Salı, Aralık 21, 2010

Ölü Erkek Kuşlar, İnci ARAL

İnci Aral'ın kitaplarını okumaya devam ediyorum. Bundan 3 yıl önce okuduğum üç romanının ardından Unutmak isimli anlatı tarzındaki kitabını okuyunca, yayınlanmış tüm eserlerini okumaya karar vermiştim. Üretken kalemlerden birisi olunca, bu kararı yaşama geçirmek için zamana ihtiyaç duyuyor insan. Bu günlerde, en fazla sıkıntısını çektiğim şey ise zaman. 
Kadın erkek ilişkileri, evlilik, aşk, tutku, cinsellik üzerinde çokça yazılmış konular. Ölü Erkek Kuşlar ise bu çetrefilli konuları ustalıkla ele alan nadir eserlerden. Suna, Ayhan ve Onur arasındaki aşk üçgeni, karakterlerin geçmişlerine yönelik bilgilendirmeler ile anlatılıyor. Romanı, Suna'nın anlatımıyla okuyoruz. Su ve Na olarak iki ayrı anlatıcı oluyor yer yer. Klasik kız çocuk yetiştirilme kalıplarına göre şekillenmiş Suna'nın bir parçası. Evinin işlerini yapn, kocasını hoş tutmaya gayret gösteren, diğer yarısı ise bedeninin sahibi, duygularını özgürce yaşamak isteyen bir kadın. Bu iki yarının çatışmalarını tüm roman boyunca iliklerimize kadar hissediyoruz. Aşkın, bedensel tutkuların bu kadar iyi ifade edildiği başka roman okumamıştım. Ölü Erkek Kuşlar'ı okuduktan sonra Ahmet Altan'ın zamanında çok satan Aldatmak isimli eserinin yüzeyselliği bir kez daha farkedilir oldu. Altan'a haksızlık etmemek gerek, bir erkek olarak kadın gözünden aşkın anlatımı gibi, bence olanaksız, bir işe kalkışmıştı.
Aral'ın bu ilk romanının yayın tarihi Aralık 1991. Benim okuduğum Özgür Yayın tarafından yapılan ilk baskısı. Artık yalnızca sahaflarda bulunabilen bu ilk baskı 428 sayfa. Aral'ın şu anki yayınevi Turkuvaz kitap tarafından basılan cep boy hali 480 sayfaymış. Sayfa sayısının çokluğu, okumayı sevmeyen blog takipçilerimi korkutmasın. Bir kez elinize alınca, kitabın ilk çeyreğini bitirmeden elinizden bırakamıyorsunuz. Ölü Erkek Kuşlar, sadece kadın erkek ilişkileriyle ilgili değil. Arka fonda ülkemizde yaşanan 1980 darbesinin ayak seslerini, darbeyi, darbe sonrası yükselen değerleri, aydınların bu süreçte yaşadıklarını izleyebiliyoruz.
Gelelim bu yazının kritik bölümüne. Romanın düşündürdüklerine. Büyük sözler bunlar belki ancak evlilik ya da birliktelikler sırasında bir başkasına aşık olma durumu hakkında bir iki kelam edeyim istiyorum. Eğer ilişkide bir sorun varsa, her iki taraf başka arayışlara giriyor. Bu durumda başka aşklara, tutkulara kapılmak olası hale geliyor. Böylesi bir şey (yeni aşk, tutku) oluştuğunda ilişkinin bitmesi en doğrusu. Zorlamamak gerek. Bence, ilişkide sorun yok iken bir üçüncünün ilişkiyi etkileyecek düzeyde gündeme gelmesi pek mümkün değil. Eğer ortada hiç sorun yokken bir başkası ortaya çıkıyorsa, o zaman bu tutku/aşk/saplantı/bağlılık artık adını ne koyarsanız koyun, çok güçlüdür ve onun karşısında durmak olanaksızdır. Kısacası, bir ilişkide üçüncü ortaya çıkarsa ve ilişkinin taraflarından birisi o üçüncüye kapıldıysa, geçmiş ola...

Hiç yorum yok: