Ana içeriğe atla

Tehlikeli Sevişmeler / Nedim Gürsel

Günbatımında yine aynı tatil köyünde, aynı masadaydılar. Yıllar sonra, karşı karşıya. Konuşmuyorlardı. İçmiyorlardı da. Kadehleri doluydu, bellekleri gibi. Oysa unutulması gereken ne çok şey vardı hayatlarında. Ama bellek unutmaz, kimi kez bazı anılar silinse de. Anlar hep kalır. Göz göze gelmekten kaçındıkları şu an gibi. "Çoğu gitti, azı kaldı" diye düşünüyordu adam, "hayat önümde değil artık." Kadınsa onu beklemekle geçen yıllarına yanıyordu. "Beni anlamadın ya / Ben ona yanıyorum." Bir zamanlar dilinden düşmeyen bu şarkının çılgın ritmiyle diskoteklerde dolaşır, bir gecelik sevişmelerin sabahında şimdi karşısında susan adamı özlerdi. Onunla başkaydı. Ama uzaktaydı işte. Belki de, uzakta olduğu için başkaydı. Evet, öyleydi kuşkusuz. Aynı yastığa baş koyup birlikte uyanmaların, alışkanlıkların, kötü kokularla kavgaların aşkı öldürmediğini kim öne sürebilirdi? Özlemekti aşk. Her an, her gün daha çok özleyip kahrolmak. Mum gibi erimek, içten içe. Pervane nasıl ışığa yaklaşır, kanatlarını yakalarsa öylesine tutuşmak. Bir gövdenin bıraktığı boşlukta yaşamak; her an, her gün daha derinde.

164 sayfadan, iki bölüm ve yirmi iki öyküden oluşan Tehlikeli Sevişmeler, Nedim Gürsel'in son kitabı. Hürriyet Gazetesi'nde Ayşe Arman ile söyleşiyi okuduğumda, Nedim  Gürsel de Grinin tonlarına sardırmış diye düşündüm. Kitabı okuduktan sonra ise Arman'ın ya kitabı okumadan söyleşi yaptığını ya da okuyup anlamadığını düşündüm. Her ikisi de kötü, hangi daha kötü bilemedim.

Nedim Gürsel'den daha önce Yüzbaşının Oğlu adlı romanı okumuş ve genel olarak beğensem bile çok da etkileyici bulmamıştım. Öykülerine ise bayıldım. Öyküleri okurken aklıma iki yazar geldi. Biri, Milan Kundera ve elbette Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği romanı. Diğeri ise çok severek okuduğum Demir Özlü.

Yukarıdaki alıntı, kitabın Günbatımı adlı öyküsünün başından. Farklı tarzda öyküler yer alıyor kitapta. Tamamen kurgusal olanların yanında yaşanmışlıklar içerdiği fazlasıyla anlaşılan öyküler de var. Hepsinin ortak noktası ise yalnızlık, olmamışlık ve aşk. Bir hikaye ayrılıyor diğerlerinden bana sorarsanız: Cennette Bir Mevsim. Gürsel'in İslam ile ilgili araştırmalarını okumuştum. Hatta bir romanı da var Allah'ın Kızları adında. Cenette bir mevsim öyküsüyle ilgili epey yazabileceğim var benim de, ama bunu bir başka yazıya bırakacağım. İki yazı projem var. Biri, uzunca süredir aklımda: Sosyal Demokrasi Az Gebelik midir? diye. İkinci yazı ise Sol ve İslam: hayata soldan baktığını düşünen birisinin dinle barışması.  

Gürsel'in kalemi çok güçlü. Her öyküde bu anlaşılıyor. Sanırım kırk yıldır Paris'te yaşıyor Gürsel. Hem güncel dile hem dilin zenginliklerine son derece hakim. Okumayı sevenlere, dilin gücünü görmek isteyenlere ve hayatını sorgulamaya hazır olanlara kesinlikle önereceğim bir kitap. Ancak, baştan uyarayım. Böyle bir yüzleşmeye, öz sorguya hazır değilseniz ayarlarınızı bozabilir. Geçmişten bir hatırlatmayla, vücut kimyanız bozulabilir. 

Son not, bir teşekkür aslında. Paris'te yaşayan ve hayatının bu döneminde tur rehberliğine başlayıp yaşadığı Paris'i yaşamak isteyenlere eşlik eden Cüneyt AYRAL'a. Nedim Gürsel'in öykü kitabının iş yerime kargo ile, adıma imzalı olarak gönderildiğini görünce sevincimi nasıl anlatabilirim. Gürsel'in kitabı, elbette arkadaşı Ayral sayesinde adresime geldi imzalı olarak. Bir de "blogda görüşlerini yazmanız dileğiyle" diye imzalamış Gürsel. Ne diyeyim, demek bu günleri de görecekmişim. 11 yıl önce başlamıştım bu blogda yazmaya. Blog sayesinde o kadar güzel insanla tanıştım ki. 

Ne diyeyim, iyi ki varlar, dünyayı güzelleştiriyorlar varlıklarıyla...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Televizyon Öldüren Eğlence / Neil Postman

Amerikalı yazar ve medya teorisyeni Neil Postman'ın 1985'te kaleme aldığı ünlü eseri Amusing Ourselves to Death, Osman Akınhay'ın çevirisi ile Ayrıntı yayınlarından çıkmış. İlk baskısı 1994 yılında yapılan kitabın benim okuduğum 2010 yılında yapılan 3. baskısıydı. Geniş kaynakça ve dizini ile birlikte 195 sayfalık kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde televizyona gelinceye kadar iletişim dünyasının geçirdiği evreler ve her yenilik ile günlük yaşamdaki değişiklikler irdeleniyor. İnsanların sadece yakın çevrelerinde olup bitenden haberdar oldukları, şehrin, ülkenin ve dünyanın geri kalanından bihaber oldukları dönemleri hayal etmek bile zor günümüzde. Telgrafın keşfiyle işler değişmiş. 27 Mayıs 1844'te Amerika'da ilk telgraf hattının kurulmasından yalnızca dört yıl sonra Associated Press'in kurulmasıyla "bütün ülkede hiçbir yerden gelmeyen, özel olarak hiç kimseye hitap etmeyen haberler ağır basmaya başladı" (s.80)
Postman, günümüzden 25 yıl önce y…

Net olan tek şey: Netflix değiştirir

Sektör etkinliklerini 2011 yılından bu yana takip eden birisi olarak Netflix'in Türkiye pazarına girişini, uzunca bir süredir bekliyordum. 2013 yılında Londra ve Talin'de takip ettiğim iki sempozyumda da en çok konuşulan konu Netflix'ti. Aslında Netflix ile ilgili ilk yazımı, Avrupa'da esen OTT rüzgarını değerlendirdiğim 2011 yılında yazmışım
2013 yılında, televizyon yapımları için verilen ödülleri toplayan House of Cards da Netflix için üretilen bir içerikti. Belki haber bundan ibaret olsa, televizyon dünyası açısından çok önemli olmayabilir. Sonuçta Digitürk'ün platform kanalı için ürettirdiği Bir Erkek Bir Kadın adlı uyarlama da çok tuttu örneğin. Ancak House of Cards, TV pazarını ve işleyişini kökten sarsıcı özellikler taşıyordu. Öncelikle, yapımcıları dizideki ilişkiler ağının bir pilot bölümde anlatılamayacak kadar karmaşık olduğunu bu yüzden bir sezon için sipariş verilmesini istediler, pilot bölüm olmaksızın. Ülkemizdeki işleyişin ayrıntılarını tam bilmiyo…

Çocuk Davamız 1 / Kazım Karabekir

Ankara'da sahaf denilince pek akla gelmez Küçükesat tarafları. En bilindik mekanlar Kızılay'daki pasajlar olsa da aslında Küçükesat, kitap meraklıları için önemli adresler barındırır. Bu adreslere başka bir yazıda değinmek üzere başlığa döneyim, bir not ekleyerek. Kazım Karabekir, Osmanlı'nın son dönemi ile Cumhuriyet'in ilk yıllarına tanıklık etmiş isimler arasında en çok anı bırakanlardan birisi sanırım. Anıların çokluğu ile 1925 - 1938 arası zorunlu yalnızlığının etkisi büyüktür gibi geliyor bana. Bu durum da ayrı bir yazı konusu olsun...
Çocuk Davamız 1, Emre yayınları'nın Cumhuriyet Tarihi Serisi'nin 9. kitabı olarak yayınlanmış. Bende 2000 yılında yapılan beşinci baskısı var. İlk baskısı ise 1995 yılında. 330 sayfalık kitap sert bir cilde sahip. Kitabın ikincisi de var. Geçenlerde bu Küçükesat civarındaki bir sahaftan Karabekir'in yazdıklarının 10 cildini satın aldım 100 TL karşılığında. Sanırım Yapı Kredi Yayınları bu eserleri yeniden düzenleyerek büy…