Ana içeriğe atla

Paris mezarlıkları: Pantheon

Paris mezarlıkları başlıklı ikinci yazım. Aslında Pantheon'a mezarlık demek pek doğru değil. Daha ziyade, anıt mezar. Binanın dışarıdan görüntüsü Roma dönemini ve Washington'daki Capitol Hall'ü hatırlatıyor. Soldaki fotograf Pantheon içerisinde yer alan maketine ait. Binanın içerisindeyken neden maketinin fotografını çektiğimi sorabilirsiniz. Basit ve geçerli bir nedenim var. Dışarıda bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağıyordu ve şemsiyem yoktu. Bu yüzden binanın dıştan fotografını çekemedim. Aslına bakarsanız bu maketin görüntüsü binanın şu anki görüntüsünden daha güzel. Çünkü bir tadilattan geçiriliyor bina. Meşhur sarkaç da yerinde değil mesela. Giriş ücretli ve 7,5 €. Rehberli turlar yapılıyor belli saatlerde. Binanın içerisinde bu rehberli turları bekleyebilirsiniz. Ya da benim gibi yapıp kendiniz gezebilirsiniz. Ücretsiz olarak çeşitli dillerde hazırlanmış broşürler var. Türkçe bu çeşitli diller arasında yok. 
Kilise olarak inşaa edilen kilise, devrimin ardından kararsızlıkla geçen bir dönem yaşamış. Bu dönem içerisinde önce anıt mezar olarak kullanılması kararlaştırılmış, ardından kiliseye çevrilmiş. Bu dönüşümlerin sonrasında nihai karar anıt mezar olması yönünde olmuş. İçerisine girdiğinizde sizi karşılayan dev ebatlı resimler, sütunlu alanlarıyla görkemli bir yapı. Girişe yakın merdivenlerle alt kata indiğinizde ise mezar yerlerine ulaşıyorsunuz. Fransa'nın yetiştirdiği ve birçoğunu tüm dünyanın tanıdığı isimlerin ebedi mekanı durumunda Pantheon. Victor Hugo, Emile Zola ve Jean-Jacques Rousseau, Curie'lerin mezarları binada yer alıyor. 
Marie Curie Nee Sklodowska ve Pierre Curie'nin mezarlarına da ev sahipli yapıyor mekan. 
 Binanın alt katında dar koridorlar var. Koridorlara açılan küçük mezar odaları bulunuyor. Yukarıda koridorlar, aşağıda ise mezar odalarından birisini görebilirsiniz.
 Aşağıdaki fotograf, koridordan mezar odalarından birisinin girişini gösteriyor. Kimi odada tek bir isim konuşmuşken kimisinde birden fazla isim defnedilmiş.  
 Büyük bir boşluk karşılıyor Pantheon'a girenleri. Kubbeden sarkan sarkaç, tadilat nedeniyle yerinden çıkartılmış. Duvarları kaplayan dev tablolarda dini figürler, mekanın asıl yapılış amacına uygun. 

 Bu kadar büyük bir mekanın böyle boş duruyor olması düşündürdü beni. Acaba mekanda çeşitli etkinlikler düzenleniyor mu diye merak ettim. Sonrasında alt kattaki mezarları ve mekanın girişinde sessizlik uyarısını görünce bu saçma fikre nasıl vardığımı sorguladım. Mekan bir anıt mezar, her ne kadar ilk girdiğinizde böyle bir ortam olduğunu fark ettirecek görüntüsü olmasa da. 

 Yukarıdaki fotograf, duvardaki resimlerin birisinin ayrıntısı. Tasvirler çok gerçekçi.
Sarkaç yerinde yok. Ben de Foucault sarkacına dair konulan bilgilendirici tabelanın fotografını çektim. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Televizyon Öldüren Eğlence / Neil Postman

Amerikalı yazar ve medya teorisyeni Neil Postman'ın 1985'te kaleme aldığı ünlü eseri Amusing Ourselves to Death, Osman Akınhay'ın çevirisi ile Ayrıntı yayınlarından çıkmış. İlk baskısı 1994 yılında yapılan kitabın benim okuduğum 2010 yılında yapılan 3. baskısıydı. Geniş kaynakça ve dizini ile birlikte 195 sayfalık kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde televizyona gelinceye kadar iletişim dünyasının geçirdiği evreler ve her yenilik ile günlük yaşamdaki değişiklikler irdeleniyor. İnsanların sadece yakın çevrelerinde olup bitenden haberdar oldukları, şehrin, ülkenin ve dünyanın geri kalanından bihaber oldukları dönemleri hayal etmek bile zor günümüzde. Telgrafın keşfiyle işler değişmiş. 27 Mayıs 1844'te Amerika'da ilk telgraf hattının kurulmasından yalnızca dört yıl sonra Associated Press'in kurulmasıyla "bütün ülkede hiçbir yerden gelmeyen, özel olarak hiç kimseye hitap etmeyen haberler ağır basmaya başladı" (s.80)
Postman, günümüzden 25 yıl önce y…

Net olan tek şey: Netflix değiştirir

Sektör etkinliklerini 2011 yılından bu yana takip eden birisi olarak Netflix'in Türkiye pazarına girişini, uzunca bir süredir bekliyordum. 2013 yılında Londra ve Talin'de takip ettiğim iki sempozyumda da en çok konuşulan konu Netflix'ti. Aslında Netflix ile ilgili ilk yazımı, Avrupa'da esen OTT rüzgarını değerlendirdiğim 2011 yılında yazmışım
2013 yılında, televizyon yapımları için verilen ödülleri toplayan House of Cards da Netflix için üretilen bir içerikti. Belki haber bundan ibaret olsa, televizyon dünyası açısından çok önemli olmayabilir. Sonuçta Digitürk'ün platform kanalı için ürettirdiği Bir Erkek Bir Kadın adlı uyarlama da çok tuttu örneğin. Ancak House of Cards, TV pazarını ve işleyişini kökten sarsıcı özellikler taşıyordu. Öncelikle, yapımcıları dizideki ilişkiler ağının bir pilot bölümde anlatılamayacak kadar karmaşık olduğunu bu yüzden bir sezon için sipariş verilmesini istediler, pilot bölüm olmaksızın. Ülkemizdeki işleyişin ayrıntılarını tam bilmiyo…

Çocuk Davamız 1 / Kazım Karabekir

Ankara'da sahaf denilince pek akla gelmez Küçükesat tarafları. En bilindik mekanlar Kızılay'daki pasajlar olsa da aslında Küçükesat, kitap meraklıları için önemli adresler barındırır. Bu adreslere başka bir yazıda değinmek üzere başlığa döneyim, bir not ekleyerek. Kazım Karabekir, Osmanlı'nın son dönemi ile Cumhuriyet'in ilk yıllarına tanıklık etmiş isimler arasında en çok anı bırakanlardan birisi sanırım. Anıların çokluğu ile 1925 - 1938 arası zorunlu yalnızlığının etkisi büyüktür gibi geliyor bana. Bu durum da ayrı bir yazı konusu olsun...
Çocuk Davamız 1, Emre yayınları'nın Cumhuriyet Tarihi Serisi'nin 9. kitabı olarak yayınlanmış. Bende 2000 yılında yapılan beşinci baskısı var. İlk baskısı ise 1995 yılında. 330 sayfalık kitap sert bir cilde sahip. Kitabın ikincisi de var. Geçenlerde bu Küçükesat civarındaki bir sahaftan Karabekir'in yazdıklarının 10 cildini satın aldım 100 TL karşılığında. Sanırım Yapı Kredi Yayınları bu eserleri yeniden düzenleyerek büy…