Ana içeriğe atla

Çocuğunuza Sınır Koyma / Robert J. Mackenzie

Çocuk yetiştirme ile ilgili okuduğum en uygulanabilir, en yararlı kitap olduğunu söyleyerek başlayayım yazıya...Çocuğum olmasa hayatta okumayacağım kitaplar dizine bir yeni daha eklendi: Çocuğunuza Sınır Koyma. Kitabın ismi itici bir kere. Neden ille sınır koymak gerekiyor? Sınır konmasa olmaz mı? Hayatımız zaten sınırlar içerisinde geçecek, en azından çocukluk çağında sınırsız olsa bu canlılar?


Yukarıdaki sorulara yanıtlarım da çocuğum olmazdan önce çok farklıydı. Ne yazık  ki, ya da iyi ki kurallarla belirlenmiş sınırlara sahip topluluklar halinde yaşıyoruz. "Sağlıklı", siz uyumlu olarak da okuyabilirsiniz, bireyler yetiştirebilmek için bu kitabın önerilerini dikkate almak gerekiyor. Aslına bakarsanız yazıya başlarken aklımda olanlar ile yazarken aklıma gelenler farklı :) Kitabın en beğendiğim yanı çok fazla sayıda örnek olay içermesi. Bu örnekler öyle seçilmiş ki çocuk yetiştiren herkesin her gün başına gelen/gelebilecek şeyler. Mesela 2 yaşındaki çocuğunuz üzerini değiştirmenizi istemiyorsa, kardeşi ile oynarken oyuncağı paylaşmak istemiyorsa, ergen çocuğunuz eve söz verdiği saatte dönmüyorsa...


Kitap, üç tür yetiştirme tarzı olduğunu söylüyor. Katı kuralcı, kuralsız (gevşek), ikisinin arasında demokratik kuralcı. Kitabın öğütlediği ve benim de uygulamaya çabaladığım yöntem demokratik kuralcı olanı. İşin doğrusu herkes anne babasından nasıl gördüyse onu uyguluyor. Bizim yetiştirilme tarzımız da demokratik kuralcıymış. Kitabı okuyunca anladım. Orta okula gitmeye başladığımızda haftalık almaya başlamıştık. Haftalığımıza zam istediğimizde oturup pazarlık ederdik anne ve babamla. Gene kitabı okuyunca eylem ve sözün birlikte işlemesi gerektiğini hatırladım. Çocukken annem bir şey istediğinde, karşılığında bir yaptırıma maruz kalmayacağımı bildiğimden, son uyarıya kadar duymazdan gelirdim. Anne babalar için önemli öğütlerden birisi söz ve eylemin tutarlı uyumluluğu. Evladım öyle oynamaya devam edersen oyuncağını elinden alırım dediğinizde ve evlat sözünüzü dinlemediğinde, yapacağınızı söylediğiniz eylemi yapmanız gerekiyor(muş). Aksi durumda çocuk, öyle diyor ama yapmayacak nasılsa diye düşünür(müş). Bu yazdığımı okuyunca sanki tehditle iş yapılması öneriliyor diye düşünebilirsiniz. Ama kitabı okumadan peşin hükümlü olmayın. Çocuk büyütürken kısıtlı olan zamanınızı verdiğinize değecek bir kitap...HYB Yayıncılıktan çıkmış...

Yorumlar

blogsa son 30 gün içerisinde en çok okunanlar

Fasülyem Guru Küçükkuyu

Küçükkuyu, 10 senedir hayatımızda. Her sene geldiğimiz bir yer olunca neresi açıldı neresi kapandı takip edebiliyoruz. Bu yıl, 2018, yeme içme konusunda çok sayıda mekan açılmış. Küçük Ev, fasulyemGuru, Kahve Kuyusu bunlardan ilk aklıma gelenler. Geçmiş yılların başarılı mekanları da devam ediyor. fasulyemGuru geçen yıllarda çok sevdiğimiz Sole Mare pastanesinin yerine açılmış. 

fasulyemGuru, sanırım tüm Edremit Körfezi'ndeki tek VEGAN mutfağı. Yanlış okumadınız VEGAN. Hani yumurta ve peynir dahil hayvansal ürün yemeyenler. Süt, peynir, yumurta ve yoğurt olmadan yemek mi olur diyenlerdenseniz, sizi fasulyemGuru'ya bekleriz. Ben ev sahibi olmasam bile Murat Şef ile yakın mahallelerde büyümüşüz. Oradan hareketle bekleriz dedim :)

Murat Şef, her yemek büyük bir özen ile yapıyor. Örneğin fasülye el işçiliği ile üretilmiş Japon imalatı döküm tencerede pişiriliyor. Fasülye ise İspir ürünü. Domates çorbası dört-beş farklı domatesten pişiriliyor. Günümüzde salça ile yapılmayan domates ç…

Vegan olmaya karar verdim.

Bu bir tweet olsaydı eğer başlık yeterli olurdu: Vegan Olmaya karar verdim NOKTA.  Ancak madem tweet değil blog yazısı o zaman biraz ayrıntı vermek gerekiyor.  Öncelikle baştan söyleyeyim kararımın gerekçesi sağlık zorunluluğu değil. Hayvansal ürünler tüketmemin önünde sağlık yönünden bir engel yok.  Bu kararı vermem kolay olmadı. Kokoreçten, kelle paçaya, ciğer tavadan mumbar dolmasına, kıymalı pideden, kuzu inciğe veda etmem gereken çok şey olduğunu biliyorum. Liste bununla da sınırlı değil. Ezinelerden tulumlara uzadıkça uzayan bir liste daha var. Peki nereden çıktı bu veganlık. Bu sabah, geçici misafirimiz Çilek Hanım bahçede ağaçtan ağaca hoplayıp zıplıyordu. Tahminen bir kaç aylık olan bu bızdık kediciği koyun olduğunu düşünürsem, dün yediğim kuzu şiş, bu yavrucağın bacağı olabilir mesela.  Fikrin kendisi dehşet verici elbette. Ancak veganlık kararımı vermeme bu yol açmadı. Bir belgesel izledim geçenlerde. Netflix'te vardı ama muhtemelen farklı platformlarda da bulunabilir belgesel…

Ankara'da doğa yürüyüşü

40 senedir Ankara'da yaşıyorum. Bu yaz başına kadar hep özendiğim bir şeydi doğa yürüyüşlerine katılmak. Hep özendiğim ve aslında yapmamın önünde , gerçekte herhangi bir engel olmayan "şey"lerden birisiydi. Aklımdaki "engeller" ise şunlardı:

Tanıdığım yok, herkes birbirini tanıyordur, çok sıkılırım.Çok uzun yürürler, onların hızına yetişemem, geride kalırsam ayıp olur.Pahalı bir etkinliktir.Özel ekipman gerektirir.Yazın sıcak, bahar ayında yağmurlu, kışın ise soğuk olur.Sabahın kör karanlığında uyanamam.Karnım acıkır, tuvalete gitmem gerekir.....
Yukarıdaki gerekçelerin hiçbirisi geçerli ve gerçekçi değilmiş. Yaşayarak gördüm.
Bugüne kadar iki kez doğa yürüyüşü yaptım. Her ikisinde de Ata Kafka Tur / Alternatif Trekking şirketinin organizasyonuna katıldım. İki farklı rehberin öncülüğünde yürüdüm. İlk yürüyüşte Beypazarı Eğriova, ikinci yürüyüşte Bolu Mengen'deydi. Beypazarı'ndaki rota dik çıkışlar ve sert inişlerle, çoğu orman içerisinden ilerlediğimiz 15-…

yeni emeklilere ipuçları

Sanırım ilk fark ettiğimde askerdeydim. Her asker gibi "şafak" sayıyordum. Askerde geçirdiğim günü değil, kalanını. Bir sabah, şafak kaç dediklerinde, 
bilmiyorum dedim. 
Nasıl dedi, "devrem". 
Bu bilgi bizde yok,  dedim. 
Sen de bilmiyorsun, kimse de bilemez zaten. Yüzüme baktığında neden bahsettiğimi anlamıştı.
Süresi belirsiz bir ömür sürdüğümüz dünya hayatı, dilimlere ayrılabilir gibi sanırım. İlk 20-25 yılı çocukluk-eğitim ve hayata atılma ile geçer. Sonrasındaki 25-30 yılı çalışma ve hayatı kurma, ardından gelen "kalan süre" ise emeklilik ve hayatı sorgulama ile geçer. 
Ben henüz "ikinci evre"deyim ama bu "ikinci evre"nin sonlarına yaklaşıyorum, her ne kadar kendimi daha yeni başlamış hissetsem bile. 
Bu yazıda ise üçüncü evre ile ilgili görüşlerimi paylaşmak istedim. Belki birilerinin işine yarar düşüncesi ile...
Öncelikle bir yanlıştan bahsederek başlayayım. İnsanların çoğu hiç emekli olmayacakmış gibi tüm hayatını "çalışma" ile…

2015'in ardından bir kez daha IBC

2015 yılında, üniversiteden mezun oluşumun 20. yılı şerefine kendimi Amsterdam'a göndermiştim. Uluslararası yayıncılık fuarı ve konferansına ilk katılışım olan bu gezi, bana bir çok şey kattı. Aradan geçen 3 senede, bu gezinin öğrettikleri eskiyince, bir kez daha Amsterdam'a gitmem gerektiğini düşündüm. Bir kez daha IBC'ye, blog yazarı olduğum için, basın akreditasyonu ile katılacağım kısmetse. 
Bu yıl IBC'nin konusu ne diye sorarsanız, daha önce hiç IBC'ye gitmediniz herhalde diye yanıt veririm. Yayıncılık, son kullanıcı cihazlarını saymazsak ki onun IBC'nin hemen öncesinde IFA adlı bir büyük buluşması oluyor, çok kabaca ikiye ayrılabilir:  üretim dağıtım-iletim
Üretim dediğimiz kendi içerisinde kamera - ışık - ses - kayıt sistemleri - arşiv - içerik yönetim sistemleri - yayın otomasyon sistemleri gibi alt başlıklara ayrılır. Dağıtım - iletim ise, yayının bir noktadan yayın merkezine gönderilmesi, ki buna iletim diyoruz, ile yayın merkezinden evlere, son kullanıc…

Evrenden Torpilim Var! / Aykut Öğüt

Bir itiraf ile başlayayım bu yazıya. Hayatımda okuduğum ilk "kişisel gelişim" kitabıydı Evrenden Torpilim Var! Dharma yayınlarından ilk baskısını Şubat 2009'da yapan kitabın benim okuduğum Ağustos 2011 tarihli 110. baskısıydı. Her baskının kaç adet yapıldığına ilişkin bir bilgi bulunmayan kitap, 263 sayfa. Arka kapağındaki tanıtıcı yazı ilgi uyandırıyor:
Siz hiç 150 kilo oldunuz mu? Sizin hiç yabancı bir ülkede bavulunuzu kaybettiğiniz, sabahları mısır gevreğine bira döküp hayatta kalırken günlerce tek kelime bile konuşmadığınız, dayak yedikten sonra girdiğiniz komadan bir gözünüzü kaybetmiş olarak çıkıp tekrar parklara döndüğünüz, annenizi kaybettiğiniz oldu mu?
Benim oldu.
Peki ya sonra o yabancı ülkenin dilinde şakır şakır konuşup hatta seslendirme yönetmenliği bile yaptığınız, o ülkedeki filmlerde başrol oynadığınız, yeni ve mutlu bir hayat kurduğunuz, elinizi attığınız her işi altın yumurtlayan tavuğa çevirdiğiniz, her saniyenizi gülümseyerek geçirdiğiniz, hayatta iste…

EMO'da Yayın Teknolojileri Sunumu: Radyo ve Televizyon

"EMO benim için ne yapıyor?" Meslek odası konu olduğunda ilk söylenen ya da en çok söylenen yukarıdaki cümledir. Bu söze karşılık olarak her defasında; "Sen bugüne değil EMO'nun bir konuda bir şey yapmasını talep ettin mi?" sorusunu yöneltirim. Yanıt, bugüne kadar değişmedi: "O kadar çok işin var ki, bir de EMO'ya mı vakit ayırayım!" Kıymetli dostlar, meslektaşlar, Meslek odaları devletin bir parçası değildir. Gelirleri ve giderleri belli, üyeler arasından seçilen yönetim kurulları tarafınca idare edilen yapılardır. Profesyonel (maaş karşılığı çalışan) kadroları sınırlıdır. Çünkü gelirleri sınırlıdır. En önemli gelir kalemleri aslında üye aidatları olmalıdır. Aidatların, Odaların bir çok maaşlı üye çalıştıracağı kadar yüksek olması gerekir bana kalsa. Bu sayede meslek alanlarına dair tüm gelişmeleri maaşlı kadroları ile takip edip, üyeleri doğru ve zamanında bilgilerle besleyebilecek ekipler kurulabilir. Ancak, ülkemizdeki genel durum, böylesi bir yapıy…

Kendine yatırım yapmak

Blogumu takip edenler bilir, televizyon izlememesine ve hatta izlenmesini önermemesine karşın televizyonu daha ilgi çekici daha izlenir kılmayı amaçlayan teknolojilerle ilgilenen birisiyim. İşin üzücü yanı, bu teknolojik gelişmeler çoğunluğun daha televizyon bağımlısı hale gelmesine aracı olurken beni heyecanlandırıyor. OTT, etkileşimli televizyon, ikinci ekran uygulamaları hep bu heyecan verici teknolojilerden. Yazının başlığı ile buraya kadar okuduklarınızın ilgisini kuramamış olmanız doğal. Lafı uzatıp duruyorum. Eğer sector çalışanlarındansanız muhtemelen bilirsiniz. Bizim sektörün iki büyük fuarı ve birden fazla sayıda konferansları vardır. Henüz ne IBC'ye ne NAB'ye gitmedim. Yakın zamanda gitme olasılığım da görünmüyor. Ancak, konferansların İstanbul dışında olanlarını takibe başlıyorum bu yıl itibariyle. Bu konferanslara, benim için epey yüksek olan, katılım bedeli bulunuyor. Neyseki etkinliklerin düzenleyicileri, benim gibi teknoloji blogu yazarlarına yönelik bir konten…

post IBC - 3

Dün (18 Eylül 2018) Amsterdam'da düzenlenen IBC fuarının son günüydü. Konferans ise fuardan bir gün önce başlayıp bir gün önce sona erdiği için 17 Eylül'de tamamlanmıştı. 12 - 16 Eylül tarihlerini kapsayan IBC 2018 seyahatim esnasında konferansın 3, fuarın ise 2 gününe şahitlik edebildim. Süre kısıtlı, görecek ve konuşacak çok olunca, elbette kimi şeyleri atlamak ve önceden program yapmak şart oluyor. Bu kez SDI - IP dönüşümü konusundaki gelişmelerden bahsetmek istiyorum. Öncelikle SDI ve IP ne demek? Bu sitenin okuyucuları sadece yayıncılık sektörü profesyonelleri değil. Hâl böyle olunca, kısaltmaları açıklayarak işe başlamak gerekiyor.  Serial Digital Interface kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor SDI. Stüdyo içi kablolamadan cihazlara bir dizi standardın genel adı. Yayın, gecikme kabul etmeyen ve senkronun (eş zamanlılığın) olmazsa olmaz olduğu bir sektör. IP ise Internet Protokolü kelimelerin baş harfleri. Hayatımızın bugün her alanını ilgilendiren bilgi teknolojisi cihaz…

Kâzım Karabekir Sempozyumu II 26 Ocak 2012

Geçenlerde İstanbul'da, Kâzım Karabekir Köşkü ve müzesini ziyaret ettik. Müzenin görevlileri, gelenleri gezdirmek konusunda son derece istekli ve yardımcı. Müzeyi gezdikten sonra, orada satılan kitaplardan birisi Kazım Karabekir Sempozyumu II 26 Ocak 2012 adıyla yayınlanan, sempozyum deşifrelerinden oluşturulmuş olanı. Yayına hazırlayan Prof. Dr. Pınar Feyzioğlu Akkoyunlu, ki kendisi merhum Karabekir Paşa'nın torunudur. Kitap ile ilgili söylenecek çok şey var. Ben, konuşmacıların adı verip kısaca kendi yorumumu ekleyip gerisini size bırakıyorum. Sempozyumun iki konuşmacı var: Prof. Dr. Cemil Koçak ve Dr. Hakan Erdem. Gelelim benim yorumuma:Kurtuluş Savaşı mücadelesi tarihi, günümüzde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1927 yılında okuduğu Nutuk baz alınarak anlatılıyor. Kâzım Karabekir Paşa ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki ilişki çok ilginç. Bence, bu konuda yazılmış en iyi değerlendirme Uğur Mumcu'nun Karabekir anlatıyor isimli eseri.
Bu eseri okuduğunuzda ortaya çıkan …