Pazar, Eylül 19, 2010

kadın-erkek ilişkileri üzerine

Kimi yazarlar var, aşk profesörü ünvanlı. Çok satan gazetelerde köşe yazarlığı yapıyorlar, kitapları yok satıyor. Benim öyle iddiam yok. Kendi deneyimlerim ışığında bir iki kelam edeyim istedim. 
Efendim, hayatının bir bölümünü karşı cins peşinde koşarak geçirmiş, bu koşusunda çoğu kez yere kapaklanmış birisiyim. 10 yıldan uzun zamandır bu karşı cins peşinde koşmaktan elimi ve eteğimi çektim: evlendim. Paylaşacağım deneyimlerin 10 yıl öncesindeki gözlemlerime, yaşadıklarıma dayanıyor. 10 yıldır pek bir şey değişmediğini düşünerek, birilerinin yararlanacağını umarak yazıyorum. Bunu yazı dizisi olarak mı yayınlasam tek yazıda tümünü yazıp bitirsem mi bilemedim. Neyse, hele başlayalım. Sonra duruma göre karar veririz. Lafı yeterince uzattım, konuya geçelim:
Diyelim ki yaşı yaşınıza uygun, bekar bir karşı cins sizi yemeğe davet ediyor. Öyle arkadaş arası bir yemek değil. Başbaşa, siz ve o'nun dışında kimse yok. Ve siz davete icabet ediyorsunuz. Keyifli bir yemek. Sonra sizi eve bırakıyor. Bu yemekler birden fazla sayıda tekrarlanıyor. Ben böylesi günler, buluşmalar sonrası karşımdaki ile aramızda özel bir şeyler olduğunu, sadece olanların söze dökülmeyi beklediğini düşünürüm. Peki söze döktüğümde ne olur? Ne olacak? Aslında sana karşı neler hissettiğimi bu güne kadar anlamışsındır? diye bir cümle ile başlar konuşma. Allah oldu bu iş diye düşünürüm. Seni arkadaş olarak görüyorum. İyi bir arkadaşsın ama özel bir şey hissetmiyorum sana karşı. Dumur olan bendeniz, ama ama diye düşünür durur. O zaman neden bir sürü vakti birlikte geçirmiştik ki...
Kadınlar ve erkekler arasında ilişkileri değerlendirmede epey fark olduğunu gösteren bir örnek. Belki yaşandı, belki hayal kim bilir? 

Hiç yorum yok: