Cuma, Temmuz 15, 2011

Gazete Solfasol

1 Mayıs 2011'de yayın hayatına başlayan, aylık Ankara gazetesi. Üyesi olduğum meslek odasının haberleşme listesine gönderilen ileti ile haberdar oldum kendisinden. İletide abone olarak desteklenebileceği de yazılıydı. İşin doğrusu, takip ettiğim gazete ve dergilere abone olmaktansa her ay gidip bayiden satın almak daha keyif verici geliyor bana. Gerçi takip ettiğim kimi dergilerin yayın tarihi pek belli olmuyor. Kimilerini ise her bayi satmıyor. Gene de bayiden almaya devam.

Bu gereksiz giriş bölümünden sonra gelelim Solfasol'de neler olduğuna. Belki bilmeyenler için Solfasol'un Ankara'nın kuzeyine doğru giderken (Havaalanı yolu) Aydınlıkevler ve Hasköy semtlerinden sonra gelen bir gecekondu mahallesi olduğu bilgisini vereyim. İnternetteki bilgilere göre Hacı Bayram Veli'nin doğduğu yermiş. Zaten bilenler hatırlayacaktır havaalanı yolu üzerinde Hacı Bayram'ın doğduğu evi gösteren bir levha da var. Eski adı 'zülfazıl'mış. Sonradan neden solfasol olmuş ben bulamadım. Gazete Solfasol'de Ankara var. Mesela son sayısının orta sayfalarını Tunalıhilmi caddesinde bebek arabasıyla 500 metre gitmeye çabalayan bir çiftin fotograflı maceralarına ayırmışlar. Ankara kaldırımlarını, kaldırım-yol bağlantı noktalarına park etmiş arabalarını, bebek arabasıyla yol kenarında beklerken gözünüzün içine bakıp devam eden anlayışlı sürücülerini yakından tanımışlardan olarak bu yazıyı çok beğendik. Sonra Serdar Akar ile Behzat Ç. üzerine bir söyleşi var. Serdar A.'da eski Ankaralılardanmış meğer. Bir de sürpriz önümüzdeki sezon Behzat komserim 'Solfasol la' derse şaşmayın. Söyleşiyi yapanların ricasını kırmayacaklar sanırım. Behzat'ın filminin vizyon tarihi de belli olmuş. 28 Ekim 2011'de bu kez beyazperdede Behzat'ı izleyeceğiz.

Gazete Solfasol'ü Arkadaş yayınevinde bulabilirsiniz. Dergilerin satıldığı bölüme koyuyorlar.  Abone olmak isteyenler abone AT gazetesolfasol.com adresine ileti gönderebilir.

Yazıyı Gazete Solfasol'un 3. sayısının ilk sayfasında yer alan Cemal Süreya'nın 555k isimli şiirinin son bölümü ile bitireyim:

"...

biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
anamız çay demliyor ya güzel günlere
sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
bu, böyle gidecek demek değil bu işler
biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz
ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
işte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz.”

Hiç yorum yok: