Ana içeriğe atla

Eşik / Irmak Zileli

Deyim yerindeyse daha mürekkebi kurumamış bir ilk roman Eşik. Eylül 2011 basımı. Remzi Kitabevi'nden çıkmış. 2000 adet basılan roman 325 sayfa. Cumhuriyet Kitap'ta çıkan tanıtım yazısı / söyleşi sonrası edinmeye karar vermiştim Eşik'i. İşin doğrusu romanın ilk 100 sayfası hayal kırıklığına uğrattı beni. Diyaloglar yerine anlatıcı, iç ses ile süren sayfalar, hikayenin nereye gideceğini az çok tahmin etmek, karakterlerin keskin hatlara sahip oluşu. Ancak ilerledikçe, özellikle ortalarından sonra romana hakim olan Eylül (80 darbesi öncesi doğmuş, romanın ortalarında genç kız olma yolunda) ile babası arasındaki ilişkileri okudukça elimden bırakamaz oldum. Roman, annesi, babası ve dayısı 1970 ve 80 darbelerinden nasibini almış bir ailenin içinde yetişen Eylül'ü anlatıyor. Bunu yaparken bir yandan da sol içerisindeki tartışmalara / ayrışmalara değiniyor. Eylül'ün dayısı Atilla, tek erkek olmanın getirdiği tüm şımartılma ve pohpohlanma ile büyütülmüş yargıç (bir yerde vekil denilmiş, belki hem yargıç hem vekil) bir babanın oğlu. Sol ve yasa dışı bir partinin lideri. Kız kardeşi Ayşe ise abisinin gölgesinden çıkmaya çalışan ancak pek başarılı olamamış gazetecilik mezunu bir kadın. Hasan, ki Eylül'ün babası, liseden sonra okumamış, kendini "devrim mücadelesine" adamış, partinin iki numarası olmuş ve liderin kardeşini görüp etkilenince evlenmiş. Bu satırlarda tüm romanı anlatmayacağım elbette. 17,50 TL etiket fiyatını verip, yer yer hüzünle yer yer umutla okumanız gerekecek devamında neler olduğunu öğrenmeniz için.

Romanın bu kadar ilgimi çekmesinin en önemli sebebi bir insanın çocukluktan birey olmaya geçiş sürecinde babanın rolünü tartışması. Diyebilirim ki nasıl bir baba olunmaması gerektiğinin romanı Eşik. İnsan yetiştirmek, çocuk sahibi olmak büyük sorumluluk. Dünyaya soldan bakanlardansanız, bu kez işiniz daha da zorlaşıyor. Eşitsizlikleri, doğanın kuralı bu diye açıklamayınca başka gerekçeleri öne sürmek, iktidar ilişkilerinden dem vurmak gerekiyor / gerekecek. Tutum ve davranışların çocuk tarafından taklit edildiğini bilerek atman gerecek adımlarını. Henüz ikizler 2 yaşında olsa bile şimdiden başladılar ne konuşursak, nasıl davranırsak benzerini yapmaya çalışmaya. Çocuğun sırtına taşıyamayacağı sorumluluklar yüklemenin sonuçlarını çok somut şekilde gösteriyor Eşik.

Roman Eylül'ün büyümesine odaklanmış derken, sol içerisindeki tartışmalara yaptığı göndermeleri es geçmemek gerekiyor. Türk soluna mı özgü tüm dünyada da böyle mi bilemediğim bir şey Stalin'in bu kadar ayrışmalara neden olması. Bu konuda en beğendiğim tespit, en beğendiğim yazarlardan birisine Kaan Arslanoğlu'na ait. Şurada alıntıladığım Evrim Açısından Devrim kitabındaki sözler, fazla söze gerek bırakmıyor. Romanı okumuş olanlarla daha ayrıntılı, karakterlerin savruluşlarına dair şeyler konuşmak isterim. Ancak, kitaplarla ilgili düştüğüm notlarda hep henüz okumamışları aklımda tutuyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Televizyon Öldüren Eğlence / Neil Postman

Amerikalı yazar ve medya teorisyeni Neil Postman'ın 1985'te kaleme aldığı ünlü eseri Amusing Ourselves to Death, Osman Akınhay'ın çevirisi ile Ayrıntı yayınlarından çıkmış. İlk baskısı 1994 yılında yapılan kitabın benim okuduğum 2010 yılında yapılan 3. baskısıydı. Geniş kaynakça ve dizini ile birlikte 195 sayfalık kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde televizyona gelinceye kadar iletişim dünyasının geçirdiği evreler ve her yenilik ile günlük yaşamdaki değişiklikler irdeleniyor. İnsanların sadece yakın çevrelerinde olup bitenden haberdar oldukları, şehrin, ülkenin ve dünyanın geri kalanından bihaber oldukları dönemleri hayal etmek bile zor günümüzde. Telgrafın keşfiyle işler değişmiş. 27 Mayıs 1844'te Amerika'da ilk telgraf hattının kurulmasından yalnızca dört yıl sonra Associated Press'in kurulmasıyla "bütün ülkede hiçbir yerden gelmeyen, özel olarak hiç kimseye hitap etmeyen haberler ağır basmaya başladı" (s.80)
Postman, günümüzden 25 yıl önce y…

Net olan tek şey: Netflix değiştirir

Sektör etkinliklerini 2011 yılından bu yana takip eden birisi olarak Netflix'in Türkiye pazarına girişini, uzunca bir süredir bekliyordum. 2013 yılında Londra ve Talin'de takip ettiğim iki sempozyumda da en çok konuşulan konu Netflix'ti. Aslında Netflix ile ilgili ilk yazımı, Avrupa'da esen OTT rüzgarını değerlendirdiğim 2011 yılında yazmışım
2013 yılında, televizyon yapımları için verilen ödülleri toplayan House of Cards da Netflix için üretilen bir içerikti. Belki haber bundan ibaret olsa, televizyon dünyası açısından çok önemli olmayabilir. Sonuçta Digitürk'ün platform kanalı için ürettirdiği Bir Erkek Bir Kadın adlı uyarlama da çok tuttu örneğin. Ancak House of Cards, TV pazarını ve işleyişini kökten sarsıcı özellikler taşıyordu. Öncelikle, yapımcıları dizideki ilişkiler ağının bir pilot bölümde anlatılamayacak kadar karmaşık olduğunu bu yüzden bir sezon için sipariş verilmesini istediler, pilot bölüm olmaksızın. Ülkemizdeki işleyişin ayrıntılarını tam bilmiyo…

Çocuk Davamız 1 / Kazım Karabekir

Ankara'da sahaf denilince pek akla gelmez Küçükesat tarafları. En bilindik mekanlar Kızılay'daki pasajlar olsa da aslında Küçükesat, kitap meraklıları için önemli adresler barındırır. Bu adreslere başka bir yazıda değinmek üzere başlığa döneyim, bir not ekleyerek. Kazım Karabekir, Osmanlı'nın son dönemi ile Cumhuriyet'in ilk yıllarına tanıklık etmiş isimler arasında en çok anı bırakanlardan birisi sanırım. Anıların çokluğu ile 1925 - 1938 arası zorunlu yalnızlığının etkisi büyüktür gibi geliyor bana. Bu durum da ayrı bir yazı konusu olsun...
Çocuk Davamız 1, Emre yayınları'nın Cumhuriyet Tarihi Serisi'nin 9. kitabı olarak yayınlanmış. Bende 2000 yılında yapılan beşinci baskısı var. İlk baskısı ise 1995 yılında. 330 sayfalık kitap sert bir cilde sahip. Kitabın ikincisi de var. Geçenlerde bu Küçükesat civarındaki bir sahaftan Karabekir'in yazdıklarının 10 cildini satın aldım 100 TL karşılığında. Sanırım Yapı Kredi Yayınları bu eserleri yeniden düzenleyerek büy…