Çarşamba, Haziran 19, 2013

Ten Yükü, Attila Şenkon

Zaman, sahip olduğumuz en önemli kısıtlı kaynaktır. Bu kısıtlı kaynağı en verimli kullanmak için yıl başından bu yana televizyon izlemeyi hayatımdan çıkarttım. Onun çaldığı zamanda kitap okuyorum. Kitap seçimi, bence çok önemli ve bir o kadar da zor bir süreç. Aynı yazarların farklı kitaplar okumak, farklı yazarlardan aynı tür kitaplar okumak, Türkçe yazanları, çevirileri, tercih etmek olasılıklar arasında. Ben, elimden geldiğince farklı bakış açılarına sahip kalemleri okumaya çalışıyorum. Bunu yapabilmek için aylık iki dergi takip ediyorum: Mesele ve Express. Mesele, Agora kitaplığının dergisi. Express ise bir edebiyat dergisi değil, ancak gerek tanıtıcı yazılar / söyleşiler gerekse ilanlar ile bana yol gösteriyor. Bu iki kaynağa ek olarak beğenisine güvendiğim arkadaşlarımın önerilerini dikkate alıyorum. İdefix ve Cumhuriyet Kitap önerilerine de önem veriyorum. Elbette kitapçı ve sahaf dolaşmalarının payını unutmamak gerekli. 
Bu uzun ve belki de gereksiz girişten sonra gelelim Şenkon'dan okuduğum ilk kitaba. Ten Yükü, adını kitaba da veren bir öykü. Kitabın ön kapağında öykülerden oluştuğu belirtilmiş. Arka kapağını, kitabı bitirdikten sonra okuyanlardanım. Arka kapağı okuyana dek, iyi de bu öyküleri birbirine bağlayan öğeler var. Sanki bir roman taslağı. Ara bağlantılar ve ayrıntılarla desteklense işte sana roman demiştim. Doğru tespitte bulunduğumu Şenkon'un arka kapak yazısını okuyunca anladım. Önce Ten Yükü yazılmış. Ardından diğer öyküler. 90 sayfadan kısa bu derli toplu öykü kitabı ortaya çıkmış sonunda. Yapboz parçaları gibi öyküler. Her birini bütüne bağlayan öğeler taşıyor. 
Şenkon'dan okuduğum ilk kitap, sonuncusu olmayacak. Tarzını ve dilini çok beğendim. Yenilikleri, kendisini yoran / düşündüren metinleri / kurguları sevenlere mutlaka öneririm. Klasik öykülerden, romanlardan hoşlanıyorsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz benden söylemesi.

Hiç yorum yok: