Cuma, Temmuz 12, 2013

Şarkını Söylediğin Zaman / İnci ARAL

Blogger'ın bir azizliği sonucu, aşağıda okuduğunuz eski bir yazıma ulaşmak mümkün olmuyor. Ne yaptıysam sorunu gideremedim. Çok sevdiğim bir yazım olmasa, üzerinde durmayacaktım. Bulduğum tek çare, yazıyı yeni tarihle yeniden yayınlamak.
Şarkını Söylediğin Zaman'ı okurken bir yerlerde Albinoni'nin Adagio'su çalsın. Romanın müziği ile Adagio birbirine karışsın. Elinize aldığınızda bırakamayacağınız bu aşk romanı, sizi alsın götürsün...
Şarkını Söylediğin Zaman, İnci Aral'ın Nisan 2011 tarihinde yayınlanmış son,  Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkan ilk romanı. Yazarın daha önce başka yayınevlerinden yayınlanmış eserleri, Kırmızı Kedi baskısıyla yeniden raflarda yerini almış/alacak. Aral'dan okuduğum sekizinci eser Şarkını Söylediğin Zaman. Son olarak Ağda Zamanı adlı öykü kitabını okumuştum. Yeni Yalan Zamanlar üçlemesinin ilk romanı Yeşil, şimdiye kadar okuduğum Aral eserleri arasında tartışmasız birinciliğini koruyor. Unutmak, başlıklı nehir söyleşisinde yazar için de Yeşil'in yerinin ayrı olduğunu okumak mutlu etmişti beni.
Son romana gelirsek, idefix sayesinde adıma imzalı bir roman edinip iki günde bitirdim. Aral 8 nisanda imzalamış, idefix 9 nisanda elime ulaştırdı, 10 nisanda okumayı bitirdim. 11 nisanda esere ilişkin düşüncelerimi sizlerle paylaşıyorum. Öncelikle Kırmızı Kedi, romanının ilk baskısını 50.000 adet yaparak çok satacağına yönelik beklentisini belli etmiş. Kendi adıma korkutucu bir beklenti belirtisi oldu bu durum. Aral'ın en sevdiğim eserinin en az satan eseri olduğunu hatırlayınca korkum arttı. Romanı okumaya başlayınca, ilk sayfalarda Ankara'da geçen bir romanın heyecanını hissettim. Bildiğim mekanlar, bildiğim semtler. Tıpkı Behzat Ç.'yi izlerken aldığım keyif gibi. 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirenler hakkında davaların açılmaya başlandığı bir dönemde o dönemin insanlar üzerindeki etkilerini ana konusu yapan bir roman Şarkını Söylediğin Zaman. 2008 sonlarında Ankara'da geçen ana konu, geri dönüşler, hatıra defterleri ile farklı kişilerin ağzından farklı bakış açılarıyla anlatılan anılarla destekleniyor. Bu tarz, hep etkilemiştir beni. Farklı kişilerden aynı olayları yazmak beceri isteyen bir iş. Aral, daha önceki romanlarının kimilerinde de kullandığı bu teknikte ustalaşmış.
Aşk, hesapsız bir durum. Hesaplayarak, ölçüp biçerek yaşanacak bir durum değil. Artık evlenmeliyim diye ortaya düşüp evlenebilir insan, ama aşık olamaz. Kendi seçimimiz değildir aşık olma durumu. Kendiliğinden gelişir. Bu duruma direnebilir insan. Ya da sonuna kadar gider. Bu düşüncelerimi neden yazdığımı, romanı okumayanları düşünerek açıklamayacağım. Sadece şu kadarını söyleyeyim ki romanın sonunu beğenmeyenler, aşkın hesapsız bir durum olduğunu hatırlasın. Elbette direnme, sonuna kadar yaşama tercihi konusunda eleştiri hakkı saklıdır.
Romanla ilgili gelecek eleştirilerin önemli bir bölümünün karakterlerin 12 eylül öncesi ve sonrası yaşamlarına ilişkin olacağını düşünüyorum. Eylemlere katılma konusunda istekli 'devrimci' kadının 12 eylül sonrası ile eylemlere uzak kalan, derslerine ve okullarına öncelik veren, 'evrimci' erkeğin 12 eylül sonrası durumları tartışılacaktır. Roman, biraz acale bitirilmiş gibi geldi bana. Özellikle 12 eylül öncesi, sonrasına ilişkin farklı karakterler eklenerek dönem anlatımı zenginleştirilebilirdi. 2008'lerdeki hayata ilişkin de birşeyler eklenebilirdi. TRT'de çalışanların yaşadığı baskılara iki yerde değinilmiş. Ama bu değinmeleri destekleyen başka satırlar yer almayınca, havada kalmış tespitler. 1980 sonrası 'tövbe edip' serbest piyasa tapınıcısı olanlara ilişkin bir iki gönderme de havada gene. Romanın baş karakterlerinden Cihan'ın yaşadığı dönüşümün üzerinde de durulmamış. Gene romanı okumayanları düşünerek ayrıntılarına girmeden, 1980 sonrası durmuş - oturmuş olgun insana nasıl ulaştı Cihan bilemiyoruz.

Hiç yorum yok: