Ana içeriğe atla

Elveda Güzel Vatanım / Ahmet Ümit

Ahmet Ümit'in İttihat ve Terakki konulu bir roman hazırlığında olduğunu okuduğumda sanırım Paris'teydim. Rue des Ecoles sokağında dolaşırken bir yandan da Ümit'in romanında buraları nasıl anlatılacak diye düşünüyordum. Bilmeyenler için belirteyim Rue des Ecoles, İttihat ve Terakki Cemiyeti Paris şubesinin bulunduğu sokak. Merak edenler için de ekleyeyim, bina halen ayakta ve elbetteki üzerinde bir zamanlar İttihat ve Terakki Cemiyeti merkezi olduğuna ilişkin hiç bir bilgi yok. 

Elveda Güzel Vatanım, 576 sayfalık, hacimli bir roman. Ümit, Paris'ten Selanik'e, romanın geçtiği mekanlarda epey dolaşmış, söyleşilerinde anlattığına göre. Romanın önemli bir bölümü ise Ümit'in yaşadığı ve sokaklarını iyi bildiği İstanbul'da geçiyor. Geçtiğimiz hafta içerisinde 36 saatlik bir İstanbul ziyaretim oldu. Bu 36 saat içerisine Pera Palas'ta bir Türk kahvesi de sığdırdım. Roman, elbette yanımdaydı ve sağolsun pastanedeki görevlinin anlattıklarıyla romanın yazılış günlerine de tanıklık etme olanağım oldu. Ahmet Ümit, Pera Palas'a sık gelirmiş, anlatılana göre. Romanın ana mekanı Pera Palas olunca, bu ilgiye şaşmadım. Benim için şaşırtıcı olan ise Mustafa Kemal'in Pera Palas'ta uzun bir dönem ikamet ettiği bilgisi oldu. Romanın kahramanı Şehsuvar Sami gibi biraz belki, suikast tehlikesine karşı böyle bir tercihte bulunmuş Mustafa Kemal, bilemeyiz elbette. 

Başarılı bir roman için anlatılan mekanları tanımak önemli sanırım. Selanik'i pek iyi bilmem, hepi topu bir kaç gün geçirdim. Ancak Paris, Ankara'nın dışında en uzun yaşadığım kent. Romanda Paris'in geçtiği yerlerde dolaşmışlığım var. Elbette ben, 2014 Paris'inde gezdim, anlatılan ise 1900'lerin başları. İşin güzel yanı ise Paris'te mekanlar o kadar sık değişmiyor. 1800'lerin ikinci yarısından sonra yapılmış binaların büyük bölümü ayaktaydı halen. Bu uzun ve muhtemelen gereksiz girişten sonra gelelim romana. 

Öncelikle, siyaseti Kurtlar Vadisi, Osmanlı tarihini ise Muhteşem Yüzyıl dizisinden öğrenebileceğini düşünen bir kitle var. Böylesi insanların yaşadığı bir ülkede İttihat ve Terakki'nin tarihini de bir roman ile öğrenebileceğini zannedenlerin çok olacağı hesaplanmış olacak ki 250.000 adetlik ilk baskısı yapılmış. Yayıncı değilim gerçi ancak normalde bir kaç binlik baskılar yapıldığını biliyorum. Ayşe Kulin'in kitapları için bile en fazla 150.000 adetlik ilk baskı sayısı görmüştüm. Bu anlamda belki de 250.000 adetlik ilk baskı rekordur. 

Ahmet Ümit, bana kalırsa polisiyeyi çok iyi yazıyor. Bu güne kadar 3 roman 2 öykü kitabını okumuşum. Elveda Güzel Vatanım'dan önce İstanbul'un fethi ve Fatih ile ilgili bir roman yazmıştı. Onu okumadım. Bu yüzden tarihi konuları, polisiye ile harmanlaması konusunda bir genel yorum yapamayacağım. Ancak, bu son romanında polisiyelerinde alışageldiğimiz heyecanlı kurgu yok. Bunun yerine tarihsel olayları yazmanın endişesi var. Özellikle Şehsuvar Sami'nin aşkı, romanı sürükleyici kılıyor. Bu aşka ilişkin çatışma, romanın sonlarına doğru ortadan kalkınca, işin doğrusu okumanın da tadı kalmadı benim için. 

Peki, Ümit tarihi olaylara nasıl yaklaşmış? Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesi hep 1919 ile başlatılır. Ondan önceki tüm mücadeleler göz ardı edilir. İttihat ve Terakki'nin birinci dünya savaşı öncesindeki mücadelesi ise hep gözden ırak tutulur. Mesela 31 Mart ayaklanmasında ben ayaklanmanın ertesi günü yıldırım ordularının İstanbul'a geldiğini düşünürdüm oysa 10 gün kadar sürmüş yeniden düzenin sağlanması. Bir başka bilmediğimi fark ettiğim ise Mustafa Kemal'in Bandırma vapurunda bir heyet ile birlikte Anadolu'ya geçtiği gerçeği. Ahmet Ümit, birçoklarının bilmediği bir tarihi anlatmış romanında. Bunu yaparken, kullandığı karakter Şehsuvar Sami adında bir fedai. Fedai bölüğü, İttihat ve Terakki'nin vurucu gücü, suikast timi. Yasadışı ne kadar iş varsa yaptırdığı insanlar. 

Ümit'in romanını okuyunca temel sorumlunun Enver olduğu gibi bir izlenime kapılıyor insan ister istemez. Gerçi şimdi hakkını yemeyelim, bir kaç yerde iktidara hazır olmayan bir yapıdan bahsetmiş karakterleri aracılığıyla, ancak gene de asıl sorumluların İttihat ve Terakki'nin asker kanadı, yani Enver ve Cemal paşalar olduğu vurgusu var. Talat Bey ile daha mülayim, daha politik ve uzlaşmacı olarak tarif edilmiş. 

Roman 1907 ile başlıyor ve 1926'da bitiyor. Karakterlerden büyük bölümü gerçekten yaşamış kişiler. Süleyman Askeri, Kuşçubaşı Ekrem, Mülazım Atıf gibi adı Enver, Cemal ve Talat kadar bilinmeyen İttihat ve Terakki'nin kurucu unsurları romanda yer almış. Döneme ilişkin çok sayıda anı okuyan birisi olarak Kazım Karabekir'in de romanın başlarında yer alması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca dönemin gazetecisi Hüseyin Cahit Yalçın, özellikle meşrutiyetin ilanının ardından İstanbul'a gelen Talat Bey ile görüşmesini anlattığı anılarından yararlanılsaymış daha iyi olurmuş gibi geldi bana. Elbette bunlar işin ayrıntısı. 

Sonuçta, kurgusu tarihsel gerçeklerle bezenmiş bir polisiye / aşk romanı var karşımızda. Ben büyük keyif alarak kısa sayılabilecek bir sürede okudum. 

Yorumlar

Murat AYGEN dedi ki…
Biri Herman Hesse'nin hayatını yazsa (en melek yatırımcı Nazi O'ymuş) kimse alıp okumaz. Ama Şehsuvar Sami okunuyor. Hesse'yi de okuyun beyler (hanımlar); belki bir ATATÜRKÇÜ cevher O'nda da bulursunuz.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Masalcı / Erhan Altunay

Tapınak Şövalyeleri ve Kutsal Emanetler, gecenin geç saatinde başlayıp sabahın ilk ışıklarına kadar süren televizyon programlarının  çok sevdiği konulardır. Erhan Altunay ise bu programları sevenleri entelektüel birikimi ile hayran bırakan konuşmacılardan. Saint Joseph'in ardından Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği bölümünü bitiren Altunay'dan okuduğum bu ikinci kitap. Destek Yayınları'nın Destek Edebiyat serisinden ilk baskısını Aralık 2016'da yapmış. Benim okuduğum Haziran 2017 tarihli 8. baskısıydı. 
Farklı bir kurgusu var Masalcı'nın. Erhan Altunay da romanın kahramanlarından. Romanın ilk bölümlerini Altunay Facebook hesabından paylaşmıştı. Herkese açık olarak yaptığı bu paylaşımları, Facebook hesabınız olmadan da takip edebiliyordunuz. Bu yöntem, romanın pazarlanması bakımından da etkili sanırım. 
Masalcı, Dan Brown'un eserlerini hatırlattı. Tarihi gerçeklerin arasına serpiştirilmiş gerçek olabilecek gizemli hikayeler, biraz şaşkın olmakla bi…

Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin Anıları / Derleyen: Hulûsi Turgut

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, yakın tarihi merak edenler için hazine değerinde eserler yayınlıyor. Kılıç Ali'nin hatıraları, bu eserlerden birisi. Benim okuduğum Haziran 2015 tarihli 17. baskısıydı. İlk baskısını Ocak 2005'te yapan bu tek ciltlik eser 796 sayfa. Baskısı ve ciltlenmesi çok düzgün, bu sayede 796 sayfa bile olsa okuması zor değil. 
Kılıç Ali, 1919 ile 1938 yılları arasında hep Mustafa Kemal'in yakınlarında yer almış. Kurtuluş Savaşı mücadelesinde, o zamanlardaki adıyla, Ayıntap ve Maraş savunmalarında önemli roller üstlenmiş. Cumhuriyet'in ilanının ardından milletvekili olarak hizmet etmiş. Hem Kurtuluş Savaşı döneminde hem sonrasında 1926'daki İzmir Suikastı davası günlerinde İstiklâl Mahkemesi heyeti üyeliklerinde bulunmuş. 1926'da İstiklâl Mahkemesi'nin verdiği idam kararlarının altında imzası olan üç Ali'den birisi olan (Başkanlığı Afyonkarahisar Milletvekili Ali (Çetinkaya), üyeliklerini Gaziantep Kılıç Ali Bey, Aydın Milletveki…

Kentlerde / Gün Zileli

2013 yılında Havariler adlı anı kitabını okumuştum Gün Zileli'nin. 1972 - 1983 yılları arasını anlattığı bu kitabına dair yazdıklarıma dönüp baktım. O günlerde epey garipsediğim, özel hayatlara dair yazdıklarını hatırladığım bir kez daha.  Kentlerde (2000-2013) adlı kitap ise Zileli'nin hayat öyküsünü anlattığı serinin şimdilik son halkası. Kitabın adından da anlayabileceğiniz gibi, Zileli, 2000 - 2013 yılları arası anlatmış bu kez.  Anıları yazmak gerek. Hele topluma yön veren, ailesinden olmayanların da tanıdığı kişilerden biriyseniz, yazılı anı bırakmak önemli. Ancak bunu yaparken özel hayatları ifşa etme yanlışından sakınmalı insan. Gün Zileli, anı yazmak ile özel hayatın ifşasını fena halde karıştırmış. Belki çok yakınlarına anlatabilirsin, hayatının her önemli gördüğün anına ilişkin hissettiklerini. Ancak bunu kitaplaştırıp kamuyla paylaşmak, çok sakıncalı bir iş. Kentlerde kitabının sonunda bir isim dizini var. Yolu Zileli ile kesişenlerin, kitabı aldıklarında ilk yapması …

Ulus Heykelden Kaleye yürümek

Epey zaman önce bloga bir yazı yazmıştım. Heykelden kaleye yürüyüş boyunca görülmesi gereken yerlerden bahsetmiş ve ilk fırsatta bu güzergâhı fotograflayacağıma söz vermiştim. Kısmet bu sabahaymış. 
Pazar sabahı saat 7.30'da Ulus Heykelde kimsecikler olmuyor. Hele bir de bayramın son günü olunca, Ulus güvercinlere kalıyor.

Heykelin olduğu meydanda ne Mişmiş kalmış ne Evrensel kitabevi. Sanırım buradaki binalar yıkılacak. Dükkanlar boşaltılmış. 

Dükkanların arasından yukarı doğru çıkan merdivenlerle kaleye doğru yolculuğumuza başlıyoruz. 
Bu merdivenlerle ulaşacağımız yer, Seyran dolmuşlarının ilk hareket noktasından kalktıktan sonra geçtikleri cadde. Merdivenlerin sonunda, solunuzda kapalı otopark kalıyor. O tarafa doğru dönüp baktığınızda Ankara Valiliği'nin olduğu bölgeyi göreceksiniz. O bölgeyi ve Hacı Bayram Camii'sini başka bir geziye bıraktım. Yoksa yazı çok uzayacaktı. Merak etmeyin, bu kez fotograflarını çektim bile. Aslında Çankırı caddesi tarafında görecek ve gezecek…

Prof. Dr. Korkut BORATAV ile e-söyleşi

Hocaların hocası olarak da bilinen Prof. Dr. Korkut BORATAV ile e-söyleşi yapma önerisi götürmüştüm. Sağolsun, Hocam vakit ayırıp yanıt verme nezaketi göstermiş. Korkut Hocam soruma yanıt olarak Metin Çulhaoğlu'na Armağan çalışması için kaleme aldığı metnin uygun olacağını belirtmiş. Özellikle yazısının son bölümleri sanki benim soruma karşılık yazılmış gibi. Hocamın yazdıklarını kısaltmak haddime değil, ayrıca çok yerinde bir girizgâh ile olduğunu düşünerek, yazıyı olduğu gibi almaya karar verdim. 
Malumunuz olduğu üzere gerek endüstri 4.0 adı altında gerekse yapay zeka / öğrenen sistemler adıyla üretim sürecinde insanın yerini bilgisayarlar ve robotlar alıyor. O robotları programlayacak, programları yazacak beyaz yakalıların sayısı günümüzdeki işçi sayısıyla kıyaslanamayacak kadar az olacağını varsayarak bu yeni dünyada emek değer teorisi geçersiz mi olacak? Ekim Devrimi’nin yüzüncü yıldönümünde, fikir dünyasında kapitalizmin vadesinin geldiği tespitleri yaygınlaşmaktadır. Sadece …

Nasıl Yapmalı / N. G. Çernişevski

Sahaf dolaşmalarım sayesinde Türkiye'deki ilk baskılarını bulduğum Çernişevski'nin bu çok tartışma yaratan iki ciltlik eseriyle ilgili bir şeyler yazmanın zamanı geldi. Yar Yayınları romanın ilk cildini Ağustos 1972'de, ikinci cildi ise Aralık 1972'de yayınlamış. Her iki cildin çevirmeni olan Güneş Bozkaya,  ilk cildin başına "önsöz yerine" başlıklı , ikinci cildin sonuna ise bölüm bölüm analizlerin yer aldığı "yorum" başlıklı metinleri de yazmış. Toplam altı bölümden oluşan romanın ilk iki bölümü ilk ciltte (246 sayfa) diğer bölümleri ise ikinci ciltte (486 sayfa) yer alıyor.
Çernişevski'nin romanı yazdığı dönem Rusya'nın Çar yönetiminde olduğu 1860'lar. Romanı, Sibirya'da sürgün hayatı yaşarken 4 ay içerisinde tamamladığını okudum çeşitli internet sayfalarında. Roman, alışılageldiğim tarzda kaleme alınmamış. İşin doğrusu bu kadar didaktik bir metin ile karşılaşacağımı düşünmemiştim okumaya başladığımda. Yazar, roman ilerlerken okuyu…

Cer Modern'de TCMB Başyapıtlar Sergisi

Cer Modern'in ev sahipliği yaptığı bir başka etkinlik ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın koleksiyonundan bir seçki: Başyapıtlar. Osmanlı'nın son dönemi ile başlayıp günümüze kadar süren bir tarih aralığının eserlerinden yapılan bir seçki sunuluyor. Abidin Dino, Komet, Fikret Mualla, Bedri Baykam adını daha önce duyduğum ressamlar. Dino'nun iki eseri var sergide. İtiraf ediyorum ki resim, benim "anladığım" bir sanat değil. Aslında belki "bilmek" kelimesini kullanmak daha doğru. Akımlar, dönemler, tarzlar... Sanırım bunları öğrenmek gerekiyor resimleri hakkıyla değerlendirmek için. Sergiyi gezerken sanat tarihi mezunu genç bir arkadaş yardımcı oluyor eserler konusunda. Onun yardımıyla kimi eserler ile ilgili ilk bakışta fark edemediğim ayrıntıları görmüş oldum. 

Çocuk Davamız 1 / Kazım Karabekir

Ankara'da sahaf denilince pek akla gelmez Küçükesat tarafları. En bilindik mekanlar Kızılay'daki pasajlar olsa da aslında Küçükesat, kitap meraklıları için önemli adresler barındırır. Bu adreslere başka bir yazıda değinmek üzere başlığa döneyim, bir not ekleyerek. Kazım Karabekir, Osmanlı'nın son dönemi ile Cumhuriyet'in ilk yıllarına tanıklık etmiş isimler arasında en çok anı bırakanlardan birisi sanırım. Anıların çokluğu ile 1925 - 1938 arası zorunlu yalnızlığının etkisi büyüktür gibi geliyor bana. Bu durum da ayrı bir yazı konusu olsun...
Çocuk Davamız 1, Emre yayınları'nın Cumhuriyet Tarihi Serisi'nin 9. kitabı olarak yayınlanmış. Bende 2000 yılında yapılan beşinci baskısı var. İlk baskısı ise 1995 yılında. 330 sayfalık kitap sert bir cilde sahip. Kitabın ikincisi de var. Geçenlerde bu Küçükesat civarındaki bir sahaftan Karabekir'in yazdıklarının 10 cildini satın aldım 100 TL karşılığında. Sanırım Yapı Kredi Yayınları bu eserleri yeniden düzenleyerek büy…

Fıtrat Pedagojisi / Hatice Kübra Tongar

Kitaba ilişkin notlarıma geçmeden, yayın evine dair bir iki satır yazmak istiyorum. Tam adı Fıtrat Pedagojisi Adetlerle Değil Ayetlerle Çocuk Eğitimi olan bu eserin yayıncısı HayyKitap. HayyKitap'tan çıkan eserler arasında en bilinenleri Canan Efendigil Karatay'a ait olanlar sanırım. Selim Şeker'in cep telefonlarının zararlarına dair yazdığı iki eser de HayyKitap'tan çıkmıştı. Bugüne kadar okuduklarım arasında beni hayal kırıklığına uğratan olmadı. Başka yayınevlerinin es geçeceği eserleri bizlerle buluşturuyor bir bakıma. Bu bağlamda, HayyKitap'a teşekkürlerimi sunarım.
Gelelim Fıtrat Pedagojisi adlı esere. Anne - baba olmak, insanın sırtına bir sorumluluk yüklüyor. Öncelikle bebeğe, ardından çocuğa iyi bakmak, onun iyi yetişmiş, düzgün bir insan haline gelmesini sağlamak anne - babanın görevi sayılıyor bir yerde. Hatice Kübra Tongar, kitabında bu bakışı sorgulayarak yola çıkıyor. Tongar'a göre, anne - baba, yeni doğanın gözeticisinden fazlası değil. Kitabın ar…

Evrim Açısından Devrim, Kaan Arslanoğlu

Bugüne kadar yayımlanmış tüm kitaplarını okuduğum ender yazarlardan birisi Kaan Arslanoğlu. Romanları gibi inceleme kitaplarını da ilgiyle okudum. Arslanoğlu'ndan ilk okuduğum kitap Kimlik adlı romanıydı. Epey sene geçmiş üzerinden. Arslanoğlu'ndan okuduğum kitapların üç tanesiyle ilgili kısa notlar düşmüşüm blog sayfama. Merak edenler için: Karşı Devrimciler, Sessizlik Kuleleri 2084, Politik Psikiyatri ile 5. Sanattan 5. Kola Orhan Pamuk Son kitabı İthaki yayınlardan Ocak 2010'da çıktı: Evrim Açısından Devrim. İdefix sayesinde yazarın imzalı kitabına Şubat 2010'da erişmeme karşın günlerin koşuşturmacası, bebeklerin bakımı derken okumayı bitirip hakkında bir şeyler yazmam bugüne kadar kaldı. İthaki yayınlarının Tarih, Toplum, Kuram dizisinden yayınlanan kitap, diziye uygun şekilde içinde hem tarihe hem topluma hem kurama ilişkin yorumlar, tespitler barındırıyor. Dört bölümden oluşuyor Evrim Açısından Devrim. İlk bölüm Dr. Hikmet Kıvılcımlı'ya ayrılmış. Bölümün adı H…