Çarşamba, Ekim 14, 2015

Çerkes Ethem Apoletsiz General / Turgut Türksoy

Blogumu takip edenler farketmiştir. Son dönemde daha da belirginleşen bir okuma yönelimi ortaya çıktı bende. Yakın tarih, Osmanlı'nın son 30 yılı ile Cumhuriyet'in ilk 20 yılı, toplamda 50 yıllık bir süreç çok ilgimi çekiyor. Bugün içinde debelenip durduğumuz sorunların tohumlarının o günlerden kalma olduğunu düşünüyorum. Çözüm için zamanında neler yapılabileceğimi gördükçe de üzülüyorum. 

Bu yazıda karşınızda olan eser, tarihi roman olarak sınıflandırılıyor. Ancak, şu kadarını kolaylıkla söyleyebilirim ki, bu güne kadar okuduklarımla birebir örtüşen çok bilgi içeriyor. Kurtuluş savaşının aslında Yunan'a ve iç isyanlara karşı verildiğini düşünüp dururdum, elbette güneyde Fransız - Ermeni, doğuda Rus-Ermeni / Ermeni mücadelelerini saymazsak. Saymazsak dememin nedeni her iki mücadelenin Kurtuluş Savaşı'nın boyutu düşünüldüğünde süre olarak kısa olmasından. Yoksa Antep - Maraş savunmalarını ya da doğu cephesini küçümsemek gibi bir şey aklımdan geçmez elbette. Eserin konusu bizlere hain ÇerkeZ Ethem olarak okutulan ve öğretilen ÇerkeS Ethem Bey. 

Çerkeslere ilgimin arkasında farklı gerekçeler arayan art niyetlileri bir kenara koyarak başlayayım. Kişisel tarihimde de çerkeslerin ayrı bir yeri vardır, ona itiraz etmem kendimi inkardır elbette ancak Ethem Bey'in ve diğer Çerkes beylerinin mücadelemizdeki yerleri, kişisel tarihimden önemli. Tarihi kazananlar yazıyor sonuçta. Çoğumuzun Menşevikleri bilmediği gibi pek azımız Yeşil Ordu'dan haberdar. Dediğim gibi tarih hep kazananlar tarafından yazılmış. Bugünden dönüp bakınca yorum yapmak kolay, o gün ne koşullar varmış diyenler için ise tek söyleyeceğim, en azından yiğidi öldürün ama hakkını teslim edin. 

Hukuk dilinde bir ifade var, hayatın olağan akışına ters deniliyor, akla yatmayan durumları anlatmak için. Ethem'in Yunan'a sığınması da böyle bir şey. Dönümlerce arazisi olan bir bey, milli mücadeleye katılacak, kendisine bağlı askerleriyle gerilla savaşı verecek ve batı cephesini neredeyse kendi başına oluşturup koruyacak, bu arada kardeşlerinden birisi de Manisa (Saruhan) mebusu olarak Meclis'te yer alırken, BMM'nin çağrısı üzerine Yozgat'taki isyanı da bastıracak, ama ne hikmetse savaş bitmeye yakın Yunan'a sığınacak. Hatırlıyorum lisede okuduğumda da aklıma yatmamıştı bu hikaye. Bugün 1920'lerde aslında ne mücadelelerin yaşandığını okudukça görüyorum ki hikaye bambaşkaymış. 

Çerkes Ethem'in Yeşil Ordu ile ilişkisine okuduğum eser pek değinmemiş. Ya gerçekten çok ilişkisi yokmuş, ya kitapta es geçilmiş, orası biraz belirsiz. Neyse ki elimde 1920'yi anlatan henüz okumadığım iki eser daha var. Ayrıca Kılıç Ali'nin hatıraları da bu anlamda pek kıymetli. Tabii ilk fırsatta Ali Fuat'ın anılarını da edinip okumak zorunlu. 

Şubat 2013 tarihinde ilk baskısını yapan eser Büyülüdağ yayınlarından çıkmış. Eserin ilk baskısı Siyah Beyaz yayınlarından 2008'de, ikinci baskısı ECK yayıncılıktan 2009'da çıkmış. Bu anlamda benim okuduğum kitabın üçüncü baskısı oluyor bir yerde. Toplamı 345 sayfa ve bir kaç saatte okunuyor. Bir roman formatına uygun kaleme alındığı için içerisinde karakterler, onların hal ve ortamlarda gösterdikleriyle çözümlemeleri de var. Sonuçta yazarın, tarihe bakışı romanın adından belli. Bu anlamda, İsmet Bey ve Ethem Bey mücadelesinde tuttuğu taraf da ortada. Son cümle olarak şunu belirteyim ki anı kitaplarında hem İsmet Bey hem de Mustafa Kemal ile ilgili yazılanlar bize öğretilenlerden epey farklı. Sonuçta dediğim gibi tarihi galipler yazar, bizde de öyle olmuş.

Hiç yorum yok: