Perşembe, Eylül 17, 2015

IBC 2015'in ardından sayısal radyoda durum

Sayısal radyo teknolojilerini takip etmeye başlayalı 5 yıldan fazla olmuştur sanırım. Yakından takip edeli ise en fazla iki yıl. 2014'ün güneşli bir şubat günü Paris'te Fransızca Radyo Günleri etkinliğinde, o zamanki adıyla WorldDMB'den Bernie O'Neil ve örgütün başkanı Patrick Hannon ile tanışmamı milat kabul edebilirim. Bernie ile Paris'ten sonra Ankara, İstanbul, Kuala Lumpur ve son olarak Amsterdam'da konuştuk. Bu yazıda sayısal radyo konusunda IBC 2015'te edindiğim izlenimi paylaşmak istiyorum. 


Öncelikle belirteyim ki 88 MHz ile 108 MHz arasındaki 20 MHz'lik banta yüzden fazla radyo istasyonu sığdırmayı başaran başka bir ülke yok. Bu FM radyoların, frekans bedeli ödemeden yayın yaptığı başka bir ülke de yok. Gecekondu radyoculuğu olarak tabir ettiğim bu durumun devam edebilmesi olanaklı değil artık. Olanaksızlığın nedeni, tamamen fiziksel kapasite sorunu. Yani 88-208 olsaydı bandımız, lisanssız yayına devam konusunda bir sıkıntı olacağını zannetmiyorum. Ancak, artık özellikle büyük kentlerde enterferans sorunları öylesine arttı ki kimse radyo dinleyemiyor. Ses kalitesi olarak son derece yeterli olan FM, ülkemize özel bu düzensizlik yüzünden itibar kaybediyor. 

Bu gecekondu düzenini değiştirmek için FM frekanslarını ihale etmek, sorunu çözmeye yetmeyecek. 20 MHz içine sığabilecek radyo sayısı belli sonuçta. Ulusal ve bölgeselleri çıkartınca yereller için kalan frekans/radyo sayısı daha da azalacak. Hal böyle olunca, frekansı daha verimli kullanmak adına sayısal arayışlar başladı. Dünya ve Avrupa'da işler daha değişik ilerliyor. Oradaki süreçlerin, bence en net açıklaması, kapitalizmin tüketim sürekliliğini sağlama gayretidir. Sen evlendiğinde aldığın radyonu ölene kadar değiştirmezsen bu çark dönmez arkadaş!

Biz ülkemize ve IBC 2015'e dönelim. Bana kalırsa IBC 2015, DRM+ mı DAB+ mı sorusunun yanıtını kesinleştirdi. Hatırlar mısınız gezi parkı olayları sırasında bir tweet atılmıştı mesele iki ağaç değil diye. Ben de ona gönderme yaparak mesele teknik üstünlük değil diyeceğim. Frekansı daha verimli kullanma, mevcut vericilerin de kullanılabilmesi, uzun dalga ve kısa dalganın da benzer teknolojilerle sayısallaştırılmasının getireceği avantajlar...
Hepsi güzel hoş ama, işin bir de "business" tarafı var. Solda konuşmasını yaparken görüntülediğim Patrick Hannon, WorldDAB'nin başkanı. Hannon aynı zamanda Frontier Silicon isimli çip üreticisinin de başkan yardımcısı. Sonuçta elbette Frontier Silicon ya da başka bir şirket, karlı görürse, multiformat çip de üretir. Ancak retail marketlerde dağıtıma sokabilmek, pazarlama ve tanıtım faaliyetini tam olarak gerçekleştirebilmek ciddi bütçeler istiyor.


Renkler ve zevkler tartışılmaz derlerdi eskiden. Sosyalizm deneyiminin başarısızlığını da aynı renk kazak üretimine bağlayanlar var. Diyeceğim o ki fiziksel olarak farklı boy, renk ve görüntülerde alıcı cihazlar hazır değilse, arkanızda WorldDAB benzeri, arı gibi çalışkan insanlardan oluşan bir lobi kuruluşu yok ise, çip üreticileri ve cihaz üreticileri ile haşır neşir olamıyorsanız geçmiş olsun. 

DVB-T2 Lite, teknolojik olarak hazır bir başka çözüm. Kenneth Wenzel ile de görüşüp demosunu izledim. Alıcı cihazlar da mevcut. Ancak Simon Fell, EBU tekniğin ve DigiTAG'ın üst yöneticisi, ile görüşmemde de anladığım gibi sadece teknik olarak yapılabilir olması değil mesele. Avrupa'da bu işe para yatırmış, hem de çok ciddi para yatırmış, şirketler var. Bunlar, ne kadar teknolojik olarak üstün de olsa, DVB-T2 Lite'ın bir radyo çözümü olmasına izin vermez. T2 Lite ile radyo yayını yapılır mı yapılır. Dinlenilir mi dinlenilir. Ancak, sayısal radyonun standardı, bence artık bellidir: 

DAB+

Hiç yorum yok: