Cuma, Kasım 09, 2012

Taş ve Ten, İnci Aral

Bir türlü başlayamadığım bir yazı oldu. Oysa okurken kafamda kurgulamaya başlamıştım yazacaklarımı. Sanırım kitaptan alıntıları yeniden okumak engel oldu yazıya başlamama. Alıntılar kopuk kopuk, romanın içinden cımbızla çekilmiş cümleler gibi . Böyle yapmak doğru değil belki ama gene de paylaşmak istiyorum:


"...şu ana kadar hayatta umduğumdan daha azını başarabilmekten hoşnut değilim..." s.40


"...Bu yüzden elindekiyle yetiniyorsun. Sonra bir gün orta yaşa varıyorsun ve açabileceğin kapıların hiçbirini açmamış olduğunu fark ediyorsun. Yani bir sabah içinde bir yoksunlukla, unuttuğunu sandığın ama yalnızca uykuya bırakmış olduğunu fark ettiğin bir yığın özlemle uyanıyorsun ve..." s.88


İlişkileri kadın gözünden en iyi anlatan yazarlardan birisi İnci Aral. Epsilon Yayınları'ndan Ocak 2005'te ilk baskısını yapan 230 sayfalık Taş ve Ten'de kahramanımız  üniversitede profesör olarak görev yapan heykeltraş ve ressam, Alman anne ile Türk babanın iki kızından biri olan Ulya. Roman, Ulya'nın sergisinin açılışı için davetli olduğu Hamburg'da geçirdiği dört güne odaklanıyor. Geriye dönüşlerle Ulya'nın 50 yıllık hayatını etkileyen diğer karakterleri tanıyoruz. Tüm romanı Ulya'nın bakış açısından ve sesinden okuyoruz.


"Puslanmış bir geçmişle, olmayan bir geleceğin arasındaki bu tedirgin bekleyiş yaşamımızın şimdiki hali." s.1


Hamburg gezisine çıkmadan önce Ulya'nın dengeli, güvenli ama heyecansız hayatı orada karşısına çıkan Sina ile alt üst oluyor. 1970-80 arasında Türkiye'deki siyasal ortam, göçmenlik, iki kültür arasında kalmışlık romanın irdelediği konular arasında. 70'lerdeki siyasal duruma ilişkin Ulya'nın tespitleri düşündürücü:


"Temeli kurama değil, yaşanmışlara ve duygusallığa dayanan başıboş bir eylem anlayışı ve onun karşısına dikilen iyiden iyiye boş, şiddet içerikli bir başka kavrayışsızlık ortamında kurbanların 'kanıyla ve anısıyla' beslenen çelişik bir siyasal kamplaşma ölmeyi ve öldürmeyi baskı ve şiddete karşı tek var olma biçimi olarak kutsallaştırmış. Adaletsizlik ve yalanın yok sayıcılığıyla yaralı toplumsal siniklik ve ürküntü ise suç ortaklığı boyutlarında" s.159-160


Sanırım bu tespitleri 1980'ler için de kullanmak yanlış olmaz. İleride bugünlerde yaşanılanlara bakınca neler söylenecek kim bilir? 


Böylesi bir tespitte bulunmak ne kadar haddime bilemiyorum ama yazmadan edemeyeceğim. Aral'ın 2002 tarihli Mor'dan sonra yazdığı romanlar daha kolay okunabiliyor. 1994 tarihli Yeni Yalan Zamanlar, ki sonradan üçleme olarak devam ettirilen ve adı Yeşil olarak değiştirilen, Aral'ın en keyif alarak okuduğum romanı olmayı sürdürüyor. Önceki romanlarını okuyan birisi olarak Aral'ın bu tercihine saygı duymakla birlikte okuyucusundan biraz daha dikkat ve çaba isteyen, bir anlamda onu zorlayan romanlarını özlediğimi belirtmek istiyorum.


Bir alıntıyla bitireyim bu notları:


"Oysa tek bir insanın dünyanın üstünde kapladığı yer çok küçük, mikroskobik ve ten geçici, varoluş çok kısa. 


Kalıcı olan taş. Ottan kömüre, magmadan cevhere..." s.118

Hiç yorum yok: