Ana içeriğe atla

Sayısal karasal televizyona dair aklıma gelenler

Elektronik marketlere gittiğimde televizyon satılan bölümleri ziyaret ediyorum. Bu günlerde Samsung satanlara sorduğum ilk soru DVB-T2 deneme yayınlarını izleyip izlemedikleri oluyor. F serisi Samsung televizyonlar DVB-T2 dahili alıcıya sahipler.  Ne yazık ki, halen DVB-T2'nin ne olduğunu bilmeyenler çoğunlukta. 
Bu bilgi eksikliğinin sebebi çok elbette: Elektronik marketlerin üst yönetimleri, satılan ürünlerin Türkiye temsilcileri, radyo ve televizyon dünyasında çalışan sivil toplum kuruluşları ve tabii listenin başında düzenleyici ve denetleyici kuruluş. Katıldığım panellerde, oturumlarda rastladığım üst yöneticilerine de söyledim: 

Sayısal karasal televizyon yayınının ülkemizde başarılı olması, halkın bilgilendirilmesine bağlıdır. 
  • Uydunun, hatta daha doğru ifadesiyle FTA uydunun, bu kadar fazla pazar payına sahip olduğu başka bir Avrupa ülkesi yok. 
  • Pay TV, abonelik ile izlenebilen platformlar, tekliflerinin bu kadar sınırlı olduğu başka bir Avrupa ülkesi yok. Hepi topu 2 (iki) DTH (Direct To Home), bir adet sayısal kablo ve bir adet IPTV hizmeti var. 
  • Konya büyüklüğünde toprağı olan İsviçre'de 200'ün üzerinde kablo operatörü hizmet veriyor. Romanya, Bulgaristan, Macaristan gibi orta ve doğu Avrupa ülkelerinde izleyicilerin bir çok alternatifi var. 
  • Orta ve doğu Avrupa ile ülkemizin televizyon piyasasındaki farklılıklar tez konusu olacak kadar dikkat çekici. 
  • Uydu yayınlarının bu kadar yaygın olduğu ülkemizde sayısal karasalın kendisine bir yer bulabilmesi için mutlaka ama mutlaka sağlam teklifler sunulması gerekiyor.
  • Hibrit (melez) kutu, bu tekliflerin olmazsa olmazı. 
  • FTA kanalların T2 üzerinden, diğer sunulanların (T2 üzerinde olmayan içerikler, kanallar, VoD, catch-up TV, etkileşim...) IP üzerinden verileceği özel kutuların ülkemizde çok tutulacağına eminim.
  • Krakow'da konuştuğum kutu üreticileri (ki aralarında PACE gibi önemli oyuncular da vardı) Türkiye piyasasına girmeye can atıyor. 18 milyon haneden bahsedilince bunun %30'una bile ulaşmak anlamlı bir pazarı müjdeliyor. 
  • Özellikle DVB-T şebekesini kurmuş ve belli bir doygunluğa ulaşmış batı Avrupa'da başka iş çıkmayacağını gören kutu üreticileri gözünü Rusya'ya, bize ve T2 şebekesini kuracak diğer ülkelere çevirmiş durumda. 
  • Bu noktada pazara doğru zamanda doğru ürünü sunan kazanacaktır. 
  • Önemli olan pazarın ihtiyacını doğru analiz edip, teklifi uygun fiyatlandırmak ve hizmet kalitesini yüksek tutmaktır. İzleyici, Elektronik Program Rehberinde seçtiği kanalın T2 üzerinden mi IP üzerinden mi geldiğini önemsemeyecektir. İzleyici için önemli olan izlemek istediği içeriğe ulaşmaktır. 
Hibrit kutu ile sunulacak hizmetin, iş modeli ayrıntılarına bu blog üzerinde girmenin pek gereği yok sanırım. İşin ayrıntılarını tartışmak gerekli, ki o bu blogda amaçladığımın ötesine geçmek olacaktır. Eminim, bu sektöre yatırım yapmaya karar veren gruplar, yatırımcılar doğru kişilere doğru analizler yaptıracaktır zaten. Ya da yaptırmalı. Yapılacak hatalı seçimlerden geri dönmek kolay olmayacaktır. 
Konu ile ilgili yazacak, söyleyecek şey çok belki ancak hem yazı çok uzadı hem yaz yaz bir şey olmayınca insanın şevki kırılıyor. Umarım ilerleyen günlerde televizyon ekranlarında dönmeye başlayan kamu spotlarından, gazetelerde DVB-T2'yi anlatan haberlerden/reklamlardan, elektronik marketlerde DVB-T2 dahili alıcılı televizyonlardan ve DVB-T2 kutularından bahseden yazılar yazarım. 
Kasım 2013'e (Ankara'da DVB-T2 yayınlarının başlamasına) bir kaç ay, Mart 2015'e (Türkiye'de analog karasal televizyon yayınlarının kapatılmasına) bir kaç yıl kaldı. Zaman durmuyor, aksine hızlanıyor. 
Fotograf, Avrupa Merkez Bankası'nın Frankfurt'taki merkezinin önünden. Yazıyla ne ilgisi var demeyin. Günün sonunda hepimiz bu simgenin gösterdiği şey, para, için çalışıyoruz. 

Yorumlar

Çağatayhan Çolakoğlu dedi ki…
Bilgilendirici bir yazı teşekkürler. Benim merak ettiğim bir konu, DVB-T2 için alıcı antenler nasıl olacak, özel bir anteni var mı? Apartmantlarda altyapısal olarak ne boyutta bir değişikliğe ihtiyaç var? TV'lerin
yayın için takvimi nedir?

Selamlar
Çağatay
SADECEOZGUR dedi ki…
seçilen parametrelere göre büyük kent merkezlerinde eviçi mobil alış olanaklı olacak. biz laboratuarımızda bir ucu kırık çubuk antenle yayını alabiliyoruz. bildiğimiz televizyon üzerine konulan çubuk anten, büyük kentlerin merkezlerinde yeterli olacak. diğer yerleşim birimlerinde çatı anteni gerekecek.
Bu anlamda apartmanlarda bir değişikliğe ihtiyaç olmayacak gibi görünüyor.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğenin…

Kabak kayığı

Mutfak konusunda bir iddiam yok. Yemek tarifleri için bu kadar çok sayfa varken, bir iddiam olması anlamsız olur zaten. Sayfamda tariflere yer vermemin sebebi, ileride bu tarifleri okurken, onları yaptığım zamanı hatırlamak. Anıları kalıcılaştırmak bir yerde. Birbirine bağlı üç tarif, bana ileride bu cumartesi sabahını hatırlatacak. Belki sizlere de faydası dokunur. Fazla uzattım gene. Buyurun ilk tarife: baba kıyağı, kabak kayığı Öncelikle malzemeleri sıralayayım: KabakMantarBezelyeKırmızı biber (kapya)Domates (püresi veya salçası da olur. salça kullanırsanız tuz atmayın)Sert peynir (keçi peyniri, hellim olabilir)Soğan, sarımsakZeytinyağıKarabiber, tuz kabakları hazırlıyoruz
iç hazırlama
kabaklar hazır
Yapılışı hem keyifli hem kolay. Kabakları yıkayıp soymakla işe başlıyoruz. Hemen ardından kabakları ikiye ayırıp, iki yarımın ortalarını boşaltıyoruz. (Kabak içlerini sakın ola atmayasınız. Onlar bir sonraki tarifte kullanılacak.) Bu iş için tatlı kaşığı ile bıçak kullanabilirsiniz. Kayık ş…

Körfezin incisi Küçükkuyu'da: Baykuş Bar

Küçükkuyu Belediyesi'nin sloganı "Ege'nin başladığı yer". Edremit Körfezi'nin en batı ucu Küçükkuyu. Bu şirin belediyelik, Çanakkale'nin güney doğu sınırını da oluşturuyor. Mıhlı çayını Edremit yönüne doğru geçtiğinizde artık Altınoluk'a, ki kendisi Balıkesir'e bağlı, girmiş oluyorsunuz. 
Baykuş Bar, 2013 yılı yazının ortasında açıldı. İnşaatını gün gün izledik. Temmuz ve ağustos, Küçükkuyu'nun en dolu olduğu aylar. Baykuş, 2013 ağustosunun ortasında açıldı. Zaman zaman oturduğumuz ve güzel müzik çalan farklı mekanın sahibi Semih Göksel ile bir söyleşi gerçekleştirdim. Semih Abi, Ankara kaçkını. Söyleşide yer alan fotografları da kendisi gönderdi. Peynir tabağı fotografı bana ait sadece. Karşınızda Baykuş Bar. 
Herkese iyi pazarlar. Bir önemli not, kıymetli sosyal medya takipçilerime. Evet, ülkede bunlar yaşanırken ben bunlarla uğraşıyorum. En azından bir şeyler uğraşıyorum. Siz, size gelenleri yeniden yayınlamak dışında ne yapıyorsunuz? Gönderdiğin…

Gaziantep'i Ankara'ya taşımak: Beyran Entep Mutfağı Yıldız'da

Gaziantep, Zeugma müzesi, kalesi, çarşısı kadar mutfağıyla da ünlü bir kent. Tatlıları, kebapları, beyran, yuvarlama ve elbette lahmacunu çok özel. Ne mutlu ki artık bu özel tatları denemek için Antep'e kadar gitmenize gerek yok. Ankara'daysanız Yıldız'a gitmeniz yeterli. 
Turan Güneş Bulvarı'nın paraleli olan cadde üzerinde, Hollanda elçiliğinin önünden geçip Çankaya yönünde aşağı doğru ilerlerken sol tarafınızda göreceksiniz Beyran - Entep Mutfağı adlı mekanı. 
Fazla çeşitli olmayan bir menüsü var. Odun ateşli taş fırında pişen lahmacunu Ankara'nın ne lezzetli Antep usulü lahmacunu. Malum, sarımsak da katılıyor içine Antep usulünün. Ancak Beyran'daki lahmacunu öne çıkartan sadece sarımsak değil, hamurun inceliği ve çıtırlığı. 
Beyran, et suyu, sarımsak ve pirinç ile hazırlanan bir çorba. İçerisinde et de var. Antep'te harlı yanan ocağın üzerinden pense ile tutularak indirilip, olanca sıcaklığı ile servis ediliyordu. Beyran'da da aynı usül geçerli. Pense …

yola girmek, yolda kalmak, aşkla kalmak

Aşk konusunda yazmaya başladıkça "yol" ve "aşk" kelimelerinin anlamı farklılaştı. Eskiden yol, bir yere ulaşmak için çıkan bir durum iken, artık hayatın kendisi haline geldi. Aslında "iki kapılı han"a girdiğimizden bu yana yaptığımız, "yolda olmak". Ama önemli olan "doğru yolu" "sırat-ı müstakim"i bulmak ve ondan ayrılmamak. 
Yazıldığı kadar kolay bir iş değil, doğru yolu, orta yolu bulmak. Bulduğunu düşündüğü bu yolda kalmak da ayrıca zor. Yoldan çıkartmak için, nefis başta olmak üzere, fırsat kollayanlar çok. Bence, burada kıymetli olan, hayatın içinde ve yolda kalmayı başarmak. Kelâm'ın öğüdü de bu yönde, anlayabildiğim kadarıyla. Hayatın dışına çıkıp, inzivaya çekilip, emir ve yasaklara uymaya gayret tasvip edilmiyor. Dediğim gibi, anladığım kadarıyla. Doğrusunu mutlaka O bilir.
Aşkla kalmak da bu anlamda önemli. Hayatımızın merkezine ilahî aşkı koyup onunla yaşamamız, her daim uyanık kalıp, doğru yoldan sapmamak için m…

Paşaların Hesaplaşması / Kazım Karabekir

Zeyrekli Kazım Bey ya da soyadı kanunu ardından Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşı ve sonrasında en önemli figürlerden birisidir. Bizlere okutulan tarih kitaplarında bu önemi pek anlaşılmaz. Zaten bizlere okutulan tarih kitaplarında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden neredeyse hiç bahsedilmez. Ülkeyi Vahdettin ve Damat Ferit birlikte batırmış, Mustafa Kemal de kurtarmıştır. Ne 1908'den ne 1876'dan ne bunların 1923'e etkilerinden söz edilir. Neyse, bu konuda daha yazacak çok şey var, ama öncelikle okumak ve "bilgi sahibi olmak" gerek. "Fikir sahipliği" sonra... Gelelim bu önemli çalışmaya. Öncelikle Paşaların Hesaplaşması, kitabın tam adı değil. "İstiklâl Harbine Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik?" Paşaların Hesaplaşması'nın hemen altında yer alıyor. Kurtuluş Savaşı dönemine dair Karabekir anıları için ilginç bir başlık değil mi? Kitabı yayına hazırlayan Prof. Faruk Özerengin ve basan Emre Yayınları. İlk baskısı 1991 yılında yapı…

Cölanj / Taylan Kara

Taylan Kara'nın 160 sayfalık eseri Hayal Yayıncılık'tan Ağustos 2008'de çıkmış. Farklı bir eser Cölanj. Yayınevi roman olarak sınıflandırmış. Edebiyat ile bilgim fazla olmasa da ilgimden ötürü novella olarak sınıflandırmanın daha doğru olduğunu düşündüm okuduktan sonra. Sınıflandırmanın ne önemi var bilemiyorum.
Kitabının adının ne anlama geldiğini merak etmiş olabilirsiniz. eserin son sayfasından bir alıntı ile merakınızı gidereyim ya da arttırayım: "Cölanj, kanalizasyona ve gezegene karışan her şeyin ortak adı...Cennetlerinin Özel Labirentlerinde Alçaklaşanların Nostaljik Jestleri...Cellatlarının Öğretileriyle Laboratuvarlarda Alıklaşan Nadide Jenerasyon...Cesetleşmeden Önce Lağımdan akan Neslimizin Jeneriği...Cölanj, çok uzun süredir bir uygarlık durumu..." s. 160Evli ve bir çocuklu, beyaz yakalı, İstanbul'da yaşayan kahramanın, Ali'nin "hayatından bir kesit" diyebiliriz eserin konusu için. Elbette bu çok yüzeysel bir tarif olur. "Hayatınd…

İkiz bebekle tatile çıkacaklara öneriler

Blog sayfamdaki yazıları belli kategorilere göre ayırıp etiketliyorum. Yazacaklarımın etiketlenebilecek şeyler olmasına özen gösteriyorum. Kısacası her aklıma geleni bloga yazmıyorum. Bugün canım sıkıldı, bari canımın sıkıldığını tüm dünya duysun demiyorum. Biraz bu nedenle, biraz yazarın anonimliğini korumasını sağlama kaygısıyla özel hayatıma ilişkin paylaşımları sınırlı tuttum bu güne kadar. Bu yazı yukarıda anlattıklarımla çelişse bile tatile çıkmadan önce yaptığım internet aramalarında işe yarar çok az bilgi bulabildiğim için ikiz bebek sahiplerine deneyimlerimi aktarayım istedim. Bu yazı ile birlikte yeni bir etiket bloga merhaba diyor: İkiz büyütmek. Bu etiket altında, çok sık olmamakla birlikte, ikiz büyütürken yaşadıklarımı paylaşacağım.

gel gör beni

Aşk ile yanmaya başlayınca, "normal" olmak zor, hatta sanırım olanaksız. Yunus Emre'nin çok bilinen ilahisinde bu "normal"den uzaklaşmış hâl anlatılıyor. Her yazıda olduğu gibi, ilahinin tümünü sona sakladım.
Dünyevî aşkta da bir "normal"den uzaklaşma görülür. Elbette buradaki esriklik, ilahî aşktaki gibi değildir. Zaten, hep yazdığım gibi, dünyevî aşk, ilahî aşkın bir eskizi, taslağı sadece. Sevdicekte görüp etkilendiklerimiz ile O'nunla bir olma gayesini kıyaslamak bile anlamsız. 
Aşkın normalden uzaklaşmak olduğu tespiti, edebiyatta da işlenmiş yıllar boyunca. Bugüne kadar okuduklarım arasında en vurucu olanı ise Psikiyatrist Doktor Levent Mete tarafından yazılan Aşk Hastalığı adlı roman. O esriklik halini o kadar iyi tanımlamış ki, okurken iliklerime kadar hissettiğimi hatırlıyorum.
Dünyevî aşk, bence, karşı konulamaz bir arzu ve bir arada olma isteğiyle birlikte başlıyor. Bir an bile yanından ayrılmaya katlanamama, elini elinden, gözünü gözünden…

Affiliate Programları

Pazarlama konusunda çalışanlar başlığın neyi ifade ettiğini bilirler. Bu alan dışında çalışanlar ise bilmeden kullanırlar "affiliate" programlarını. Sık gittiğiniz markette size verilen bir üyelik kartı ile size özel indirimler sağlanması bir örneğidir bu uygulamanın. Başka bir çok örneği verilebilir. Mesela üyesi olduğunuz dernek, tutup çeşitli kurum ve kuruluşlarla masaya oturup üyelerine avantajlar sunulmasını talep edebilir. Böylece bu derneğe üyeliğinizin maddi bir faydasını görüp dernekle aranızdaki gönüllü ilişkiyi maddi çıkarla sağlamlaştırmış olursunuz. Mezunlar dernekleri, kulüpler, köy dernekleri bu tip anlaşmalar yaparak hem üyeliği cazip hale getirmeye çalışırlar hem de mevcut üyelerinin maddi çıkar elde etmesiyle derneğe daha bir şevkle geleceklerini düşünürler.  Buraya kadar, herşeyi metalaştıran ve metalaştırdıkça da değersizleştiren kapitalizmin bir uygulaması / aldatmacası olarak görüp sessiz kalınabilir uygulamalara. Hatta, madem düzenin içindeyiz o zaman u…