Cumartesi, Şubat 01, 2014

asrın vebası: narsisizm illeti / Jean M. Twenge ve W. Ketih Campbell

Kaknüs Yayınları'nın psikoloji serisinden ilk baskısını 2010 yılında yapan ilginç bir çalışma. Türkçeye Özlem Korkmaz tarafından çevrilmiş. Yazarların her ikisi de psikoloji alanında doktora derecesine sahip ve öğretim üyesi olarak çalışıyorlar. Jean Twenge'nin gene Kaknüs Yayınları'ndan çıkmış Ben Nesli adlı bir çalışması varmış. Narsisizm illeti adlı çalışma, bir yerde Ben Nesli çalışmasının devamı niteliğinde.
Kitabın adına bakınca içeriğinin çocuk yetiştirmekle bu kadar ilgili olacağını düşünmemiştim. Facebook ve twitter çağında, herkesin kendisinden ve yaptıklarından bahsettiği bir döneme dair eleştirel tespitler okuyacağımı ummuyordum. Bir dönem her iki sosyal platformun, fazla aktif olmasa bile, üyesi olup sonradan her iki hesabını kapatmış birisi olarak bu eseri okumam gerektiğini düşünmüştüm. Kitabı bitirdiğimde, çocuk yetiştirmeden kişisel disipline birbirinden farklı görünen ancak çok bağlantılı konularda yararlı bilgiler ve öneriler öğrendim.
Kitap Amerika Birleşik Devletleri'nde başlayıp tüm dünyaya hızla yayılan bir salgından bahsediyor. Her şeye hakkı olduğunu düşünen, özel, önemli ve hatta seçilmiş birisi olduğuna inanan insanlar neslinin geldiğini söylüyor. 445 sayfalık çalışmanın 46. sayfasında basitleştirilmiş bir narsistik kişilik envanteri konulmuş. 10 ifadeden oluşan bu envanterde her ifadede size en çok uyanı seçmeniz gerekiyor. Çalışmanın neden bahsedildiğini anlatabilmek adına ifadelerden iki tanesini alıntıladım:
İnsanları yönlendirmek bana kolay geliyor.
İnsanları yönlendirdiğimin farkına varmak hoşuma gitmiyor.
Ben de başkaları gibiyim.
Ben sıra dışı biriyim.
Her ifade grubunda seçiminiz sizin narsistik endeksinizi belirliyor.
O kadar çarpıcı bilgiler var ki kitapta, okudukça bu kadar da olmaz dedim. İşte bir kaç örnek:
  • kız çocuklarının 5 yaşında -hatta daha da erken yaşlarda- seksi görünmeye başlamaları gerektiği düşüncesi, kabul gören genel görüşe dahil olmuş.
  • Haziran 2008'de People dergisi; bıçak altına yatıp göğüs protezleri ile boyun gerdirme ameliyatları için 5500 ile 15.200 dolar harcayan bir posta işçisi, bir asker, bir dişçi asistanı ve bir polis memuruna yer vermiş. Posta işçisi, karın gerdirme ameliyatına kredi kartından %9,9 faizle 7000 dolar ödemiş.
  • Kiliseler insanlara, Tanrı sizi vasat olasınız diye yaratmadı, diye vaazlar veriyormuş. 
  • Çocuklara farklı ve özel oldukları mesajları içeren şarkılar öğretiliyormuş.
Kitabın 17 bölümünün birisi ebebeynliğe ayrılmış. Bu bölümde, çocuk yetiştiren birisi olarak, çok yararlı öneriler buldum. Hatalı davranışlara verilen örnekler gerçekten şaşırtıcıydı. Çocukların söz hakkının olması normal elbette. Ancak onlara her konuda söz hakkı vermek, son dönemin moda çocuk yetiştirme yöntemi. 5 yaşındaki çocuğun ailenin alacağı arabanın markasına karar vermesi pek normal olmasa gerek. Kendi deneyimlerim, böylesi yaklaşımların çocukları mutlu etmediği yönünde. Çocuklar, belli sınırlamaların olduğu bir hayatı istiyor ve kendilerini daha rahat hissediyorlar. Aşırı övülen çocuklar, yeni yaklaşımın başka bir hatası. Başarısızlığı tatmayan, dikensiz gül bahçesinde yetişen bir nesil var artık. Gerçek hayatta mutsuz bireyler olmalarına şaşmamak gerek. Kitaptan bir alıntıyla;
Küçük bir çocuğa, "...ister misin?" sorusunu idareli kullanın. Anne babalar, çocuğun aslında seçme şansı olmadığı zamanlarda sık sık bu soruyu sorarlar. Jean, havaalanında üç yaşındaki çocuğuna, "Uçakla uçmak ister misin?" diye soran bir baba gördü. İstese de istemese de çocuğun uçağa binmesi kuvvetle muhtemeldi. Çocuğun seçme şansı olduğu zamanlarda bile, bu soru çocuğa kesin bir sorumluluk yükler. Eğer siz, anne baba olarak, parka gitmeye karar vermişseniz, "Parka gitmek ister misin?" demek yerine, çocuğunuzun parka gitme havasında olup olmadığını ölçmek size kalmıştır. Çocuk tam olarak ne istediğini bilemeyebilir kişinin bir aktiviteyi gelecekte isteyip istemeyeceğini tahmin etmesi, çoğu yetişkin için bile zordur. s.132
Kitaba yönelik tek eleştirim narsisizm illeti olarak ifade edilen durumun yaşadığımız ekonomik düzenin bir sonucu olduğunun ve çözümün de bu sistemin değiştirilmesinde yattığının gözardı edilmesi. Bireysel rekabetin ön plana çıkartıldığı ve övüldüğü, tüketimin tüm araçlarla pompalandığı ve hatta çarkın dönebilmesi için zorunlu olduğu bir düzende insanların bu hale gelmesine şaşmamak gerek. Günümüz dünyasında tükettiğin kadar ve tükettiğin sürece varsın. Tüketirken, bir yerde kendini de tüketiyor olsan da...

4 yorum:

Emek Tansel dedi ki...

Telefonda kitaptan söz edince, merak edip hemen blog yazını okudum Özgür. Tanıtım yazısının özellikle son paragrafı çok vurucu: Tükettiğin sürece, tükettiğin kadar TÜKENİYORSUN!
Kitabı hemen edinmeyi düşünüyorum. Sağol...

Sadece Ozgur dedi ki...

dediğim gibi bu vurgu kitapta eksik kalan yan. Gerçi yazarların ülkesine bakınca böylesine sistemsel bir eleştiri beklemek fazla belki de.
gene de hem çocuk yetiştiren, hem kendini tanımaya çalışanlara hararetle tavsiye ederim.

Burcak cinar seren dedi ki...

E burada "Begen" tusu yok! Bu cumlede sakli 75 mesaji bulunuz :)"Ben Nesli" okunacak kitaplarim arasinda siradaydi. Ondan sonra da bunu okuyayim. Tesekkurler Ozgur.

sadeceozgur dedi ki...

Çocuğu olanlara özellikle öneririm. Bir de ilgisiz olacak ama Aşk Hastalığı isimli bir roman vardır Levent Mete'nin. Bugüne kadar okuduğum en sarsıcı aşk romanı...