Ana içeriğe atla

Ali Münif Bey'in Hatıraları / Taha Toros

Bir konuya takılıp kalmak, 40'lı yaşlarıma kadar pek yaptığım bir şey değildi. Belki de bu yüzden, bir çok konuda bir çok yarım yamalak bilgiye sahibim. Nedendir bilmem İttihat ve Terakki tarihi, daha doğrusunu söylersem Osmanlı'nın son 30 senesi ile Cumhuriyetin ilk 20 senesini kapsayan 50 yıllık süre, çok ilgimi çekiyor. Durup düşündüğümde sebebini, bir dönem okuduğum anı-romanlar geliyor aklıma. Ayşe Kulin, Cahit Uçuk bu konuda birden çok eserini okuduğum iki isim. 

Ali Münif Bey'in adını, hatıralarını, Kadıköy çarşı içerisindeki bir sahafta görüp satın almadan önce duymamıştım. Oysa İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin merkez komite üyeliğinin yanı sıra, Talat Paşa dahiliye nazırı iken müsteşarlığını, ardından sadrazam iken Nafia nazırlığını yapmış birisiymiş. 1925 İzmir suikastı davası sonrası idam edilen Cavit Bey'in mülkiyeden sınıf arkadaşı, Adana'nın, Cumhuriyet döneminin ilk belediye başkanlarından, çok partili ilk meclisin de en yaşlı üyesi sıfatıyla ilk başkanlığı görevlerinde de bulunmuş. Yani benim en çok merak ettiğim dönemlerin canlı tanığıymış. Bu kadar önemli birisinin adını duymamış olmanın ayıbı bir yana, bu güne kadar farklı şekillerde, farklı bakış açılarıyla okuduğum bir çok olayı bir de Ali Münif Yeğena'nın penceresinden görmek pek yararlı oldu.

İSİS Yayıncılık tarafından Temmuz 1996'da basılan kitabın, sanırım ilk ve tek baskısından birisini okudum. Anıları yayına hazırlayan ve Ali Münif Bey'in anıları anlatmasına vesile olan isim ise Taha Toros. Taha Bey, eserin başında sunuş adlı bölümde şöyle demiş:
"Osmanlı İttihat ve Terakki hareketinin ve Meşrutiyet döneminin ünlü simalarından olan merhum Ali Münif (Yeğena) ile hayatı hakkındaki sohbetlerimiz 1930 yılının sonlarında başladı. Yengemle kardeş çocuklarıydı. Aralıklarla, Adana'da ve Ankara'da sürdürdüğümüz anılarını tespit çalışmalarımız ölüm yılı olan 1951'de noktalandı. Bir aralık bu anıların Vatan gazetesinde yayınlanması için Malta'daki sürdün arkadaşlarından olan Ahmet Emin Yalman'dan teklif almıştım. Benim uzun süren iç ve dış seyahatlerim nedeniyle, bunu o yıllarda gerçekleştiremedik. Daha sonra Akşam gazetesi sahibi Kazım Şinasi Dersan'ın ilgilenmesiyle, Ali Münif Bey'in anıları 1955 yılında bu gazetede yayınlandı." 
Anıları okumak çok yaralı oldu. Bilmediğim ya da farklı okuduğum bir çok konuda birinci elden tanıklıkları öğrendim. Bir diğer kazanç ise Taha Toros ismini öğrenmem oldu. Türkiye'nin belki de en büyük arşivcilerinden birisiymiş rahmetli Toros. 2012 yılında vefatının ardından İstanbul Şehir Üniversitesi arşivini satın almış ve hatta İstanbul ile ilgili olanlar sayısallaştırılarak araştırmacıların kullanımına sunulmuş. Arşivin biblografyasına buradan erişebilirsiniz. Kilit resmine tıkladığınızda listeyi pdf olarak bilgisayarınıza kaydedebilirsiniz. 

Taha Toros'un vefatının ardından oğlu Kamil Toros şöyle demiş:
"Dadaloğlu’nu edebiyat dünyasına kazandıran, Yaşar Kemal’e okuma-yazma öğreten, Atatürk’ün Adana ziyaretinde ona şiir okuyan, birçok önemli adlarla arkadaşlık - dostluk - yarenlik eden Taha Toros…Bir ömür düşünün ki, bir asırdan uzun sürsün... Bir ömür düşünün ki, içinde Atatürk’ten De Gaulle’e, Yahya Kemal’den Nazım Hikmet’e, Orhan Kemal’den Yaşar Kemal’e, Muhsin Ertuğrul’dan Haldun Taner’e ve daha kimlere kimlere... Kaç büyük insan sığsın bir ömre?
Altınşehir Adana adlı derginin Kamil Toros ile yaptığı söyleşiden bir alıntı daha yapmak isterim. Söyleşinin tümüne buradan erişebileceğinizi de belirterek...
AA: Adanalı sanatçılarla ilişkisi nasıldı?K.T.: Adana’dan geleni gideni eksik olmazdı pek. Orhan Kemal arkadaşıydı mesela. Yaşar Kemal’le ilgili olarak küçük bir anekdot anlatabilirim: Yaşar Kemal’le babam çok iyi tanışırlardı. Adana Ticaret Odası’nda umumî kâtipken, Yaşar Kemal’i hademe olarak ilk işe alan kişi babamdır. Yaşar Kemal o zaman okuma yazma bilmiyor, öğle tatillerinde kütüphanede sürekli kitap karıştırırken görünce Yaşar Kemal’i, ona okuma yazma öğretiyor. Yeni çıkmış harf devrimine istinaden şimdiki alfabemizi tanıtmak şeklindedir. Okur yazar olanların çoğu hâlâ eski harfleri kullanırmış o zamanlar. Yaşar Kemal, Erdal İnönü ile birlikte annemin cenazesine katılmıştı. Abidin Dino Adanalı değil ama Adana’da bulunmuşluğu var, onunla 1960’lı yıllarda Paris’te tanışırlar, çok yakın arkadaştılar. Babama iki resmini hediye etmiştir."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

yeni emeklilere ipuçları

Sanırım ilk fark ettiğimde askerdeydim. Her asker gibi "şafak" sayıyordum. Askerde geçirdiğim günü değil, kalanını. Bir sabah, şafak kaç dediklerinde, bilmiyorum dedim. Nasıl dedi, "devrem". Bu bilgi bizde yok, dedim. Sen de bilmiyorsun, kimse de bilemez zaten. Yüzüme baktığında neden bahsettiğimi anlamıştı.
Süresi belirsiz bir ömür sürdüğümüz dünya hayatı, temelde, zaman dilimlerine ayrılabilir gibi düşünülür. İlk 20-25 yılı çocukluk-eğitim ve hayata atılma ile geçer. Sonrasındaki 25-30 yılı çalışma ve hayatı kurma, ardından gelen "kalan süre" ise emeklilik ve hayatı sorgulama ile geçer. Ben henüz ikinci evredeyim ama bu ikinci evrenin sonlarına yaklaşıyorum, her ne kadar kendimi daha yeni başlamış hissetsem bile. Bu yazıda ise üçüncü evre ile ilgili görüşlerimi paylaşmak istedim. Belki birilerinin işine yarar düşüncesi ile...
Öncelikle bir yanlıştan bahsederek başlayayım. İnsanların çoğu hiç emekli olmayacakmış gibi tüm hayatını çalışma ile geçiriyor. Bun…

Fasülyem Guru Küçükkuyu

Küçükkuyu, 10 senedir hayatımızda. Her sene geldiğimiz bir yer olunca neresi açıldı neresi kapandı takip edebiliyoruz.
Fasülyem guru geçen yıllarda çok sevdiğimiz Sole Mare pastanesinin yerine açılmış. 

Her yemek büyük bir Özen ile yapılıyor. Örneğin fasülye Japonya imalatı döküm tencerede pişiriliyor. Fasülye ise İspir ürünü. Domates çorbası dört farklı domatesten pişiriliyor. Günümüzde salça ile yapılmayan domates çorbası bulmak bile zorken 4 farklı domatesi kullanan bir şef bulmak çölde vaha bulmak gibi.
Fiyatlar ise Küçükkuyu'ya uygun. Bu mekan Bodrum'da olsa fiyatlar en az 2 misli olur. Yakında bu güzel ve Özel mekanla ilgili daha fazla bilgi paylaşacağım...

Sessizlik Kuleleri -2084-, Kaan Arslanoğlu

Ne yazmış olursa olsun düşünmeden ilk fırsatta satın alıp okuduğum iki yazar var. Biri Vedat Türkali, diğeri Kaan Arslanoğlu. Psikiyatrist doktor olan Arslanoğlu insan, insanın zayıflıkları, zeka, zeka yetersizliği gibi konularda tartışılacak eserler veren üretken bir yazar aynı zamanda. Söylentilere göre tıp doktorluğunu bırakıp tüm mesaisini yazmaya ayırmış artık. Devrimciler adlı romanının etkisinden uzun süre kurtulamamıştım. Hele işkenceleri anlatan bölümleri, o korkunç olayı yaşamışlarca, çok gerçekçi bulunmuştu. Yanılsamanın Gerçekliği başlıklı iki kitap, solun neden başarılı olamadığından Türkiye özelindeki sorunlara kadar çok konuda düşündüren önermeler içeriyor. Arslanoğlu'nun tüm romanlarını ve bir ikisi dışında tüm inceleme kitaplarını okumuş birisi olarak son romanı şaşırttı. Daha önce okuduğum romanlarından farklı olarak çok fazla gönderme içeren bir eser (belki önceki eserlerdeki göndermeleri fark edememiştim okuduğum dönemlerdeki birikimimin yetersizliğinden). Kutsa…

5G Yayıncılık dünyasını nasıl etkiler

Baştan söylüyeyim başlıktaki sorunun yanıtını IBC konferansı sonrası verebileceğimi umuyorum. Bu yazımda ise daha ziyade konuya giriş yapacağım.  Malum radyo ve televizyon yayınları birden fazla ortamda birden fazla yöntemlerle izleyiciye ulaşılıyor Ortam olarak sınıflandırma yaparsak:
UyduKabloKarasal 3 farklı ortam olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan uydu ve kablonun devam edeceğine dair bir tartışma yok. Karasalda ise durum tartışmalı.
Karasal ortamda yapılan yayın kıt kaynak olan "frekans" kullanılarak yapılıyor. Radyo yayınları, ülkemizde, FM modülasyon tekniği ile 88 -  108 MHz aralığındaki frekans bandından TV yayınları ise 470 -  694 MHz aralığındaki frekans bandından yapılıyor. Radyo için orta ve kısa dalga da kullanılsa bile  dinleyici sayısı bakımından FM ağırlıktadır.  Hem radyo hem de TV yayınlarının karasal ortamda da sayısal olarak iletilmesi için yöntemler geliştirildi. Ülkemizde ne radyo ne de TV Karasal sayısal iletim ile yayınlanıyor.  Oysa Avrupa ülke…

IBC, Avrupa'nın yayıncılık fuarı

Yayıncılık dünyasının profesyonellerinin takip ettiği iki fuar var. Bunlardan bir tanesi ilkbaharda Nevada çölündeki Las Vegas kentinde yapılan NAB fuarı, diğeri ise sonbaharda Amsterdam'da (ki Barcelona'ya taşınmasına ilişkin zemin yoklamaları sürüyor) yapılan IBC (International Broadcasting Convention). Profesyonel yayıncılıkta iki farklı fuar olmasının en temel nedeni büyük ölçüde Avrupa'da kullanılan yayın formatı ile büyük ölçüde ABD ve Japonya'da kullanılan formatın farklılığı (PAL-NTSC çekişmesi) IBC, her yıl fuar ile aynı tarihlere rastlayan bir de konferans düzenliyor. Bu güne kadar ne fuara ne de konferansa katılma olanağım olmadı ancak son bir kaç yıldır internetten programı takip edip, katılma olanağı bulan arkadaşlardan konferans makalelerini edindim. Gördüğüm odur ki IBC konferansında tartışılan konular, en geç bir iki sene sonra, hayatımıza giriyor. Konferansta böyle konular ele alınıyor olabilir, ki bu normal ve beklenen bir şeydir. Ancak, konferans ve f…

LTE Broadcast dertlere deva olabilir mi? EBU TR 027 ne diyor?

Blog yazarak hayatını kazanan insanlar yaşıyor ülkemizde. Gazeteci ve yazarların geçimini sağlamakta zorlandığı günümüzde, sadece blog yazarak bunu sağlayabilenlerin olduğunu bilmek, her defasında şaşırtmıştır beni. Bir insan bu kadar ilgi çekecek ve bu yüzden reklam alabileceği ne yazabilir diye. İtiraf ediyorum benim bloga ne olur reklam verelim diye yanıp tutuşan kimse olmadı bugüne kadar. Zaten ziyaretçi sayısı da bu gerçeği gün yüzüne seriyor. Blog yazarak/yazdığım için tanıştığım insanları kar saydım. Bu kişilere bir yenisi eklendi dün; Tufan YÜRUÇ. Tufan Bey ile bir çok ortak tanıdığımız var. Neredeyse benim yaşım kadar mesleki deneyimi olan bisi sonuçta. 
Tufan Bey ile konuştuklarımız aramızda elbette. Ancak bu sayfaları ve Elektrik Mühendisleri Odası'nın platformlarını kullanarak ülkemizin sayısal karasal televizyon yayıncılığında gideceği yola ışık tutmak elimizde. Bu anlamda, Tufan Bey'in Esat ÇIPLAK'ın açıklamaları üzerine yazdığım yazının sonuna eklediği LTE-B&…

Lacancı Psikanaliz ve Karakter Çözümleme / Mutluhan İzmir

Arka kapağının fotografını yanda gördüğünüz kitap, psikiyatrist doktor Mutluhan İzmir'in Lacan'ı konu alan ilk kitabı. Şubat 2013 tarihli bu çalışmanın ardından Mart 2013'de Öznenin Diyalektiği (Hegel, Sartre ve Lacan) gene İmge Kitabevi'nden çıktı. İkinci kitabı henüz bitiremedim, yakın zamanda bitecek gibi de görünmüyor işin doğrusu :)
Jacques Lacan 1901 - 1981 yılları arasında Fransa'da yaşamış bir psikiyatrist. Yazdıklarından çok yazdıklarının zor anlaşılması ile biliniyor sanırım. Mutluhan İzmir'in kitabı, daha önce izlediğim filmler (Dövüş Kulübü, Kuzuların Sesizliği ve Arzu Tramvayı) ile okuduğum kitaplar (Öteki, Yabancı, Dava ve 1984) üzerinden Lacancı psikanalizi açıklıyor. Bunu yaparken, felsefe ve psikanaliz jargonuna uzak olan benim de anlayabileceğim bir dil kullanılmış. Örnek olarak seçilen eserleri okumuş/izlemiş olmak bir avantaj elbette ancak önkoşul değil. İlgili bölümlerde eserlerin incelemeyle ilişkisine de yer verilmiş.
Bugünlerde ekranlar he…

Hormonlu Büyüme Yılları / Atilla Yeşilada

Ekonomi, denildiğinde ülkemizde akla "döviz, borsa ve altın fiyatları" geliyor. Bu garip algının oluşmasında merkez medyanın payı büyük kuşkusuz. "Ekonomi kanalı" diyerek sadece finans üzerine konuşanlar bu garip algının oluşmasında pay sahibiler. Atilla Yeşilada ismini bu "ekonomi" kanallarının birisinde yaptığı program sırasında öğrendim. 
Hormonlu Büyüme Yılları adlı kitabın kapağında şöyle bir ifade yer alıyor: "Milli ve yerli ekonomi" mucizesinin gerçek hikayesi. Parola yayınlarından ilk baskısını Mart 2018'de yapmış. Benim okuduğum da 352 sayfalık aynı baskıydı. 
Kitap, üst başlığından da anlaşılacağı gibi, "müthiş büyüme", "yerli ve milli", "ekonomide çağ atlama" gibi kavramlar ile anılan 2017 yılına muhalif bir ekonomistin bakışını anlatıyor. Bunu yapmak için seçtiği yöntem ise cesaret işi. Yeşilada, ParaAnaliz.com adlı sayfada ekonomiye dair yorumlar yazıyor. Hormonlu Büyüme Yılları adlı kitabında 2017 yı…

Saklıbahçe Restaurant / Çamlıbel Köyü - Güre - Edremit - Balıkesir

Tüm zamanların en uzun başlığı oldu sanırım. Mekanın adresi böyle, yapacak bir şey yok. Sakin kuzey egenin sakin mekanlarında dolaşmaya devam. Edremit ile Ayvacık arasında, eskiden küçük ve şirin olan yerleşim yerleri, şimdilerde halen şirin olsa da artık küçük değil. Özellikle Akçay sokaklarında dolaşırken İstanbul'un sahil mahallelerinde dolaştığınızı düşünebilirsiniz. Yüksek apartmanlar, sokaklar boyu park etmiş arabalar ve büyük şehir telaşıyla bölgenin en bozulmuş yerleşim birimi sanırım.  Güre, belki termal kaynağının getirdiği bir avantaj ile bu bozulmadan Akçay ve Altınoluk kadar etkilenmemiş gibi geldi bana. Halen sakin, halen kasaba havasında. Güre'den Altınoluk yönüne doğru giderken sağa Tahtakuşlar, Çamlıbel levhalarını göreceksiniz. Bu levhaları takip ederek, Kaz dağlarında yer alan Tahtakuşlar ve Çamlıbel köylerine ulaşabilirsiniz. Tahtakuşlar'da sizi bir etnografya müzesi karşılayacak. Çamlıbel'de ise Saklıbahçe. Sanırım köyde başka mekanlar da vardır. Bi…

Asla Şaşkın Kalma: Sadeceozgur ile "aşk" etiketli yazılar üzerine bir söyleşi

Öncelikle söyleşi önerimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederek başlayayım sözlerime. Öyle sanıyorum ki Sadeceozgur olarak ilk söyleşiniz bu.
Doğru. 12 yıl ve 1300'ün üzerinde yazı yayınladım bugüne dek. Bunlar arasında söyleşiler de var. Ancak kimse merak edip bana sormadı, derdin ne diyerek. Gerçekten az değil 12 yılda 1300 yazı demek, ortalamada 3 günde 1 yazı anlamına geliyor, ki aslında geçmiş yazılarımın birinde paylaştığım grafiği hatırlarsak yazı yazma sıklığım değişkenlik gösteriyor. Hiç yazısız geçen koca bir yıl var arada mesela. 
Evet, 2017 sanırım. Zor bir yıl olsa gerek sizin için. Elbette, aslında her yılın ve her vaktin kendi enerjisi olduğunu anlama gayreti içerisindeyim. Gayret bir yol bilgiye ulaşmak için. Yaşamakta olduğunuz günlerin yoğunluğu "bilgi"nin yardımına engel olabiliyor bazen. O zaman okuyucuyu fazla bekletmeden sorayım. Öncelikle neden aşk ardından neden şimdi? Siz neden "aşk"ı önce sordunuz ama izninizle, bir önceki soruda bıraktı…