici teknolojilerden. Yazının başlığı ile buraya kadar okuduklarınızın ilgisini kuramamış olmanız doğal. Lafı uzatıp duruyorum. Eğer sector çalışanlarındansanız muhtemelen bilirsiniz. Bizim sektörün iki büyük fuarı ve birden fazla sayıda konferansları vardır. Henüz ne IBC'ye ne NAB'ye gitmedim. Yakın zamanda gitme olasılığım da görünmüyor. Ancak, konferansların İstanbul dışında olanlarını takibe başlıyorum bu yıl itibariyle. Bu konferanslara, benim için epey yüksek olan, katılım bedeli bulunuyor. Neyseki etkinliklerin düzenleyicileri, benim gibi teknoloji blogu yazarlarına yönelik bir konten…

post IBC - 3

Dün (18 Eylül 2018) Amsterdam'da düzenlenen IBC fuarının son günüydü. Konferans ise fuardan bir gün önce başlayıp bir gün önce sona erdiği için 17 Eylül'de tamamlanmıştı. 12 - 16 Eylül tarihlerini kapsayan IBC 2018 seyahatim esnasında konferansın 3, fuarın ise 2 gününe şahitlik edebildim. Süre kısıtlı, görecek ve konuşacak çok olunca, elbette kimi şeyleri atlamak ve önceden program yapmak şart oluyor. Bu kez SDI - IP dönüşümü konusundaki gelişmelerden bahsetmek istiyorum. Öncelikle SDI ve IP ne demek? Bu sitenin okuyucuları sadece yayıncılık sektörü profesyonelleri değil. Hâl böyle olunca, kısaltmaları açıklayarak işe başlamak gerekiyor.  Serial Digital Interface kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor SDI. Stüdyo içi kablolamadan cihazlara bir dizi standardın genel adı. Yayın, gecikme kabul etmeyen ve senkronun (eş zamanlılığın) olmazsa olmaz olduğu bir sektör. IP ise Internet Protokolü kelimelerin baş harfleri. Hayatımızın bugün her alanını ilgilendiren bilgi teknolojisi cihaz…