Ana içeriğe atla

Körfezin incisi Küçükkuyu'da: Baykuş Bar

Küçükkuyu Belediyesi'nin sloganı "Ege'nin başladığı yer". Edremit Körfezi'nin en batı ucu Küçükkuyu. Bu şirin belediyelik, Çanakkale'nin güney doğu sınırını da oluşturuyor. Mıhlı çayını Edremit yönüne doğru geçtiğinizde artık Altınoluk'a, ki kendisi Balıkesir'e bağlı, girmiş oluyorsunuz. 

Baykuş Bar, 2013 yılı yazının ortasında açıldı. İnşaatını gün gün izledik. Temmuz ve ağustos, Küçükkuyu'nun en dolu olduğu aylar. Baykuş, 2013 ağustosunun ortasında açıldı. Zaman zaman oturduğumuz ve güzel müzik çalan farklı mekanın sahibi Semih Göksel ile bir söyleşi gerçekleştirdim. Semih Abi, Ankara kaçkını. Söyleşide yer alan fotografları da kendisi gönderdi. Peynir tabağı fotografı bana ait sadece. Karşınızda Baykuş Bar. 

Herkese iyi pazarlar. Bir önemli not, kıymetli sosyal medya takipçilerime. Evet, ülkede bunlar yaşanırken ben bunlarla uğraşıyorum. En azından bir şeyler uğraşıyorum. Siz, size gelenleri yeniden yayınlamak dışında ne yapıyorsunuz? Gönderdiğiniz iletilerle bugüne kadar neyi değiştirebildiniz? Bu konuyla ilgili 8 Kasım 2013 tarihli okumak - yazmak - seçmek başlıklı yazımı hatırlatmak isterim...



1. Öncelikle Küçükkuyu'da Baykuş'u açma fikri nasıl gelişti? 

Küçükkuyu özellikle seçilmiş bir yer değil. Yaklaşık 6-7 senedir Ankara’dan kaçma çalışmalarım vardı. Bodrum, İzmir, Foça’yı, yerleşmek için inceledim. Ancak tesadüf eseri Baykuş’un bulunduğu yerin devren kiralık olduğunu görünce hemen Küçükkuyu’ya geldim. Bina inanılmaz güzeldi benim için. Burası, Tayfun Talipoğlu ve eşi tarafından daha önce işletiliyormuş. Farklı bir konsepte. Tasarladığım işletme için Müthiş uygun bir yapıydı burası ve anlaşma sağlandıktan sonra bir hafta içinde, tabiri caizse tası tarağı toplayıp geldim ve Baykuş ortaya çıktı.




2. Mekanda eski 45'likler, caz / blues, rock çalıyor. Şarap gecesi etkinlikleri yapıyorsunuz. Merak ediyorum, müşteri sayınız nasıl? Beklentiniz neydi?

Baykuş, tarz olarak beni yansıtıyor. Çalan müziklerden tutun, menüsü, kullanılan malzemelerin tümü, en iyi olmak zorunda. Beklentim maddi değil. Burada huzurlu ve dingin bir yaşamı, keyifle devam edebilmek en büyük dileğim. Kısmen başarabildiğimi sanıyorum. Baykuş’un müşteri profili, diğer işletmelerden farklı. Bizim sunduğumuz tarzdan hoşlanan kaliteli bir müşteri birikimine sahip olduk. Çok kalabalık görünmese de az ve öz anlamında işletme şeklimiz devam ediyor.  Özellikle kış aylarında şarap ve caz gecelerimiz rağbet görmekte. Ayrıca plaktan çaldığımız müziklerin takipçileri de oldukça fazla. Sunduğumuz hizmetten memnun olanların sayısı arttıkça, bizlerde mutlu oluyoruz.

Baykuş, aile işletmesi gibi çalışmakta. Çocukluk arkadaşlarımla beraber çalışıyoruz. Yaz dönemlerinde iki kızımda geliyor ve yardım ediyorlar. Körfez bölgesinde ünümüz, olumlu anlamda duyulmuş. Olumlu eleştirileri duymak, bizleri fazlasıyla mutlu ve motive etmekte. Doğru yolda olduğumuzu göstermekte. Bu bölgenin kaliteli mekanlara ihtiyacı olduğunu, işletmeye başladığımız 2013 yazından itibaren görmekteyiz. Keşke, Baykuş kalitesinde, hatta daha fazlasında bir çok işletme açılabilse…





3. Yıllar geçtikçe mekanların çaldıkları müziklerin kalitesi düşüyor şeklinde bir tespitim var. Ankara'da doğmuş bir çok grup, üyelerini İstanbul'a gönderdi. Yahya Dai, Kamil Erdem ilk aklıma gelenler. Bu tespitime katılır mısınız? Sizce neden böyle oluyor?

Müzik kalitesi gerçekten giderek düşmekte. 1980 li yılların başlarından sonra yerli ve yabancı parçalar maalesef giderek kalitesizleşmeye başladı. Bunun başlıca nedeni, ekonomik. Çünkü insanlarımızda gittikçe kalite ve yaşam standardı düşmekte. Zevkler basitleşmekte. Böyle olunca üretilen müzikler de, işletmelerde çalınan müzikler de kalite yok olmakta.






4. Biraz da mekanın mutfağından bahsetmenizi istesem. Aşçınızın farklı özellikleri olduğunu biliyorum. Yemekleriniz nedir?

Mutfağımız, sosyolog ve felsefe öğretmeni olan, arkadaşımın eşine teslim. Kırmızı et, tavuk ve makarna çeşitleri sunuyoruz. Tüm yiyecekler özel marinasyonla dinlendiriliyor. Özellikle balkan usulü köftemiz, Özel üretim burger çeşitleri, kendimize has çıtır tavuğumuz ve bonfilemiz çok özel. Aslında tüm yiyecekler Baykuş’a has bir lezzete sahip. Kullandığımız soslar ve garniler bizi özel yapmaktadır.

Yani bir yerde yemeklere felsefi yorumlar getiriyorsunuz. Tekrar teşekkürler ve umarım mekan uzun soluklu olur.

Yorumlar

blogda geçen hafta en çok okunanlar

Paranın Kokusu ve Gezici Film Festivali

Her sene bu zamanlarda büyük bir heves ile edindiğim Gezici Film Festivali programı, "büyük bir heves ile edinilip bir kenarda bekleyenler" kervanına katılırdı. Bu sene, kim bilir belki de veganlığın etkisiyle :), bir kenar yerine çantamda bekledi, vakti gelene kadar. Vakti dünmüş. Sıradan bir pazartesi günü, programda gördüğüm Paranın Kokusu gösterimi ile değişti birden. Büyülü Fener sinemasını aradığımda, sabahın erken saatleri olmasına karşın, en ön sıra dışında yer olmadığını öğrendim. Film, akşam 18.30'da, gündüz gişeye gidemem, neyse ki internetten bilet alınabiliyormuş. En ön sıradan film seyretmek, boyun ağrısına yol açsa bile, festival filmleri için katlanılacak bir rahatsızlık... Klasik bir pazartesi akşamından farklı olarak, Kızılay kalabalığına karışıp Büyülü Fener'e ulaştığımda, seneler öncesinde bıraktığım festival kalabalığı ile karşılaştım. En ön sırada olmak pek rahatsız etmedi ama o dip gürültüsü beni benden aldı. Özellikle dış mekanlarda nasıl bir se…

Televizyon Öldüren Eğlence / Neil Postman

Amerikalı yazar ve medya teorisyeni Neil Postman'ın 1985'te kaleme aldığı ünlü eseri Amusing Ourselves to Death, Osman Akınhay'ın çevirisi ile Ayrıntı yayınlarından çıkmış. İlk baskısı 1994 yılında yapılan kitabın benim okuduğum 2010 yılında yapılan 3. baskısıydı. Geniş kaynakça ve dizini ile birlikte 195 sayfalık kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde televizyona gelinceye kadar iletişim dünyasının geçirdiği evreler ve her yenilik ile günlük yaşamdaki değişiklikler irdeleniyor. İnsanların sadece yakın çevrelerinde olup bitenden haberdar oldukları, şehrin, ülkenin ve dünyanın geri kalanından bihaber oldukları dönemleri hayal etmek bile zor günümüzde. Telgrafın keşfiyle işler değişmiş. 27 Mayıs 1844'te Amerika'da ilk telgraf hattının kurulmasından yalnızca dört yıl sonra Associated Press'in kurulmasıyla "bütün ülkede hiçbir yerden gelmeyen, özel olarak hiç kimseye hitap etmeyen haberler ağır basmaya başladı" (s.80)
Postman, günümüzden 25 yıl önce y…

gerçekleşen hedefler - yeni hedefler

Kaan Arslanoğlu ile tanışıklığımızın üzerinden epey zaman geçti, ancak bu tanışıklık düne kadar yüzyüze değildi. sanal ortam, e-postalar, facebook, blog ve insanbu.com üzerinden süren tanışıklık, dün cisme kavuştu. Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi ev sahipliğinde Kaan Arslanoğlu, İlknur Arslanoğlu ve Arif Yavuz Aksoy, Eleştirel Bakışla Güneş Dil Kuramı konusunda söyleştik. üç yazar ile toplamda üç saate yakın sürdü etkinlik. katılımcı sayısı on-onbeş kişiydi. sayı az olsa da ilgi yoğundu aslında. kitabı ve konuyu bilen insanlar gelmişti dinlemeye. son derece önemli katkılarda bulundular. Kıymetli yazarlarımıza ve katılımcılara çok teşekkür ediyorum. 2015 temmuzunda koyduğum hedefi gerçekleştirmiş oldum böylelikle. hayat devam ettiğine göre, yeni hedefleri belirlemenin vaktidir. sizlere açıklamadan önce yapabileceğimden emin olmam gerekli. biraz vakit/sabır... bir kaç sene içerisinde daha kalıcı bir çalışmanın içinde olma umuduyla... son olarak başta EMO Ankara Şubesi Yönetim Kur…

arjantin pide kebap

sene 92 ya da 93 olmalı üniversite günleri dersler, ödevler, sınavlar, gençlik başımda duman ilk pidem arjantin'de aradan yirmibeş kış, yirmibeş yaz geçmiş dün bir kez daha  arjantin'de yedim pidemi merak edenler için söyleyeyim mantar ve ıspanaklı pideyi isterseniz yapıyorlar  kaşarsız vegan pidemi yerken ilk işyerimden bir meslek büyüğüm ile karşılaştım kübiklere bölünmüştü iş yeri ve nefes alabildiğim vaha gibiydi kübiği onun deyimiyle  "dükkân"ı bugün bu şekilde bakıyorsam dünyaya onun verdiği "gözlüğün" etkisi büyüktür hayat bir şekilde  geçiyor mu acaba ya da her  ney se

zaman üzerine

Yıllara, aylara, haftalara ve saatlere böldüğümüz hayat aslında durmaksızın geçen bir akıştan ibaret. Biz onu bölmek için çabalasak bile o kendi seyrinde, bizden ve belki de herşeyden bağımsız akıp geçiyor.  Daha önceki yazılarımda anlatmaya çalışmıştım, 24 saatin sizin kullanımınıza ait kısmını arttırabilmenin yegâne yolu saatleri kaydırmak. Bir anlamda: Esnek mesai, burada "mesai" kendi hayatımız. Farklı zaman dilimlerinde uyuyup uyanmayı becerebildiğiniz kadar artıyor "özgür zaman"ınız. Deneyince çok zor olmadığını göreceksiniz.  İlk yapmanız gereken akşam yemeği saatini olabildiğince öne çekmek. Eğer yapabilirseniz öğün sayısını ikiye indirmek işleri daha da kolaylaştıracak. Kuşluk vakti ilk öğün ikindi vakti ikinci öğün olursa mesela, önereceğim zaman planlamasını uygulamak kolaylaşıyor. Akşam yemeği 19'da bitmediyse, benim uyku düzenini uygulanamıyor. Çünkü, uyku ile son yemek arasında en az 3 saat geçmesi gerekiyor. Bilgiye değil sezgiye dayalı bu yazdıkları…

den e me

benim tarzım değil, ortalanmış yazılar yazmak büyük harfle başlamayan cümleler kurmak bu fontu sadece alıntı yaparken kullanırdım böyle yazılar yazanlara hep gıptayla bakardım
onlar daha çok okunuyor diye düşünüp gizli gizli tarzlarını kopyalardım işte şimdi gene aynı noktadayım ondört senenin sonunda bir kez daha deniyorum değiştirmeyi
değişmeyen tek şey  değişim midir acaba yoksa  ya  da her ney se

Ruh Üşümesi / Adalet Ağaoğlu

Üç cilt halinde yayınladığı anılarını okuyup, yazdıklarının hiç birini okumamış olmam garip bir durumdu. Geç de olsa Ağaoğlu'nun romanlarından bir tanesini okudum. İlk baskısı 1991 yılında İletişim Yayınları'ndan çıkmış. Benim okuduğum Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan, Nisan 2007 tarihli 11. baskısıydı. 119 sayfalık roman, yazar tarafından "Oda Romanı" olarak tanımlanmış.
Öğlen yemeğini kalabalık bir lokantada yemeğe niyetli, birbirini tanımayan, kalabalık yüzünden aynı masayı paylaşmak durumunda kalan kadın ile erkeğin hikayesi Ruh Üşümesi. Bir iki saat içinde yaşanıyor her şey. Elbette kahramanların hayal dünyalarının zamanını hesaba katmazsak. Farklı bir teknik denemiş Ağaoğlu bu romanı kaleme almaya karar verdiğinde. Okuması, klasik roman akışına alışmışlar için biraz zorlayıcı. İşin doğrusu bu romanı ilk yayınlandığında edinmiş ama bir türlü ilerleyemeyip bırakmıştım. Okuyucusundan dikkat isteyen romanlardan. Romanın bölümlerine klasik müzik eserleri …

ücretli TV yayıncılığı olur mu - 2?

Demirören Medya sayesinde yayıncılık dünyasında işler nasıl gidiyor minvalli bir tartışma başlayacak gibi. Gerçi, tartışma olmadan işin üstü kapanacak gibi geliyor bana. Olsun, ben gene de bu vesile ile epey zamandır yazıp çizdiklerimi tekrarlayayım: Bir önceki yazıda işin ekonomisinden bahsetmiştim. Bu kez işin sosyal boyutundan dem vurmak istiyorum. Öncelikle bir hatalı bilgiyi düzelterek başlayalım: Televizyon karşısında geçirilen süre azalmıyor.
Aşağıdaki grafik, RTÜK'ün Nisan 2018 tarihli İzleyici Bildirimleri ve Sektörel İstatistikler raporundan alıntı. Rapora buradan ulaşabilirsiniz. "Ne yazık ki" ifadesini yukarıdaki tespitimin/gerçeğin başına ekleyebilirsiniz. Bu tespit/gerçek sadece ülkemiz için değil tüm dünya ölçeğinde geçerli.  Peki bu internet çağında, kim hâlen TV izliyor? Sorunun yanıtı aslında belli: 1980 ve öncesi dünyaya merhaba diyenler. Yani, yeni kuşaklar, bugün için 10-20 yaş arasında bulunanlar, artık TV karşısında değiller. Ancak, bu milenyum kuşağı,…

Vicdan Hayat Kurtarır! / Yavuz Dizdar, Şükriye Özgül

nehir söyleşiler çoğalıyor. okuduğum ilk nehir söyleşi, Molotov Anlatıyor idi. fırsat bulup bloga kitap hakkında bir şeyler yazamadım hâlen. Yavuz Dizdar'ın Yemezler adlı kitabını okumuş ve çok etkilenmiştim.  son dönemde hekimler, "sistemin bir parçası" olarak gösteriliyor/görülüyor. benzetme ne kadar doğru olacak bilemiyorum ama sanki dışarıda yemek yerken arılar rahatsız etmesin diye uzakta bir tabağa bırakılan et gibiler. ana yemeği kurtarmak için gözden çıkartılabilecek parça. burada ana yemek sağlık endüstrisi...  Yavuz Dizdar'ın "nehir söyleşisi" Şükriye Özgül'ün akılcı ve akıcı sorularıyla ilerliyor. özel hayata fazla girmeden, ancak vurucu kimi olayları es geçmeden, iyi bir denge tutturulmuş. kitaptan aklımda en fazla kalan Dizdar'ın geleceğe yönelik tahminleri.  hekim ile oto tamircisi benzetmesini çok beğendim. tamirci, eskiden arabanın sesinden sorunun nereden kaynaklandığını tahmin eder ve sonrasında bir takım testler ile teşhisini doğrula…

Eleştirel Bakışla Güneş Dil Kuramı kitabı yazarları ile söyleşi

uzun başlıklı kısa bir yazı olacak bu kez. "bir şey yapmalı diyorsan, sen başla" demiştim kendime seneler önce. işte o "bir şeyler" arasındaydı bu söyleşi. kısmetse yarın gerçekleştireceğiz.  Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi lokalinde. vaktin olursa sen de gel. saat 14 - 17 arası diye planladık. sadece güneş dil kuramını konuşmayacağız. Kaan Hoca'yı bulmuşken romanlarını da soracağız elbette... "pazar pazar evden çıkmam" deme, en azından bu pazar deme.