Ana içeriğe atla

Giderayak, Bülent Usta

Uzuuun bir aradan sonra yeniden büyükler için yazılmış bir tiyatro oyunu izlemenin keyfini sürdük geçtiğimiz pazar günü. Babaanne ve dede evde bebeklerle keyif yaparken biz de 2 yılı aşkın süre sonra Ankara Sanat Tiyatrosu'nun sahnelediği Giderayak isimli oyunu izledik.
Ülkemiz hep ilginç bir ülke olagelmiştir. Ancak son dönemlerde ilginçlikler giderek inanılmaz boyutuna ulaşıyor. Zaytung.com adlı gerçek olamayacak absürd olayları gerçekmiş gibi yazan bir internet sitesi var. Son dönemde gerçekten olmuş bir çok olay, Zaytung haberlerinden daha absürd. Giderayak, böyle bir haberin Nisan 2008'de gazetelerde yer almasıyla yazılmış. Ankara Sanat Tiyatrosu'nun oyun ile ilgili sayfasından alıntıyla:
"TMSF kurulundaki boş üyeliklerden birisine atanması istenen isim; Başbakan Erdoğan’ın bir arkadaşının oğlu, Mehmet Fatih Karaca. TMSF’ye bu ismin atanması için ilgili Devlet Bakanı Nazım Ekren’e talimat veriliyor. Ekren’in Bakanlığı da Mehmet Fatih Karaca’nın TMSF üyeliğine atanması için kararnameyi hazırlamaya başlıyor. Ancak Mehmet Fatih Karaca’yı tanıyan yok. Ankara bürokrasisi Fatih Karaca’yı tanıyor. Gerçi onun adında Mehmet yok. “Mehmet”siz Fatih Karaca Eski RTÜK başkanı, bildik bir isim. Bakanlık kararnameye eski RTÜK Başkanı Fatih Karaca’nın adını ve kimlik bilgilerini yazıp Başbakanlığa yolluyor. Başbakanlık hatanın farkına varmıyor. Başbakan önüne koyulan Karaca’nın atama kararını imzalıyor ve Köşke yolluyor. Cumhurbaşkanı da önüne gelen bu atamayı onaylıyor. Üstelik bu hatanın düzeltilmesi imkansız. TMSF üyeleri kurulun bağımsız yapısı gereği görevden alınamıyor. Bir kez atandı mı 2 yıl süreyle görev yapıyorlar. "


Merak edenler olabilir düşüncesiyle dönemin gazetelerine yansıyan haberlerin bağlantılarını yazının sonuna ekledim. Oyun, bu inanılmaz durumun daha inanılmaz hale gelmesi ihtimali üzerine kurulmuş. Fatih Karaca, büyük olasılıkla bu durum karşısında istifa etmiştir atandığı görevinden. Peki istifa etmemiş olsa, atanan kişi yönetimle farklı düşünen birisi olsa. Dönen tekere çomak sokmaya niyetli, hayatını bile önemsemeyen birisi olsa. İşte bu sorularla yola çıkan keyifle izlenen iki perdelik kara komedi ortaya çıkmış sonuçta.


Oyunun yazarı Bülent Usta ile aynı yıllarda aynı yerlerde bulunmuşuz. AST'taki oyun tanıtım broşüründeki bilgilere bakınca büyük olasılıkla aynı yıl doğumluyuz. 1991'de ben Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümüne girdiğimde Usta, İktisat bölümüne girmiş ODTÜ'nün. Finans alanında çalışmaya devam ediyormuş.


Sahne üç bölüm halinde kullanılmış. Dekor olarak tüm sahneyi dolaşan borular, hem dinlenmenin sembolü olmuş hem de kanalizasyon sistemini hatırlattığı için kokuşmuşluğu hissestiriyor. Işık, fakir evinde ölgünken özelleştirme güzelleştirme başkanlığında canlı. Oyunculuklara gelince Yıldırım Şimşek özel alkışı hak ediyor. Yani yani bölümleri akıllarda uzun süre kalacak gibi. Gizem Aldemir, sekreter rolünde değşen yüz ifadeleriyle etkileyici. Mustafa Bilgin'in çaresiz bakışları, umutsuz konuşması başarılı. Yazıda ismini geçirmediğim diğer oyuncular da rollerini başarıyla sergiliyor. Oyuna başka bir tat katan Ali Seçkiner Alıcı'nın canlı müzikleri.


Uzun bir süre sonra, AST ile ara verdiğim tiyatrolu günlere yeniden AST ile merhaba dedim. Nisan ayı sonuna kadar Giderayak izlenebilir...


http://www.haberturk.com/medya/haber/68495-tmsfye-atama-skandali


http://www.spothaber.com/haber.asp?id=76997

Yorumlar

blogda geçen hafta en çok okunanlar

Paranın Kokusu ve Gezici Film Festivali

Her sene bu zamanlarda büyük bir heves ile edindiğim Gezici Film Festivali programı, "büyük bir heves ile edinilip bir kenarda bekleyenler" kervanına katılırdı. Bu sene, kim bilir belki de veganlığın etkisiyle :), bir kenar yerine çantamda bekledi, vakti gelene kadar. Vakti dünmüş. Sıradan bir pazartesi günü, programda gördüğüm Paranın Kokusu gösterimi ile değişti birden. Büyülü Fener sinemasını aradığımda, sabahın erken saatleri olmasına karşın, en ön sıra dışında yer olmadığını öğrendim. Film, akşam 18.30'da, gündüz gişeye gidemem, neyse ki internetten bilet alınabiliyormuş. En ön sıradan film seyretmek, boyun ağrısına yol açsa bile, festival filmleri için katlanılacak bir rahatsızlık... Klasik bir pazartesi akşamından farklı olarak, Kızılay kalabalığına karışıp Büyülü Fener'e ulaştığımda, seneler öncesinde bıraktığım festival kalabalığı ile karşılaştım. En ön sırada olmak pek rahatsız etmedi ama o dip gürültüsü beni benden aldı. Özellikle dış mekanlarda nasıl bir se…

Televizyon Öldüren Eğlence / Neil Postman

Amerikalı yazar ve medya teorisyeni Neil Postman'ın 1985'te kaleme aldığı ünlü eseri Amusing Ourselves to Death, Osman Akınhay'ın çevirisi ile Ayrıntı yayınlarından çıkmış. İlk baskısı 1994 yılında yapılan kitabın benim okuduğum 2010 yılında yapılan 3. baskısıydı. Geniş kaynakça ve dizini ile birlikte 195 sayfalık kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde televizyona gelinceye kadar iletişim dünyasının geçirdiği evreler ve her yenilik ile günlük yaşamdaki değişiklikler irdeleniyor. İnsanların sadece yakın çevrelerinde olup bitenden haberdar oldukları, şehrin, ülkenin ve dünyanın geri kalanından bihaber oldukları dönemleri hayal etmek bile zor günümüzde. Telgrafın keşfiyle işler değişmiş. 27 Mayıs 1844'te Amerika'da ilk telgraf hattının kurulmasından yalnızca dört yıl sonra Associated Press'in kurulmasıyla "bütün ülkede hiçbir yerden gelmeyen, özel olarak hiç kimseye hitap etmeyen haberler ağır basmaya başladı" (s.80)
Postman, günümüzden 25 yıl önce y…

gerçekleşen hedefler - yeni hedefler

Kaan Arslanoğlu ile tanışıklığımızın üzerinden epey zaman geçti, ancak bu tanışıklık düne kadar yüzyüze değildi. sanal ortam, e-postalar, facebook, blog ve insanbu.com üzerinden süren tanışıklık, dün cisme kavuştu. Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi ev sahipliğinde Kaan Arslanoğlu, İlknur Arslanoğlu ve Arif Yavuz Aksoy, Eleştirel Bakışla Güneş Dil Kuramı konusunda söyleştik. üç yazar ile toplamda üç saate yakın sürdü etkinlik. katılımcı sayısı on-onbeş kişiydi. sayı az olsa da ilgi yoğundu aslında. kitabı ve konuyu bilen insanlar gelmişti dinlemeye. son derece önemli katkılarda bulundular. Kıymetli yazarlarımıza ve katılımcılara çok teşekkür ediyorum. 2015 temmuzunda koyduğum hedefi gerçekleştirmiş oldum böylelikle. hayat devam ettiğine göre, yeni hedefleri belirlemenin vaktidir. sizlere açıklamadan önce yapabileceğimden emin olmam gerekli. biraz vakit/sabır... bir kaç sene içerisinde daha kalıcı bir çalışmanın içinde olma umuduyla... son olarak başta EMO Ankara Şubesi Yönetim Kur…

arjantin pide kebap

sene 92 ya da 93 olmalı üniversite günleri dersler, ödevler, sınavlar, gençlik başımda duman ilk pidem arjantin'de aradan yirmibeş kış, yirmibeş yaz geçmiş dün bir kez daha  arjantin'de yedim pidemi merak edenler için söyleyeyim mantar ve ıspanaklı pideyi isterseniz yapıyorlar  kaşarsız vegan pidemi yerken ilk işyerimden bir meslek büyüğüm ile karşılaştım kübiklere bölünmüştü iş yeri ve nefes alabildiğim vaha gibiydi kübiği onun deyimiyle  "dükkân"ı bugün bu şekilde bakıyorsam dünyaya onun verdiği "gözlüğün" etkisi büyüktür hayat bir şekilde  geçiyor mu acaba ya da her  ney se

zaman üzerine

Yıllara, aylara, haftalara ve saatlere böldüğümüz hayat aslında durmaksızın geçen bir akıştan ibaret. Biz onu bölmek için çabalasak bile o kendi seyrinde, bizden ve belki de herşeyden bağımsız akıp geçiyor.  Daha önceki yazılarımda anlatmaya çalışmıştım, 24 saatin sizin kullanımınıza ait kısmını arttırabilmenin yegâne yolu saatleri kaydırmak. Bir anlamda: Esnek mesai, burada "mesai" kendi hayatımız. Farklı zaman dilimlerinde uyuyup uyanmayı becerebildiğiniz kadar artıyor "özgür zaman"ınız. Deneyince çok zor olmadığını göreceksiniz.  İlk yapmanız gereken akşam yemeği saatini olabildiğince öne çekmek. Eğer yapabilirseniz öğün sayısını ikiye indirmek işleri daha da kolaylaştıracak. Kuşluk vakti ilk öğün ikindi vakti ikinci öğün olursa mesela, önereceğim zaman planlamasını uygulamak kolaylaşıyor. Akşam yemeği 19'da bitmediyse, benim uyku düzenini uygulanamıyor. Çünkü, uyku ile son yemek arasında en az 3 saat geçmesi gerekiyor. Bilgiye değil sezgiye dayalı bu yazdıkları…

den e me

benim tarzım değil, ortalanmış yazılar yazmak büyük harfle başlamayan cümleler kurmak bu fontu sadece alıntı yaparken kullanırdım böyle yazılar yazanlara hep gıptayla bakardım
onlar daha çok okunuyor diye düşünüp gizli gizli tarzlarını kopyalardım işte şimdi gene aynı noktadayım ondört senenin sonunda bir kez daha deniyorum değiştirmeyi
değişmeyen tek şey  değişim midir acaba yoksa  ya  da her ney se

Ruh Üşümesi / Adalet Ağaoğlu

Üç cilt halinde yayınladığı anılarını okuyup, yazdıklarının hiç birini okumamış olmam garip bir durumdu. Geç de olsa Ağaoğlu'nun romanlarından bir tanesini okudum. İlk baskısı 1991 yılında İletişim Yayınları'ndan çıkmış. Benim okuduğum Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan, Nisan 2007 tarihli 11. baskısıydı. 119 sayfalık roman, yazar tarafından "Oda Romanı" olarak tanımlanmış.
Öğlen yemeğini kalabalık bir lokantada yemeğe niyetli, birbirini tanımayan, kalabalık yüzünden aynı masayı paylaşmak durumunda kalan kadın ile erkeğin hikayesi Ruh Üşümesi. Bir iki saat içinde yaşanıyor her şey. Elbette kahramanların hayal dünyalarının zamanını hesaba katmazsak. Farklı bir teknik denemiş Ağaoğlu bu romanı kaleme almaya karar verdiğinde. Okuması, klasik roman akışına alışmışlar için biraz zorlayıcı. İşin doğrusu bu romanı ilk yayınlandığında edinmiş ama bir türlü ilerleyemeyip bırakmıştım. Okuyucusundan dikkat isteyen romanlardan. Romanın bölümlerine klasik müzik eserleri …

ücretli TV yayıncılığı olur mu - 2?

Demirören Medya sayesinde yayıncılık dünyasında işler nasıl gidiyor minvalli bir tartışma başlayacak gibi. Gerçi, tartışma olmadan işin üstü kapanacak gibi geliyor bana. Olsun, ben gene de bu vesile ile epey zamandır yazıp çizdiklerimi tekrarlayayım: Bir önceki yazıda işin ekonomisinden bahsetmiştim. Bu kez işin sosyal boyutundan dem vurmak istiyorum. Öncelikle bir hatalı bilgiyi düzelterek başlayalım: Televizyon karşısında geçirilen süre azalmıyor.
Aşağıdaki grafik, RTÜK'ün Nisan 2018 tarihli İzleyici Bildirimleri ve Sektörel İstatistikler raporundan alıntı. Rapora buradan ulaşabilirsiniz. "Ne yazık ki" ifadesini yukarıdaki tespitimin/gerçeğin başına ekleyebilirsiniz. Bu tespit/gerçek sadece ülkemiz için değil tüm dünya ölçeğinde geçerli.  Peki bu internet çağında, kim hâlen TV izliyor? Sorunun yanıtı aslında belli: 1980 ve öncesi dünyaya merhaba diyenler. Yani, yeni kuşaklar, bugün için 10-20 yaş arasında bulunanlar, artık TV karşısında değiller. Ancak, bu milenyum kuşağı,…

Vicdan Hayat Kurtarır! / Yavuz Dizdar, Şükriye Özgül

nehir söyleşiler çoğalıyor. okuduğum ilk nehir söyleşi, Molotov Anlatıyor idi. fırsat bulup bloga kitap hakkında bir şeyler yazamadım hâlen. Yavuz Dizdar'ın Yemezler adlı kitabını okumuş ve çok etkilenmiştim.  son dönemde hekimler, "sistemin bir parçası" olarak gösteriliyor/görülüyor. benzetme ne kadar doğru olacak bilemiyorum ama sanki dışarıda yemek yerken arılar rahatsız etmesin diye uzakta bir tabağa bırakılan et gibiler. ana yemeği kurtarmak için gözden çıkartılabilecek parça. burada ana yemek sağlık endüstrisi...  Yavuz Dizdar'ın "nehir söyleşisi" Şükriye Özgül'ün akılcı ve akıcı sorularıyla ilerliyor. özel hayata fazla girmeden, ancak vurucu kimi olayları es geçmeden, iyi bir denge tutturulmuş. kitaptan aklımda en fazla kalan Dizdar'ın geleceğe yönelik tahminleri.  hekim ile oto tamircisi benzetmesini çok beğendim. tamirci, eskiden arabanın sesinden sorunun nereden kaynaklandığını tahmin eder ve sonrasında bir takım testler ile teşhisini doğrula…

Eleştirel Bakışla Güneş Dil Kuramı kitabı yazarları ile söyleşi

uzun başlıklı kısa bir yazı olacak bu kez. "bir şey yapmalı diyorsan, sen başla" demiştim kendime seneler önce. işte o "bir şeyler" arasındaydı bu söyleşi. kısmetse yarın gerçekleştireceğiz.  Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi lokalinde. vaktin olursa sen de gel. saat 14 - 17 arası diye planladık. sadece güneş dil kuramını konuşmayacağız. Kaan Hoca'yı bulmuşken romanlarını da soracağız elbette... "pazar pazar evden çıkmam" deme, en azından bu pazar deme.