Cumartesi, Ocak 29, 2011

televizyon izlemek ya da...

Nancy Andreasen'in Yaratıcı Beyin kitabını okuduktan sonra insan beyninin gelişimini her yaşta sürdürebildiğini öğrendim. Kitapta Londra taksi sürücüleri, senfoni orkestralarında çalan sanatçılar üzerinde yapılan araştırmalara yer verilmiş. Teknoloji bu kadar gelişmemişken, navigasyon cihazları henüz yaygın değilken, Londra'da taksi kullanmak öyle her babayiğidin harcı değilmiş. Yolları, deyim yerindeyse avucunun içi gibi bilmen beklenirmiş. En kısa yol, yoğun saatlerde en işlek yol bilgilerini edinmeden taksi kullanma hakkı kazanılmazmış. Bu bilgilere sahip taksi sürücüleri üzerinde yapılan çalışmalar, diğer insanlarla kıyaslandığında beynin kimi bölgelerindeki bağlantıların arttığını göstermiş. Şimdi hangi bölgeler olduğunu hatırlamıyorum, merak edenler kitabı edinip öğrenebilir. Senfoni orkestrasında çalanlarda da benzer durum gözlenmiş. Hem farklı bir alfabe olarak nitelendirilebilecek notayı okumak, hem kendi çaldığını dinlemek, hem şefin hareketlerini izlemek bir yandan da diğer çalanları takip etmek gibi eş anlı yapmaları gereken bir çok iş, bu sanatçıların beyinlerindeki gri madde miktarını arttırmış. 
Yukarıdaki paragrafı, kitap ile ilgili yazdığım nota eklemedim. Belki eklesem iyi olurdu, ama bu yazıyı yazmamın temel nedeni kitapla ilgili yeni hatırlatmalar yapmak değil. Şöyle bir düşünün, en son ne zaman bir kitap okudunuz? İşiniz için, okulunuz için değil. Kendiniz için. En son ne zaman sadece merak ettiğiniz için bir konuda araştırma yaptınız? İşiniz için yaptıklarınızı saymayın. Sadece öğrenmek için. En son ne zaman yabancı dil öğrenme denemesinde bulundunuz? Soruları arttırmak mümkün, verilecek yanıt belli: vaktim yok
24 saatlik günün yaklaşık 8 saati uyku ve diğer zorunlu ihtiyaçlara gidiyor. Sabah 7'de evden çıkıp akşam 19'da eve döndüğünüzü varsaysak 12 saati de ev dışında geçiyor. Bu durumda size/bize 4 saatlik bir süre kalıyor. Bu 4 saati nasıl geçiriyoruz? En az 2 saatini televizyon izleyerek. Yaklaşık 1 saat kadarı haber/haber yorum/tartışma programları, diğer 1 saati ise günün dizisi. 
Okuduğum çocuk gelişim kitaplarında farklı konularda farklı görüşler savunulsa bile ortaklaşılan tek konu televizyonun beyin gelişimini olumsuz yönde etkilediği. Televizyon karşısında büyüyen çocukların daha geç konuştuğu, sosyal ilişkilerde daha pasif olduğuna ilişkin çeşitli çalışmalardan söz ediliyor. Andreasen'in kitabını okuduktan sonra bir çok şey daha anlaşılır hale geldi. Gelişimini sürdürebilecek beynimizi, tıpkı çocuklarda olduğu gibi, televizyonun zararlı etkilerinden kurtarmak zorundayız. Bir başka ifadeyle ülkede dünyada bir çok olumsuzluklar yaşanırken geniş halk kitleleri neden bu halde sorusunun en önemli yanıtlarından birisi televizyonda gizli. Televizyon ile uyuşan beyinler, olayları televizyonda gördüğü gibi kabulleniyor. Düşünmek sorgulamak yerine kendine sunulan ile yetiniyor. Zamanında 3F ile özetlenen (fado, futbol, fatima) toplumsal uyuşturucu günümüzde bence 2T, halini almış. Birisi malum televizyon, diğer T'nin ne olduğunu bilmem söylememe gerek var mı?

Hiç yorum yok: