Ana içeriğe atla

Bir başka Paris Rehberi: Faruk Uraz söyleşisi

1. Öncelikle söyleşi teklifime bu kadar kısa sürede yanıt verdiğiniz için çok teşekkür ederim. İlk soru biraz klasik olacak ne yazık ki. Faruk Uraz'ı ben Paris'te yaşayan, Türkiye'de doğup okumuş birisi olarak biliyorum. Siz bu kısacık bilgiye neler eklemek istersiniz. Aslında kendinizi ve yaptığınız işi kısaca tanıtmanızı istesem. Dilerseniz, uzun uzun da anlatabilirsiniz elbette. Sayfa sınırımız yok :)
Faruk URAZ, Paris, Meclis Binası önü, Seine nehri kıyısı

Sizin tabirinizle Türkiye'de doğup okumuş birisi olarak Fransa’ya gelmiş olmak önemli mi bilmiyorum ama galiba bir şans. Diğer olasılıkta  iki ülke arasında sıkışıp kalma riskiniz  birazcık daha fazla. Bu anlamda bir dönem Normandiya’da öğrenci olarak yaşamış birisi olarak Fransa’nın başka bir bölgesinde değil de Paris’te yaşıyor olmaktan dolayı ayrıca memnunum. Paris, İstanbul gibi metropoller ait oldukları ülkelerin kimliklerini ikinci plana itebilen güçlü karakterli şehirler. Ben bir de Paris’in her yerden kolayca gelinen ve her yere kolayca gidilen bir yer olmasını severim. “Ankara’nın nesini seversiniz?” gibi oldu biraz, şöyle söyleyeyim Paris’i seviyorum ama abartmıyorum. Bu benim Fransa’ya ikinci gelişim, öncesindeki liman İstanbul’du. Şimdilik buralardayım, daha ne kadar sürer bilmiyorum…

Sanırım asil sorunuz ne işle uğraştığımdı. Yaklaşık 30 yıldır turistlerle uğraşıyorum :) Bizim zamanımızda turistin yalnızca “rehberi” olunabildiğinden bir rehberden öncelikli olarak en az bir yabancı dili idare eder düzeyde konuşması beklenirdi. Evveliyatı da var ama fransizcayı ben Polis Koleji’nde öğrendim. Hazırlık sınıfımız vardı. Hocalarımız çok iyi hocalardı… ğıPolis Koleji yabancı dil ağırlıklı eğitim veren ama yabancı dile teslim olmayan bence iyi bir liseydi, geçen yıl kapattılar. Kapatmakla iyi mi ettiler kötu mu ettilerin muhtemel cevapları siyasi mülahaza gerektirir. Biz yine rehberliğe donelim, hangi okuldan olursanız olun hazırlık sınıfları veya yabancı dilde eğitim bir dili iyi konuşmak için tek başına  yeterli olmuyor, az da olsa pratik lazım. Bu işin yabancı dil kısmı, Türkiye’yi anlatmayı öğrenmek de gerekiyor. Bence esas o iş yani Türkiye’yi anlatma işi ağırlıklı olarak pratik yaparak oğreniliyor. Bir rehber olarak dağarcığınızdaki bilgi birikimini derli toplu hale getirmek, gruplarınızla iletişimde belli bir kalite ve olgunluğu yakalamak 10-15 yıldan önce mümkün olmayabiliyor. Uzun ve yıpratıcı bir süreç.


Rehberlik mesleğine  8-12 kisilik küçük gruplara trekking ve dağcılık rehberliği yaparak başladım. Bisiklet turları rehberliği yapmışlığım bile vardır. O küçük grupların sonradan çok faydasını gördüm. Fransız kadar iyi anlamında asla söylemiyorum o başka bir şey ama Fransızcayı Fransızların konuştuğu gibi konuşmayı o turların yarattığı sıcak ortamlar sayesinde öğrendim. 1991 yılında bir vesile ile Fransa’ya geldiğimde Caen Üniversitesi’nde amatörlere yönelik Sanat Tarihi programı vardı ona yazılmak istedim. Asıl derdim öğrenci vizesi alıp askerliği ertelemekti. Programın başındaki profesör seni kabul edebilmemiz için yazılı bir sınav yapmamız lazım şu gün gel dedi. O gün geldi, gittim. Ayaküstü üç beş dakika sohbet ettik etmedik yazılıya da sözlüye de gerek yok programa kabul edildiniz dedi! Madem kabul edildik okuyayım bari dedim ve hayatımın en mazoşist, en sevimsiz öğrenme deneyimini yaşadım. Allahtan amatörlere yönelik bir yıllık bir programdı nisandan itibaren Anadolu turları başlar başlamaz dersleri ekmeye başladım. Askerlikten kurtulmak o kadar kolay değil tabi,  bir sonraki yıl kendi dalım olan Ekonomi masterına kaydoldum! Türkiye’den 3-3.5 tutturmuş olarak gelmiş olsaydım aslında müthiş bir fırsattı. Master (o zamanki adı DEA) gayet güzel geçti. Sonrasında doktoraya kabul edildim. Uzatmayayım altı ay Türkiye’de turlar altı ay Fransa’da doktora çalışmaları yürütülebilecek bir ritim değildi, doktoranın ikinci yılında kendimi öğrencilikten emekli ettim ve Türkiye’ye döndüm. 

Fransa’daki öğrencilik yıllarım aynı zamanda Türkçe rehberlikle tanıştığım yıllardır. Demek ki elime mikrofonu alıp ilk kez kendi dilimde “şurası Sol Yaka’dır, burası Sağ Yaka’dır; aman efendim Paris bu mevsimde ne de güzeldir” diyeli çeyrek yüzyıl olmuş.

2.Paris'e çok farklı amaçlarla gelenler oluyordur eminim. Ülkemizde Fransız okullarının öğrencilerinden, aşk kenti ziyaretçilerine, Disneyland tutkunlarından, Printemps alışverişi severlere. Hem farklı beklentiler, hem farklı gelirler, hem de farklı kültürel birikimler. Öncelikle bu tespitime katılır mısınız? Bağlantılı olarak bu farklı beklentilere yanıt vermenin zorlukları oluyor mu?

İsterseniz konuyu turistlerle sınırlandıralım ama Paris’le sınırlandırmayalım. Paris konusunda son söyleyeceğimi en önce söyleyerek başlamak istiyorum: Paris artık Türklerin gözünde eski Paris değil! Yurtdışına çıkıldığında ilk görülmek istenilen yer olma özelliğini kaybedeli çok oldu. Herhangi bir Avrupa turunun parçası olarak Paris’e uğrayanların yalnızca Paris için gelenlere oranı sürekli artıyor. Türk turizmi son yıllarda müthiş bir yükselişte olduğundan biz turizmciler bu göreceli gözden düşüşün vahametini henüz tam olarak kavrayabilmiş değiliz. Bugüne kadar Turk kitle turizminin hizmetine sunabildiğimiz bir tane haftalık Fransa Turu yok mesela. İçimizden birinin bunu becermesi gerekiyor. Turk pazarında Fransa ikinci İtalya olmayı fazlasıyla hak ediyor. Fransa ikinci İtalya olursa belki o zaman Paris de yeniden eski Paris olur.    

İkincisi o ya da bu turla veya münferit Paris’e gelenler Paris’in bildik klasiklerinin tamamını görmek istiyorlar ancak bu sefer de bütçe sorunu karşılarına çıkıyor. Paris çok pahalı bir şehir. Disneyland, Lido, Eyfel, Louvre, Seine Nehri Gezisi, Montmartre Tepesi vs derken 4 kisilik bir ailenin satin aldıkları paketlere dahil olmayan harcamaları bir anda 4-5 bin lirayı buluyor. Belki de en buyuk sorun bu: Paris pahalı! Paris’e Roma’dan, Amsterdam’dan daha fazla bütçe ayırmak lazım.  

Paris'te de özgürlük heykeli var. 
Son olarak otel/paket tur seçimi çok önemli. Yalnız Paris değil başka turlar için de bu söyleyeceğim geçerli, paket turları elektronik eşya gibi düşünmemiz lazım; en ucuzun üzerine asla atlamamalıyız. Gezginlere turlar arasında  mukayeselerini en ucuzun bir iki kademe üzerinden başlatmalarını tavsiye ediyorum. Haftalık turlarda merkezi olmayan oteller bir dünya gerçeğidir buna lafım yok ancak kötu niyetli tur operatörleri  seçtikleri otellerler ile bazen bile bile «ayıplı mal» satıyorlar. ”Ayıplı mal” ticaret hukukunda bir deyim. Yani size öyle bir otel veriyorlar ki o seyahat Paris seyahati olmaktan çıkıyor. En iyisi gelmeden once internette biraz şikayet araştırması yapıp kötülerden uzak durmak.

3. Siz, yanlış bilmiyorsam Türkiye'den kokart sahibisiniz. Sizden rica etsem bu kokart konusunda beni ve okuyucularımı biraz aydınlatabilir misiniz? Öncelikle kokart ne anlama geliyor? Kokartın Türkiye'den olması ile Fransa'dan olmasının ne farkı var? Kokart olmadan rehberlik yapmak olanaklı mı?
Puccini'nin evinin önü, İtalya Lucca

Bu konuda aklıma hemen Türkiye, Mısır, İtalya, İspanya gibi yıllardır turist çeken ülkeler geliyor. Bu gibi ülkeler isterler ki rehberlik faaliyetleri kendi vatandaşlarının tekelinde kalsın. Aralarında en serti biziz galiba. Türkiye’ye gelen her grubun başında Türk rehber bulundurma zorunluluğu vardır. Ayrıca bir Türk acentadan da geçmeleri gerekir. Rehber Turizm Bakanlığı’ndan kokartlı olacak, acenta Tursab belgeli olacak nokta. Kokart her şeyden evvel bir çalışma izni anlayacağınız. Avrupa’da en çok zorlandığımız İtalya’da bile bu iki zorunluluğun ikisi de yoktur, ta ki grubunla beraber şehrin merkezine girinceye kadar. Grubunu aldın, check point’ini ödedin, sonra diyelim Floransa’da grubunla beraber uygun bir noktada indin, kör bir noktada anlatım yapıp grubu serbest bıraktın yine sorun yok. Ne zaman ki anlata anlata Floransa’nın merkezini gezdiriyorsun nerede senin İtalyan rehberin derler. Lokal rehberin yanında yoksa ceza yersin. İtalya’da daha buyuk cezayı otobüsünle yanlış yere girersen veya check point'i atlarsan yersin. Her ülkenin önem verdiği şey farklı. Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İsviçre, Almanya, İsveç, Fransa gibi ülkeler bir iki küçük istisna haricinde rehberlik konusunda da yerel acenta konusunda da son derece liberaller, Türk rehber olarak da Türk acenta olarak da rahat çalışılan ülkeler. İtalya’da genelde iki ya da üç kez, bütçem müsait ise dört kez, ikişer saatliğine lokal rehber alarak haftalık bir turu tamamlayabiliyorum. Fas, Mısır, Güney Afrika, Tayland gibi ülkelerde muhakkak lokal rehberlerle yoğun işbirliği yaparak çalışmak gerekir. Uzak destinasyonlara veya Fas gibi egzotik destinasyonlara uzun zamandır grup götürmüyorum. Son beş yıldır yoğun olarak yalnızca Batı Avrupa turları yapıyorum. Batı Avrupa’da da durum anlattığım gibi. 

TOURS kenti belediye binası
Ben de rehber olmak istiyorum Türk gruplarına yurtdışında rehberlik yapmak istiyorum diyorsanız yapabileceğinize inanır iş de bulursanız yapabilirsiniz. Çok var yapan. Türk yasaları aksini zorunlu kılsa da caydırıcı müeyyideler uygulanamadığı için şimdilik kokartsız çalışabilirsiniz. Türkiye’de çalışmayı düşünüyorsanız kokart almanız lazım. Bizim zamanımızda lise diplomasi + iyi düzeyde bir yabancı dil + seksenli yılların Cumhuriyet Gazetesi’ni düzenli takip eden birisi kadar genel kültür yeterli idi. Sınavı kazanınca 6-7 ay kurs ve Türkiye’nin hemen hemen tüm önemli ören yerlerini kapsayan 1 aylık bir Türkiye turu ve yine bir bitirme sınavının ardından kokart verirlerdi. Ben kokartımı Ankara’da ODTÜ Ekonomi’de son sınıfta okurken aksam kurslarını takip ederek aldım. Şimdilerde üniversitelerin turist rehberliği bölümleri var. Evvelinde 3-4 yıl kadar kaçak rehberlik yapmışlığım vardır. Eğer sorunuzun içinde kimin kokartı daha değerli gibi bir soru gizli ise bu tarz mukayeseler çocukça olur. Yalnız su hususa dikkat etmek lazım, rehber ile tur lideri aynı şey değiller. Turizm sektöründe eşlikçi rehber diye bir kategori de yok laf aramızda. Türkiye’deki master eğitiminin karşılığı nasıl Fransızcada “maitrise” değil onun bir üstü ise Fransa’daki «Guide accompagnateur / Guide accompagnatrice »’ın karşılığı da rehberliğin bir alt kademesi olan tur lideridir.*
  
CERN, ATLAS istasyonu gözlem merkezi, İsviçre
Ben liberal ruhlu bir adamım. Acizane fikrim o ki kokartdı her yıl yenilenen vizesiydi, o onu yapabilir, bu bunu yapabilir gibi şeylerle uğraşmak yerine rehberlik mesleğini vergi daireleri ve ssk/bağkur gibi kuruluşlar nezdinde ciddi bir uğraş haline getirmek gerekir. Uzaktan izlediğim kadarıyla Türkiye’de bağlı olduğum meslek kuruluşları da çabalarını vergi meselesi üzerine yoğunlaştırmış durumdalar. Allah aşkına  İstanbul’da Boğaz turları artık bir klasik olmuş Murat Belge’yi denize mi atalım? Deniz deyince aklıma geldi, hala yapıyor mu bilmiyorum, Topkapı Sarayı eski uzmanlarından Deniz Esemenli’nin de İstanbul turları süperdir! Deniz Bey’i de Yedikule zindanlarına atarız  artık :)  “Benim Paris’im” kitabinin yazarı Cüneyt Ayral ile sözleştik, sağolsun tevazu gösterip kabul etti, 2015 bitmeden buluşup Paris’i konuşmak üzere bir yerlerde bir kahve içeceğiz. Kahveden sonra bir punduna getirip Cüneyt Ayral’i da Seine Nehri’ne atmayı düşünüyorum!!! Rehberlik hislerim beni yanıltmaz eminim Cüneyt Ayral’in rehberliğini yaptığı Paris turları da çok güzeldir.   

Anlayacağınız kokartlı rehberliği gereğinden fazla ciddiye alanlardan değilim, işimi elimden geldiğince ciddi yapmaya çalışanlardanım. Neticede bu bir is, tiyatro oyunculuğu, yazarlık gibi bir beceri değil.  Her iş gibi kurallarına vakıf olarak yapmaya özen gösterilir ise daha güzel olur.       

4. Son sorumu siz soracaksınız aslında :) Ancak, eklemek istediklerinize geçmeden, Paris'i Türkçe anlatan birden fazla blog var. Özellikle Pariste.Net, bir çok pratik bilgiyi de içeren bir blog. Bu soruyu sormaktan çekiniyorum ancak sormadan edemedim. Bu tür sitelerin, blogların gelen Türkiye kökenli turistlerin rehber taleplerine etkisi oluyor mu? 

Paris’e gelen turistlerin bloglardan ne ölçüde etkilendikleri ile ilgili ciddi bir gözlemim yok. Bloggerlar dünyasının cahiliyim. Böyle bir dünyaya sırt çevirmemem gerektiğini Pariste.net sayesinde öğrendim. Ahmet Ore’nin Pariste.net’i gerek estetik, gerek içeriğindeki zenginlik, gerekse gördüğü ilgi bakımından en iyisi. En çok ziyaretçi alan o , 2015’te Paris Belediyesi nezdinde tek Türkçe blog olarak kabul gören o, geçenlerde bir turizm platformu Pariste.net’i yükselen en iyi 10 seyahat sitesinden biri olarak gösterdi. Pariste.net çok iyi bir ivme yakaladı. Herkes Ahmet’in tarzını takdir ediyor; Ahmet de Allah için çok çalıştı, çok emek verdi karşılığını alacağından eminim.
Mont Saint Michel
Sorunuzun asıl kısmına cevaben blogların gelen rehber taleplerini aşağıya çektiğini sanmıyorum belki turlarla gelenlerin ekstra tur taleplerini aşağıya çekiyordur. Bundan da korkmamak lazım. Birisi size bu benim Paris’im demiş ve herşeyden önce aşkla ve cömertçe ne biliyorsa, ne yaşamışsa okuyucusu ile paylaşmış, siz de Paris’i Ahmet’in izinde keşfetmek istemişsiniz. Bir rehber olarak ben böyle bir turiste “gitme kal ne olur” demem, aksine mutlu olur ve cesaretlendiririm. 
 
Andre Citroen parkı ve parktaki balon. 15. bölgede (Paris'te yaşayan Türklerin deyimiyle 15. Paris'te) yer alıyor. Balon iplerle yere bağlı, epey bir yükseliyor.
Eklemek istediğim son bir iki şey evet var. Yalnız rehber olarak değil, bir turist, bir insan olarak çok üzülüyorum. Gidilebilecek yerlerin sayısı ne kadar hızla azalıyor farkında misiniz? Biz Saint Petersburg’u kaybettik, Ruslar Antalya’yı. Eskiden Suriye denilince akla Halep, Palmira, Şam gelirdi, şimdi Kobani, Esad, Işid geliyor. Hem baba Esad hem oğul Esad zamanında 5-6 kez Suriye’ye gittim. İnanılmaz zengin bir ülke. Burnumuzun dibindeki Fas’tı. Ben dünyanın turizm haritasını insani kalkınma endeksi gibi görüyorum: turizm var hayat var, turizm yok hayat yok. Göndereceğin turistin var zengin ülkesin, göndereceğin turistin yok fakir ülkesin. Çok değil daha bir ay önce az kalsın Paris de düşüyordu. Biliyorsunuz Fransa daha üç ay olağan üstü hal ile yönetilen bir ülke olarak kalacak!!! 
   
5. Kendi kendime soru hakkımı çok kısa kullanayım, çok uzattım. Paris’i gezmeye nereden başlamayı önerirsin? 

Tournelle Köprüsü’nden başlayın derim. Neden mi ? Cevabı çok yakında PARISTE.NET’de :)

Blogunuzda bana yer verdiğiniz için çok ama çok teşekkur ediyorum. 2016 yılında yurdumuz da dünyamız da daha yaşanılası ve daha gezilesi olsun.


* İşbu laf dokundurmanın adresi Aslı Ulusoy-Pannuti’dir. Kendisi Paris’teki en sempatik en çıtıpıtı rehberimizdir. Biraz tatlı cadı ve iyi bir gazeteci olduğundan ne kadar yazım hatam varsa kızar üşenmeden hepsini düzeltir :) Bknz / SIRADISIPARISREHBERI.COM  

Asıl ben teşekkür ederim. Vakit ayırıp yanıtladınız sorularımı. 

Bu kokart konusunu gerçekten merak ettiğim için sormuştum. Gönderme, ima yoktu :) Pek kıymetli Aslı hanımın ve Ahmet Bey'in de kulaklarını çınlatmış olduk bu vesileyle. Kendisine ve eşine, sizlere ve elbette tüm okuyucularıma iyi seneler diliyorum. 

Sizin sürprizi bozmak istemem. Ancak Tournelle köprüsü, Hıfzı Topuz'un evine gitmek için kullanılan bir köprü diye biliyorum. Nazım Hikmet, Bedri Rahmi gibi Topuz'un dostlarının şiirlerinde de geçer adı. Sizin yazınızı merakla bekleyeceğim.

Yazıdaki fotografları 2014 yılında çekmiştim. Eyfel kuleleri ve Andre Citroen parkı Paris'ten. Tours, zamanında başkentlik de yapmış bir kent. Mont Saint Michel ise meşhur bir görüntüdür aslında. İnternette arattığınızda daha etkileyici fotograflarını bulabilirsiniz. Normandiya kıyılarında. 

Yorumlar

blogda geçen hafta en çok okunanlar

Evde baget ekmek yapımı

Öncelikle malzemeleri sıralıyorum: Un, süt veya su, kuru maya, pudra şekeri, Hindistan cevizi yağı, zeytinyağı, kekik, tuz ve tane kimyon. Gelelim tarife, mayalı hamuru hazırlıyoruz öncelikle. Ilık suyun içerisine bir paket kuru mayayı boşaltıyoruz. Su yerine süt de kullanabilirsiniz. Kritik olan sıcaklığı, ılık olması gerekiyor. Ardından bir miktar pudra şekerini mayanın üzerine döküyoruz. Şeker, mayanın en sevdiği şeylerden. Ardından un ve Hindistan cevizi yağını ekliyoruz. Güzelce karıştırıp üzerine bir kapak koyup ya 50 derece civarındaki bir fırına ya da ılık bir ortama alıp bekletiyoruz. Yarım saat 40 dakika kadar bekledikten sonra mayanın çalıştığını ve hamurun iyice kabardığını görüyoruz. Artık ikinci aşamaya geçebiliriz. Hamura şekil vereceğimiz alanı unluyoruz. Mayalanmış hamuru unladığımız alana aktarıyoruz. Koyacağımız baharatları zeytinyağı ve unla karıştırıp hamura ilave ediyoruz. İşlem hemen hemen bitti. Son aşama şekil vermek. Hamuru önce büyük bezelere ayırıyoruz. Ardın…

vegan olarak 45 gün

Beni yakın tanıyanlar, geçici bir heves olduğunu düşünüyor. Büyük konuşmayı sevmem, bu yüzden haklılar mı zaman gösterecek demekle yetiniyorum. Vegan olarak ilk 45 gün, özlediğim bir lezzet yok. Öncelikle onu yazayım istedim. Mumbar dolmadan, kuzu şişe etin her türlüsünü yiyen birisi olarak, bir günde uygulamaya geçirdiğim kararım sonrası 4 Eylül 2018'den bu yana veganım.  Dışarıda yiyecek bulmak, kimi durumlarda zor oluyor. Özellikle vejeteryan ile vegan karıştırılıyor. Vegan için neler var diye sorduğumda kaşarlı tost / peynirli pide önerileri sıklıkla karşıma çıkıyor. En kolayı esnaf lokantaları. Mutlaka süzme mercimek oluyor, yanında da kuru bakliyat: nohut, fasûlye. Hamur işlerini pek yapmazdım eskiden. Şimdi mayalı hamurlu yiyecekler hazırlıyorum. Mayalı hamuru yoğurmak terapi gibi. Çocukların sıkmalı oyuncakları var ama onlara da daha fazla keyif veriyor hamur ile uğraşmak. Bir arkadaş ekşi mayanın da marketlerde satıldığını söyledi ve muhtemelen önümüzdeki günlerde blogda gö…

Kaan Arslanoğlu - Politik Psikiyatri

Değerli psikiyatrist doktor Kaan Arslanoğlu, bu özelliğinin yanında, bir çok roman ve inceleme kitabı yazan bir yazar. Yanlış anımsamıyorsam değerli yazarımızın tüm romanlarını okudum. Bir çoğu oldukça derinden etkiledi beni. Bu yazımda romanlarından ziyade Yanılsamanın Gerçekliği isimli inceleme-deneme kitabından bahsetmek istiyorum. Kitaplarından demek daha doğru olacak, çünkü bu kitaptan sonra çıkan Politik Psikiyatri isimli kitabın alt ismi de Yanılsamanın Gerçekliği II. Kitap ile ilgili bir incelemeyi bağlantıdan bulabilirsiniz. Kitapların bu yazıya taşınmalarının sebebi ise değerli kuzenimin Amerika'da yaşayan Türkler yazımla ilgili yaptığı yorum. Yorumda, oraya giden ve belli bir süre kalan kişilerin, oradakileri mankafa oldukları yorumu yapmaları, ilerleyen zamanda ise aslında bu mankafalığın iyi bir olduğunu düşünmeleri vs.lerden bahsediliyor. Sn. Arslanoglu, ülkemizde ve dünyada yönetim sistemlerinin neden daha adil, daha insancıl olamadığını açıklamak için insan evrimin…

Cinsel Şiddet Yaşayanların Yaşatanların Anlatımlarıyla / Alberto Godenzi

"...22 Ağustos ile 2 Eylül 1988 tarihleri arasında Zürich Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Bürosu'na biri kadınlar, diğeri erkekler tarafından kullanılmak üzere iki telefon bağlandı. 12 gün süreyle, günün 24 saatinde, telefonlara cevap verebilmek üzere dördü erkek, dördü kadın sekiz kişi görevlendirildi. Olabildiğince çok erkek ve kadına ulaşabilmek için tüm İsviçre basın ve yayın organları aracılığıyla duyurular yapıldı. Radyo, TV ve basında yürütülen bu geniş kampanyalar sayesinde, ancak belli sayıda kadın ve erkeğe ulaşma şansımız oldu." s.32 Kitaplarla ilgili yazılarıma alıntıyla başlamamıştım bugüne kadar. Godenzi'nin okudukça tüylerimi ürperten, okudukça elimden bırakmak istediğim bu sarsıcı kitabıyla ilgili yazmaya başka nasıl başlanılır bilemedim. Yukarıdaki alıntıdan da anlayacağınız gibi 176 sayfalık kitap bu araştırma ve sonuçlarını anlatıyor / yorumluyor. Peki yöntemini öğrendiğiniz araştırma, neyi araştırıyor? Onu da tahmin etmek güç olmasa gerek. Kitabı…

Vasat Edebiyatı 101 / Taylan KARA

Taylan Kara'dan okuduğum ikinci kitap: Vasat Edebiyatı 101. Mayıs 2015 tarihli birinci baskısını okudum. Hayal yayınlarından çıkmış ve 111 sayfa. Yazarın Vasatlığa Giriş Dersleri adlı bir inceleme kitabı var. Önce onu okumanızı öneririm. O kitabında, vasat kimdir, neden vasat zevkleri vardır, çoğunluğun vasat olmasının sonuçları nelerdir gibi sorulara yanıtlar tartışılıyor. İki bölümden oluşan bu kitabında ise Taylan Kara öncelikle bir kaç eser üzerinden vasat edebiyatın özelliklerini gözler önüne seriyor. Örnek olarak seçtiği eserler Ahmet Altan, Perihan Mağden eserleri ile Olasılıksız adlı çok satan roman. Kara, bir dönem InsanBu.com sayfasının editörlüğünü yapmıştı. Bir okur olarak yazdıkları ile ilk tanışmam insanbu.com vesilesiyle oldu. Vasat Edebiyatı 101'in ikinci bölümünde yer alan yazıları, insanbu.com'da okumuştum. Bu yazılarında edebiyat dünyasında ödüller, tanıtım yazıları, pazarlama etkinlikleri gibi araçların nasıl kullanıldığına dair çarpıcı tespitler var. B…

İnternet üzerinden yapılan radyo - televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetleri yönetmelik taslağı üzerine ilk değerlendirmeler

Sanırım bugüne kadar koyduğum en uzun başlık oldu :) Konu önemli olunca başlığın uzun olması doğal. Öncelikle hemen belirteyim, yanlış anlaşmalara yol açmayayım. Aşağıda listelediğim tespitlerim, üyesi olduğum kurum/kuruluş/dernek ve meslek odasını bağlamaz. Sadece kendi görüşlerimden ibarettir. Bu açıklamanın ardından, hızlı bir gözden geçirme ile oluşturduğum tespitlerimi paylaşabilirim. Daha ayrıntılı ve daha düzgün formatta bir değerlendirmeyi üyesi olduğum meslek odasının görüşlerine sunacağım. Yayıncılık dünyası ile internet gittikçe yakınsarken, sınırlar nerede başlıyor ve nerede bitiyor belirsizleşirken böylesi bir düzenleme taslağı oluşturmak gerçekten çok zor. Madde 2 ile yukarıda bahsettiğim gri bölge tanımlanmaya çalışılmış. Madde metni tam olarak şöyle: 
(2) Kurumun görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla;
a) Bireysel iletişim hizmetleri,
b) Radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini internet ortamından iletmeye
özgülenmemiş platformlar,
c) Radyo, televizyon ve isteğ…

Çocuğunuz Sizden Ne Bekliyor? Sağlıklı büyüme ve gelişim için 250 soru-cevap ŞULE YAZGAN / YANKI YAZGAN

Bebekler olduktan sonra insanın hayatı değişiyor. Bu değişim, ev dışarısında geçirilen zamanın kısıtlanmasından, uyku düzeninin değişmesine farklı boyutları içeriyor. Bir başka değişim, ilgide ortaya çıkıyor. Gittiğiniz alış veriş merkezlerinin, daha önceleri koşar adım uzaklaşılan, çocuklara yönelik mağazaların olduğu bölümler dikkatli dikkatli dolaşılıyor. Okuduğunuz kitapların büyük bölümü çocuk/bebek büyütme konulu olmaya başlıyor. Kitap okumaya ayırdığınız zamanın azaldığını göz önüne alınca, okunacak kitabın seçimi konusu daha bir önem kazanıyor. Çocuğunuz sizden ne bekliyor? bu kısıtlı zamanda okunması gereken ilk kitaplardan birisi. Şule - Yankı Yazgan çifti, kitaplarının önsözünde kendilerinin de belirttiği gibi, bir çoklarınca bebek/çocuk büyütme konusunda ideal bilgi/donanıma sahip bir çift olarak düşünülür. Şule Yazgan çocuk doktoru, Yankı Yazgan çocuk psikiyatristi. Ruh ve beden sağlığına yönelik tüm olası durumlarda anında müdahale olanakları var :) Bu duruma ilişkin kita…

Yüzü Silinenler romanı üzerine Kaan Arslanoğlu ile e-söyleşi

Şubat 2017 tarihli birinci baskısı İthaki yayınlarından çıkan Yüzü Silinenler Darbe Günlükleri adlı romanı yayınlandığı ay okumuştum. 2 Mart 2018 tarihinde Kitapeki.com sayfasında Can Ahıskra'nın yazısını görünce, romanı tanıtmak için daha iyisini yazamayacağımı düşünerek, Arslanoğlu ile bir e-söyleşi yapmaya karar verdim. Aşağıda okuyacağınız söyleşi, umarım İnsanBu.com adresli internet sitesini keşfinize yardımcı olur. Bu vesile ile vakit ayırıp sorularımı kısa sürede yanıtlayan Kaan Arslanoğlu'na tekrar teşekkürlerimi sunarım.  
Son romanınızda bir kez daha ana kahramanlardan birisiniz. Reenkarnasyon Kulübünde benzer bir tarz. Savunduğunuz fikirleri dolaysız aktarma olanağı sunduğu için mi tercih ediyorsunuz bu türü?
Savunduğum fikirleri dolaysız aktarma olanağı sunması nedenlerden sadece biri. Başka birkaç nedeni daha önde gidiyor. Siyaset-erdem-gerçek arayışı ve kendini sorgulama… Bu dört atlının ilişkisini devamlı ele alan, hep bu alanda araştırıp kafa patlatan biriyim. Si…

Türkiye Kurulurken Kürtler (1916-1920) / Sinan Hakan

Cumhuriyetin ilk yılları ve Osmanlı'nın son yıllarına ilişkin okumalarıma devam ediyorum. Bir fırsat bulduğumda, bu konuya ilişkin kitapları ayrı bir etiketle belirlemek iyi olacak. Hem benim için, hem sizler için. 
Sinan Hakan, Van'ın Gevaş ilçesi doğumlu bir inşaat mühendisi. Hali hazırda Ak Parti'den seçilen Gevaş Belediye Başkanı. 2013 yılında çıkan kitabının, aynı yıl yapılan ikinci baskısını okudum. İletişim Yayınları'nca basılan kitap 380 sayfa. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, Atatürk'ün Bütün Eserleri ve Kazım Karabekir'in anıları başta olmak üzere çok sayıda kaynak gösterilmiş. Bunların yanı sıra Hakan, yorum ve tespitlerde de bulunarak, sadece belgelerden oluşan bir kitaptan fazlasını ortaya koymuş. 
Günümüzde yaşadığımız en kanlı sorunların başında gelen ve farklı adlarla anılsa bile insanların ölmesine neden olan sürecin nüvelerinin geçmişte, hatta muhtemelen 1916'dan da önce var olduğunu gördüm eseri okuyunca. Sonuçta biz unutmuş olsak bile, dedel…

Atatürk'ün Kurdurduğu Türkiye Komünist Partisi ve Kurtuluş Savaşı'nda Sol Hareketler / Dr. Orhan Yeniaras

2013 yılında Peride Celal'den okuduğum Bir Hanımefendinin Ölümü üzerine düştüğüm not ile aynı başlangıcı yapacağım: Bildiğim bir noktaysa, bilmediğim çevresi kadardır. 
Osmanlı'nın son dönemi ile cumhuriyetin ilk yıllarını konu alan onlarca kitap okudum bugüne değin. Her okuduğum kitap, yeni kitapların yolunu açıyor, yeni şeyler öğreniyorum ve halen ne kadar az bildiğimi görüp şaşırıyorum. Bir ara, bu okuduklarımı derleyip, toplayıp kendi bilgim ve yorumum ile olanları değerlendirmek isterim. Aslında, vakit uygun olsa, bunu bir akademik çalışma kapsamında gerçekleştirebilsem ne güzel olur. 
Dr. Orhan Yeniaras'ın, aslında adı "Kritik 20 yılda, Anadolu coğrafyasında sol hareketler (1908-1928)" olması gerektiğini düşündüğüm eseri, belki okuyucuların daha fazla ilgisini çekeceği düşüncesiyle, Atatürk'ün kurdurduğu Türkiye Komünist Partisi başlığı ile yayınlanmış. Alter Yayıncılıktan 2012 yılında ikinci baskısını okudum. 276 sayfalık eser, belki bir akademik çalışma…