Çarşamba, Haziran 05, 2013

TV yayıncılığında değişen iş modelleri - 1

Başlık fazlasıyla iddialı. Umarım yazacaklarım, bu iddialı başlığın altını doldurmaya yeter. Herşeyden önce yazacaklarımın sadece beni bağlayacağını, çalışmakta olduğum kurumla hiç bir ilgisi olmadığını, burada paylaştığım hiç bir görüş ve bilginin çalışmakta olduğum kurumdan elde edilmediğini belirteyim. 
Değişen modelden bahsetmeden önce mevcut modeli anlamaya çalışalım. Karşımızda temelde iki taraf var. Birisi yapımcılar, diğeri izleyiciler. Bunu üretici / tüketici diye de düşünebiliriz. Model değişikliği büyük ölçüde yapımcılar tarafında yaşanıyor / yaşanacak. Ancak tüketici tarafında da bir takım dönüşümler yaşanıyor, bunlara da aşağıda değinmeye çalışacağım. Öncelikle yapımcılar tarafına bakalım:
  • İzleyiciler temelde iki farklı tipte yayın tüketmektedir: canlı ve bant. Haberler, canlı tartışma programları, canlı spor karşılaşmaları gibi içerikler eş anlı olarak yayınlanırken; diziler, filmler, yarışma programları, belgeseller bant yayını olarak sunulur. Bu iki yayın türünün en önemli farklı bant yayınların önceden hazırlanmış olmasıdır. Yani bant yayınlar için bir "yapımcı" gerekmektedir. Canlı yayın için de prodüksiyon ekibi, canlı yayın aracı, yayını izleyiciye ulaştıran up-link aracı vb hizmetler sunulmaktadır elbette. Ancak bant yayında olduğu gibi zamana yayılmış bir üretim süreci söz konusu değildir. 
  • TV kanalı, hazırladığı yayın akışında (24 saatin, ya da yayında olduğu saat diliminin) hangi dakika ne yayınlayacağını belirler. Günümüzde çoğu TV kanalının akışının %50'den fazlası bant yayınlardan oluşmaktadır. 
  • Canlı yayınlar için TV kanalları özel anlaşmalar yapsa bile bu içeriği büyük oranda kendi olanaklarıyla üretir. Bant yayınlar ise büyük oranda dışarıdan satın alınır. Diziler, filmler, yarışmalar gibi içerikleri üreten ayrı prodüksiyon şirketleri vardır. 
  • Mevcut iş modelinde TV kanalları, hazırladıkları yayın akışlarının aralarına, RTÜK'ün 6112 sayılı yasa ve ilgili yönetmeliklerinde belirlediği koşullar çerçevesinde, reklam alırlar. Mevcut iş modelinde TV kanalının en büyük gelirini reklamlardan sağlar. 
  • Reklam geliri elde edebilmek için TV kanalının izlenmesi gerekir. Bunun ilk koşulu yayının izleyiciye ulaştırılmasıdır. TV yayını izleyiciye üç farklı yolla ulaştırılır: Uydu, karasal, kablo. Zaten RTÜK'ün yönetmeliklerine bakarsanız bu üç yöntem için ayrı ayrı düzenlemeler olduğunu görürsünüz. IPTV, kablo olarak değerlendirilmektedir. Uydu ve karasal ortamlar ücretsiz erişime olanak sağlayabilirken, kablo abonelik gerektiren bir altyapı sunar.  İzleyiciye ücretsiz sunulan uydu ve karasal yayınlar Free To Air (FTA) olarak adlandırılır.

  • İzleyiciye erişmek için kullanılan yöntemleri tür olarak üçe ayırabileceğimiz gibi ücretli veya ücretsiz olarak da ikiye ayırabiliriz. Premium content olarak adlandırılan kıymetli içeriklere sahip yayıncılar, bu içeriği sadece yayını sırasında alacakları reklamla yayınlamak istemez. İçerik o kadar kıymetlidir ki izleyici, bu içeriğe erişmek için ek para ödemeye razıdır. Para vermeye hazır izleyici varsa, yayıncı bu parayı tahsil eder elbette. Bu içerik kimi zaman futbol maçları yayın hakkı olur, kimi zaman vizyondan yeni inmiş filmler olur, kimi zaman yetişkinlere yönelik filmler olur. Ülkemizde mevcut yasal çerçeve düşünüldüğünde son kategori pek olanaklı değildir.
  • Demek ki TV kanalı, kendi oluşturduğu / ürettiği ya da prodüksiyon şirketinden satın aldığı içeriklerden hazırladığı yayın akışını izleyicisine ulaştırarak aralara koyduğu reklamlarla çevirdiği bir işe sahip. 
Şimdi bu noktada duralım ve para nereden gelip kimler arasında dağılıyor ona bakalım. Yazının en başında belirttiğim gibi yazdıklarım sadece beni bağlamaktadır:
  • TV kanalı reklamlardan gelir elde ediyor. Bu gelirin bir bölümünü içeriği hazırlayan prodüksiyon şirketine aktarıyor. 
  • Prodüksiyon şirketi, hazırladığı dizi/film/yarışma programını TV kanalına pazarlıyor. Kanalla yaptığı anlaşmanın içeriğine göre bir gelir (sabit ya da reklam payına bağlı olarak değişen) elde ediyor.
  • Platformlar (uydu, kablo) beğenilen içeriklere sahip kanalları abonelerine paket olarak sunuyor ve hem abonelerinden hem platformda yer almak isteyen TV kanallarından gelir elde ediyor. Paranın bir bölümünü hizmetin devamlılığını sağlamak için kullanıyor. 
  • Eğer TV kanalı, çok izlenen ve/veya prestijli içeriğe sahip (BBC/CNN/National Geographic gibi) bir kanalsa platformlarda yayınının yer alması için para alıyor. Yani platform kanala ücret ödüyor.
  • İzleyici ister FTA yayınları alıp herhangi bir ücret ödemiyor. İsterse platformlardan yayın alıp abonelik ücreti ödüyor.
Yazı fazla uzadı. Başlık, değişen iş modelleriydi. Ancak mevcut modeli anlatmak tahminimden uzun sürdü. Değişen modeli bir başka yazıya bırakıp bu konuyu bir yazı dizisi haline getirmek en iyi fikir galiba...
Bir sonraki yazıda yeni medya bu iş modelini nasıl etkiliyor onu tartışacağım...
Bu arada yazıdaki fotografları geçtiğimiz hafta Londra'da çektim. Kentin merkezinde, Big Ben saat kulesi ile Parlamento binasının hemen yanı başında St. James's parkından. Ne garip, orada kimse bu kentin merkezinde kalmış parkları AVM, Kent Müzesi vs yapmayı düşünmüyor. Belki Kraliyet Parkı olmasındandır. Doğru ya tabii ondandır, orada kraliyet var, bizde demokrasi.

2 yorum:

01 dedi ki...

batı avrupa "izleme lisansı" adında bir sistem kullanıyor. bbc bunlardan biri. aylık veya yıllık bir defa ödeme yapıyorsun, uydu, kablo, internet ve karasal yayın olmak üzere mümkün olan tüm kaynakları tek lisansla izleyebiliyorsun. elektrik su internet gibi insanların hayatına otomatik olarak giren birşey bu.

SADECEOZGUR dedi ki...

aslında yazıda bahsetmeyi unuttum elbette. TV kanalı derken, tecimsel (ticari) kanallardan bahsediyorum. Yoksa Public Service Broadcaster (Kamu Hizmeti Yayıncısı - Kamu Yayıncısı) ülkemizde de bütçe dışı bir kaynakla (elektrik gelirleri) fonlanıyor. Hatta daha ileri gidip BBC'nin tecimsel kanallarla reklam pazarına da girmediği bilgisini de vereyim. BBC World'deki reklamları ayrı tutarak...