Ana içeriğe atla

RTÜK, IPTV Yönetmeliğini yayınladı

Başladı başlayacak derken, IPTV (Internet Protocol Television - İnternet protokolü televizyonu) yayınlarına ilişkin düzenlemeleri içeren IPTV Yönetmeliği 17 Temmuz 2010 tarih ve 27644 sayılı Resmi Gazete'de yayınlandı. IPTV'nin ne olduğunu merak edenlerin, blogda daha önce yayınladığım yazıları okumalarını öneririm. Yönetmeliği değerlendirmeye geçmeden önce bir tartışmaya açıklık getireyim. Kimilerine göre, mevcut RTÜK yasası ile IPTV konusunda düzenleme ve denetleme hakkı RTÜK'te yoktur. Oysa, çeşitli tarihlerde değişikliklere uğrayan, 1994 yılında çıkartılmış 3984 sayılı kanunun 2. maddesinin d bendinde televizyon yayını tanımlanmıştır. Bu tanımda yer alan elektromanyetik dalgalar, veri şebekeleri ve diğer yollarla ifadesi IPTV'nin RTÜK denetimine tabii olduğunun kanıtı niteliğindedir. IPTV Yönetmeliği'nde atıf yapılan 31. maddede ise farklı teknolojilere özel vurgu yapılmıştır. 2002 yılında değişikliğe uğrayan maddede yer alan aşağıdaki ifade IPTV denetiminin RTÜK tarafından yapılacağını işaret etmektedir:
Her türlü teknoloji ile ve her tür iletişim ortamında yapılacak yayın ve hizmetlerin usul ve esasları, Haberleşme Yüksek Kurulunun belirleyeceği strateji çerçevesinde Üst Kurulca tespit edilip, Haberleşme Yüksek Kurulunun onayına sunulur. Bu yayın ve hizmetlerin mevzuata uygunluğu Üst Kurulca denetlenir.
Söz konusu yönetmeliğe ilişkin değerlendirmelerimi, kolay okunabilir olması için maddeler halinde yazdım: 
  • Öncelikle yönetmeliğin tanımlar bölümünde IPTV'nin ne olduğu somut bir şekilde tanımlanmış. Bu tanım sayesinde internet üzerinden yapılan yayının IPTV hizmeti olmadığı net şekilde ortaya konulmuş. Yönetmelikteki tanım şu şekilde:
IPTV yayını: Radyo, televizyon yayınları ile isteğe bağlı yayın hizmetleri ve IPTV ek yayın hizmetlerinin, genişbant iletim ve erişim teknolojileri kullanarak belli bir hizmet seviyesi taahhüt edilerek, özel yönetilen bir ağ üzerinden, aboneler veya izleyicilere, internet protokolü uygulanarak set üstü cihaz veya bütünleşik TV alıcıları ile alınmasına imkân tanıyan sistemi,
  • Yönetmelikte IPTV platform işletmecisi, yayıncı kuruluşların uyması gereken şartlar sıralanmıştır. Platform işletmecisi ile yayıncı kuruluş, yönetmelikte ayrı ayrı tanımlanarak birbirinden farklı yapılar olduğu/olabileceği vurgulanmıştır.
  • IPTV platformunda yer alacak içeriğin RTÜK denetiminden geçirilme zorunluluğu vardır. Özellikle doğrusal olmayan (non-linear) televizyon yayınları için Avrupa Sınır Ötesi Televizyon Direktifi'nin yenilenmiş hali olan Avrupa Görsel İşitsel Medya Hizmetleri Direktifi'nde (GİMHD) isteğe bağlı yayınlarda (=kişinin talebi üzerine içerik sağlayıcı tarafından kişiye gönderilen içerik, bir anlamda online video kiralama hizmeti)  farklı düzenlemelere ihtiyaç olduğu vurgulanmıştır. GİMHD'de bu durum kademeli düzenleme (graduated regulation) şeklinde tanıtılmıştır. GİMHD'deki ifade şu şekildedir: On-demand audiovisual media services are different from television broadcasting with regard to the choice and control the user can exercise, and with regard to the impact they have on society [23]. This justifies imposing lighter regulation on on-demand audiovisual media services, which should comply only with the basic rules provided for in this Directive. Özetle tercüme edildiğinde, isteğe bağlı video hizmetlerinin temel kurallar dışında daha gevşek düzenlemeye tabi olması gerektiğinden bahsedilmektedir. İlgili yönetmelikte ise 6. madde c fıkrasında Üst Kurul'ca uygun bulunmayan isteğe bağlı içeriğin katalogtan çıkarılması zorunluluğundan bahsedilmiştir. Üst Kurul'un hangi kritere göre değerlendirme yapacağı konusu açık olmamakla birlikte, yönetmeliğin kaynağını aldığı kanundaki tanımlamalara göre denetim yapılacağı düşünülebilir.
  • Yayıncı kuruluş yükümlülükleri başlığı altında 7. maddede ve özellikle Yayıncı kuruluşların IPTV yayın lisans ve izin başvuru şekli ve gerekli belgeler başlıklı 8. madde yönetmeliğin en çok tartışılacak düzenlemelerini içeriyor kanımca. Yayıncı kuruluş olarak tanımlanan, IPTV platform işletmecisinin yayınladığı içeriğin tedarikçisi kuruluşlar. Bence sorun bu noktada başlıyor. IPTV üzerinden yapılacak yayınları, klasik televizyon yayını gibi düşünüp buna göre usüller belirlemek hatasına düşülmüş. Bağımsız içerik üreticiler, yayıncı kuruluş yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda bırakılmış. Örneğin televizyon içeriği sağlayan yayıncı kuruluşun 2010 yılı için ödenmiş sermayesinin en az 200.000 TL olması zorunlu kılınmış (Geçici Madde 1). Bu asgari ödenmiş sermaye bedeli her yıl RTÜK tarafından ilan edilecek katsayı ile yeniden belirlenecek (Madde 11 ve Madde 12). Yayıncı kuruluşun sağlaması gereken kimi belgelerin ne gerekçeyle talep edildiğini anlayamadım. Örneğin yayıncı kuruluşun Teknik altyapı hizmetine ilişkin bilgi ve belgeler başlığı altında satın alınmış ve/veya kiralanmış olan tesis, araç, gereç ve hizmetlerine ilişkin bilgi ve belgeler, yayın sisteminin blok şeması, sistemde kullanılacak teknik teçhizatın envanteri talep ediliyor. Dikkatinizi çekerim bu belgeler YAYINCI KURULUŞtan talep ediliyor. RTÜK, halihazırda televizyonlara içerik hazırlayan prodüksiyon şirketlerinden talep etmediğini düşündüğüm (talep ediyorsa bu savım geçersiz olacaktır) belgeleri IPTV'nin platform işletmecisinin prodüksiyon şirketinden istiyor durumda. 
  • Yönetmeliğin dikkat çekici maddelerinden bir tanesi, aslında en kritik maddeler arasında sayılabilecek 13. madde. Yönetmelikte yer aldığı şekliyle 'Değerlendirme, IPTV yayın lisans ve izin verilmesi' başlığını taşıyor. Değerlendirmenin hangi kriterlere göre yapılacağının açıklanmasının beklendiği madde şu şekilde kaleme alınmış: 'Bu Yönetmelikte öngörülen idari, mali ve yayın hizmetine ilişkin bilgi ve belgeler ile program hizmetine ilişkin bilgileri Üst Kurula ibraz eden yayıncı kuruluşun, IPTV yayın lisans ve izin talebi Üst Kurulca değerlendirilir. Değerlendirme sonucu olumlu olan yayıncı kuruluşlar, teknik altyapıya ilişkin bilgi ve belgeleri Üst Kurula ibraz ederler. Bu işlemi takiben teknik yeterliliğe sahip olduğu yerinde denetim ile belirlenen ve IPTV yayın lisans ve izni ücretini yatıran yayıncı kuruluşlara Üst Kurulca IPTV yayın lisans ve izni verilir.' Maddeden anlaşıldığına göre iki aşamalı bir lisans değerlendirmesi yapılıyor. Birisi idari, mali ve yayın hizmetine ilişkin sunulan belgeler ışığında yapılan değerlendirme, diğeri teknik altyapının değerlendirilmesi. İdari ve mali koşullara ilişkin kriterler, yönetmeliğin diğer maddelerinde belirtilmiş. Ancak teknik yeterliliğe ilişkin herhangi bir kriter belirtilmemiş. Teknik yeterliliği bulunmadığı tespit edilen başvuru sahipleri haklı olarak yeterlilik için gerekli koşulları soracaklardır. Gelişen teknoloji göz önüne alındığında yönetmeliğin bu maddesinin düzenlenmesinin zorluğunu kabul etmekle birlikte asgari koşulların belirlenebileceğini düşünüyorum. Bir başka yaklaşım ise IPTV yayın lisansı alacak kuruluşların teknik yeterlilikleri değerlendirmesinin IPTV hizmet sağlayıcılar tarafından denetlenmesini beklemek şeklinde olabilirdi. Sonuçta hizmet sağlayıcı, hizmet kalitesini düşünerek, belli şartları yerine getirmeyen içerik sağlayıcılarına platformunda yer vermeyecektir. 
  • IPTV platform işletmecilerinden her yıl 100.000 TL + Abone sayısı x Katsayı kadar ücret alınır denilmiş (Madde 12). 2010 yılı için 0,15 olarak belirlenen katsayı düşünüldüğünden 1000 aboneli bir platform işletmecisi yıllık 100.000 + 1.000.000 x 0,15 = 250.000 TL ücret ödemek durumunda. Platform işletmecisinin yönetmeliğin 6. maddesi 2. fıkrasında yer alan IPTV platform işletmecileri isteğe bağlı yayın hizmetlerinin sunumunda ve program kataloğunda reklama yer veremez ifadesi nedeniyle bu alandaki gelirleri olamayacaktır. İçerik sağlayıcıların içeriklerini yayınlatmak için platform işletmecisine ücret ödemeleri ve abonelik gelirleri dışında pek gelir kaynağı görünmeyen şirketlerin IPTV tarifelerinin ne düzeyde olacağını merak ediyorum. İŞ modeli, firmanın karı gibi konular böyle bir yazının konusunu oluşturmuyor elbette. Ancak düzenleyici kuruluş olarak talep edilen ücretler son kullanıcıların, yani bizlerin, hizmeti satın alırken ödeyeceğimiz abonelik bedelini doğrudan ilgilendiriyor. Gelişen teknolojinin yaygın kullanımının sağlanmaması durumunda ortaya çıkan durum, mevcut eşitsizlikleri arttıracaktır.   
Maddeler üzerinden giderek yapmaya çalıştığım değerlendirmenin yanı sıra IPTV hizmeti ile birlikte uygulanabilir hale gelecek kimi konulara ve mevcut yönetmeliğin bu konulara yaklaşımına dikkat çekmek istiyorum. IPTV ile birlikte uzaktan eğitim, uygulanabilir bir proje haline gelmektedir. Anadolu Üniversitesi başta olmak üzere pek çok üniversite yaygın eğitim konusunda deneyim sahibidir. Deneyim sahibi bu kurumlar, IPTV platformu üzerinde yer almak istediklerinde yayıncı kuruluş olarak değerlendirilecek ve yayıncı kuruluşlardan istenen tüm belgeleri vermek durumunda kalacaklar. Belgeleri vermek pek sorun olmasa bile lisans ücretleri, kar amacı gütmeyen eğitim kurumlarının bütçelerini zorlayacaktır. Yönetmelikte kar amacı gütmeyen bu tür uygulamaların düşünülmemiş olması büyük bir eksikliktir. Gene IPTV ile birlikte bağımsız yayıncıların, sendikaların, meslek odalarının, dernek ve vakıfların düşük bütçeler ile hazırlayacakları yayınları IPTV platformlarında yayınlatma olanağı yoktur. Yayıncı kuruluş olarak değerlendirilecek ve gerekli sermaye oranından, teknik ekipmana bir çok koşulu yerine getirmek zorunda kalacak, sonuç olarak fiili durumda platformda yer alamayacaklar. 
Yönetmelik ile zorlaşan bir başka durum ise yabancı yayınların IPTV platformunda yer almasıdır. Uydu üzerinden izlenebilen ve bu durumda herhangi bir lisanslamaya tabii tutulmayan yabancı yayıncı kuruluşlar, IPTV platformu üzerinde yer almak istediklerinde yayıncı kuruluş için gerekli şartları yerine getirmek zorunda kalacaktır. İçeriğini ücretsiz olarak uydu üzerinden dünyaya açan yayıncıların, ülkemizde IPTV platformunda yer alabilmek için lisans bedeli ödeyeceklerini düşünmek fazla iyimserlik olur. Fiili durumda gerçekleşecek olan IPTV platform işletmecilerinin bu yayıncıların içeriğine platformlarında yer verebilmek için onların vermeleri gereken lisans ücretlerini kendilerinin karşılaması şeklinde olacaktır. Bu ise, sonuç olarak son kullanıcıya yansıtılacaktır.
Yönetmeliğe ilişkin dikkatimi çeken kimi konuları blog okuyucularımla paylaşmak istedim. Bu yazıyı Ağustos 2010 tarihinde yazmıştım. Güncellemelerini ise Ocak 2011'in başında yaptım. Yönetmelik çıkalı neredeyse 6 ay kadar oldu. İnternet üzerinde yaptığım sorgulamalarda yönetmeliğe ilişkin Elektrik Mühendisleri Odası'nın (EMO) yönetmeliğin denetimi ilgilendiren madddesinin iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle başvurduğu bilgisi ve RTÜK'ün bu konuya ilişkin yaptığı basın açıklaması dışında bir değerlendirme yazısı göremedim. Sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, meslek odalarının seslerini duyurmak için uygun bir platform olabilecek IPTV'yi şekillendirecek yönetmeliğe sessiz kalmasını anlamak zor. Belki konu teknik diye uzak kalmış olabilirler, bu bir derece anlaşılır. Peki üniversiteler? Basın yayın yüksek okulları, radyo televizyon bölümleri, iletişim fakülteleri? Onların da değerlendirmesi yok. 
Umarım benim değerlendirmelerim hatalıdır, yanlış yorumlamalarla doludur... 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

gel gör beni

Aşk ile yanmaya başlayınca, "normal" olmak zor, hatta sanırım olanaksız. Yunus Emre'nin çok bilinen ilahisinde bu "normal"den uzaklaşmış hâl anlatılıyor. Her yazıda olduğu gibi, ilahinin tümünü sona sakladım.
Dünyevî aşkta da bir "normal"den uzaklaşma görülür. Elbette buradaki esriklik, ilahî aşktaki gibi değildir. Zaten, hep yazdığım gibi, dünyevî aşk, ilahî aşkın bir eskizi, taslağı sadece. Sevdicekte görüp etkilendiklerimiz ile O'nunla bir olma gayesini kıyaslamak bile anlamsız. 
Aşkın normalden uzaklaşmak olduğu tespiti, edebiyatta da işlenmiş yıllar boyunca. Bugüne kadar okuduklarım arasında en vurucu olanı ise Psikiyatrist Doktor Levent Mete tarafından yazılan Aşk Hastalığı adlı roman. O esriklik halini o kadar iyi tanımlamış ki, okurken iliklerime kadar hissettiğimi hatırlıyorum.
Dünyevî aşk, bence, karşı konulamaz bir arzu ve bir arada olma isteğiyle birlikte başlıyor. Bir an bile yanından ayrılmaya katlanamama, elini elinden, gözünü gözünden…

ODTÜ: Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Madem bugün üniversiteye giriş sınavı yapıldı, o zaman benim de mezunları arasında yer almaktan büyük onur duyduğum üniversitemin en taze fotograflarından bir seçki sunayım. Fotografları Samsung Note 8 ile çektim. Meraklıları için ekleyeyim, telefon benim değil...
bu heykel ile ilgili o kadar çok şey söylenirdi ki. 10 Kasım'da gölgelerin ATA yazdığı en bilineni sanırım. 


ODTÜ'de bir de müze var. Üniversite kurulurken çıkan eserler sergileniyor. Mimarlık fakültesinin yanında...

Mimarlık fakültesi binaları, ODTÜ'de en sevdiğim binaların başında geliyor. Orada hiç ders almamış olsam bile mimarlığın binalarının farklılığı sanırım beni çeken. 

 ve elbette Mimarlık Amfisi. Ne kadar çok etkinlik izledim orada. Ne kadar farklı kişilerle birlikte....









İkiz bebekle tatile çıkacaklara öneriler

Blog sayfamdaki yazıları belli kategorilere göre ayırıp etiketliyorum. Yazacaklarımın etiketlenebilecek şeyler olmasına özen gösteriyorum. Kısacası her aklıma geleni bloga yazmıyorum. Bugün canım sıkıldı, bari canımın sıkıldığını tüm dünya duysun demiyorum. Biraz bu nedenle, biraz yazarın anonimliğini korumasını sağlama kaygısıyla özel hayatıma ilişkin paylaşımları sınırlı tuttum bu güne kadar. Bu yazı yukarıda anlattıklarımla çelişse bile tatile çıkmadan önce yaptığım internet aramalarında işe yarar çok az bilgi bulabildiğim için ikiz bebek sahiplerine deneyimlerimi aktarayım istedim. Bu yazı ile birlikte yeni bir etiket bloga merhaba diyor: İkiz büyütmek. Bu etiket altında, çok sık olmamakla birlikte, ikiz büyütürken yaşadıklarımı paylaşacağım.

Saklıbahçe Restaurant / Çamlıbel Köyü - Güre - Edremit - Balıkesir

Tüm zamanların en uzun başlığı oldu sanırım. Mekanın adresi böyle, yapacak bir şey yok. Sakin kuzey egenin sakin mekanlarında dolaşmaya devam. Edremit ile Ayvacık arasında, eskiden küçük ve şirin olan yerleşim yerleri, şimdilerde halen şirin olsa da artık küçük değil. Özellikle Akçay sokaklarında dolaşırken İstanbul'un sahil mahallelerinde dolaştığınızı düşünebilirsiniz. Yüksek apartmanlar, sokaklar boyu park etmiş arabalar ve büyük şehir telaşıyla bölgenin en bozulmuş yerleşim birimi sanırım.  Güre, belki termal kaynağının getirdiği bir avantaj ile bu bozulmadan Akçay ve Altınoluk kadar etkilenmemiş gibi geldi bana. Halen sakin, halen kasaba havasında. Güre'den Altınoluk yönüne doğru giderken sağa Tahtakuşlar, Çamlıbel levhalarını göreceksiniz. Bu levhaları takip ederek, Kaz dağlarında yer alan Tahtakuşlar ve Çamlıbel köylerine ulaşabilirsiniz. Tahtakuşlar'da sizi bir etnografya müzesi karşılayacak. Çamlıbel'de ise Saklıbahçe. Sanırım köyde başka mekanlar da vardır. Bi…

Gaziantep'i Ankara'ya taşımak: Beyran Entep Mutfağı Yıldız'da

Gaziantep, Zeugma müzesi, kalesi, çarşısı kadar mutfağıyla da ünlü bir kent. Tatlıları, kebapları, beyran, yuvarlama ve elbette lahmacunu çok özel. Ne mutlu ki artık bu özel tatları denemek için Antep'e kadar gitmenize gerek yok. Ankara'daysanız Yıldız'a gitmeniz yeterli. 
Turan Güneş Bulvarı'nın paraleli olan cadde üzerinde, Hollanda elçiliğinin önünden geçip Çankaya yönünde aşağı doğru ilerlerken sol tarafınızda göreceksiniz Beyran - Entep Mutfağı adlı mekanı. 
Fazla çeşitli olmayan bir menüsü var. Odun ateşli taş fırında pişen lahmacunu Ankara'nın ne lezzetli Antep usulü lahmacunu. Malum, sarımsak da katılıyor içine Antep usulünün. Ancak Beyran'daki lahmacunu öne çıkartan sadece sarımsak değil, hamurun inceliği ve çıtırlığı. 
Beyran, et suyu, sarımsak ve pirinç ile hazırlanan bir çorba. İçerisinde et de var. Antep'te harlı yanan ocağın üzerinden pense ile tutularak indirilip, olanca sıcaklığı ile servis ediliyordu. Beyran'da da aynı usül geçerli. Pense …

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğenin…

Bir derdim var bin dermana değişmem

Yazının başlığı Şah Hatayî'nin bir nefesinden/deyişinden. Yazıya başlamadan bir iki satır Şah Hatayî mahlâslı Şah İsmail'den bahsedeceğim. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim ile yaptığı ve kaybettiği Çaldıran Savaşı'nı biliriz tarih kitaplarından. 37 yaşında Hakk'a yürüyen Şah İsmail'in mücadelesi ile ilgili buradan bilgi edinebilirsiniz. "Muhabbet bağı" olarak da bilinen bu deyişinin sözlerini yazının sonuna ekledim. 
Sene 1996 olmalı, üniversite bitmiş ve yüksek lisans eğitimi başlamış. Bir yandan mesleğe yeni başlamış olmanın bir yandan yüksek lisans derslerinin zorlaması ile hafiften bunalmış bir şekilde yaşayıp gidiyorum. Sevgilim yok. Halen yaptığımız gibi, liseden arkadaşlar ile buluştuk. Arkadaşlardan birisi dert yandı bana, öncelikle ne kadar şanslı olduğumu söyledi ve ardından ekledi, "bak sevgilin yok, tek derdin kendin, ben ise öyle mi, onun her şeyiyle de ilgilenmem gerekiyor". Başta şaka yaptığını düşünsem bile yüzünün ifadesinden s…

Viyana notları - 2 / Hotel Sacher

Tembellik en kötü özelliklerimden. 2008 yılı temmuz ayı sonlarında 4 günlük Viyana gezime ilişkin ilk yazıları döner dönmez yazmış ve takip edenlerin en kısa sürede sayfamda yer alacağını vaadetmiştim. Neredeyse iki yıl sonra vaadimi yerine getiriyorum. Aşağıda okuyacağınız notları gezi sırasında tutmuştum. İtalik mavi ile yazılan kısımlar notların orijinal halinde var. İtalik olmayan bölümleri ise (ki çoğunlukla açıklamalar) sonradan ekledim...

25 Temmuz 2008 21.44 Hotel Sacher'in cafesinde oturuyoruz.  Viyana'daki ikinci günümün akşamında yorgunluk var. Biraz da orijinal sacher'in doğurduğu merak. Orijinal sacher torte'nin fiyatı 4,90€. Yanında içtiğimiz Wiener Melange ise 4,20 €.  Sacher de ne, melange neyin nesi diyenler için ikisini de kısaca tanıtmaya çalışayım. Önce sacher'den başlamam gerekiyor. Ülkemizde de pastanelerde satılan çikolata kaplı bir pasta. İçerisinde kakaolu kek ve kayısı marmelatı var. Viyana ve Salzburg'da şubesi bulunan Hotel Sacher'…

yola girmek, yolda kalmak, aşkla kalmak

Aşk konusunda yazmaya başladıkça "yol" ve "aşk" kelimelerinin anlamı farklılaştı. Eskiden yol, bir yere ulaşmak için çıkan bir durum iken, artık hayatın kendisi haline geldi. Aslında "iki kapılı han"a girdiğimizden bu yana yaptığımız, "yolda olmak". Ama önemli olan "doğru yolu" "sırat-ı müstakim"i bulmak ve ondan ayrılmamak. 
Yazıldığı kadar kolay bir iş değil, doğru yolu, orta yolu bulmak. Bulduğunu düşündüğü bu yolda kalmak da ayrıca zor. Yoldan çıkartmak için, nefis başta olmak üzere, fırsat kollayanlar çok. Bence, burada kıymetli olan, hayatın içinde ve yolda kalmayı başarmak. Kelâm'ın öğüdü de bu yönde, anlayabildiğim kadarıyla. Hayatın dışına çıkıp, inzivaya çekilip, emir ve yasaklara uymaya gayret tasvip edilmiyor. Dediğim gibi, anladığım kadarıyla. Doğrusunu mutlaka O bilir.
Aşkla kalmak da bu anlamda önemli. Hayatımızın merkezine ilahî aşkı koyup onunla yaşamamız, her daim uyanık kalıp, doğru yoldan sapmamak için m…

Körfezin incisi Küçükkuyu'da: Baykuş Bar

Küçükkuyu Belediyesi'nin sloganı "Ege'nin başladığı yer". Edremit Körfezi'nin en batı ucu Küçükkuyu. Bu şirin belediyelik, Çanakkale'nin güney doğu sınırını da oluşturuyor. Mıhlı çayını Edremit yönüne doğru geçtiğinizde artık Altınoluk'a, ki kendisi Balıkesir'e bağlı, girmiş oluyorsunuz. 
Baykuş Bar, 2013 yılı yazının ortasında açıldı. İnşaatını gün gün izledik. Temmuz ve ağustos, Küçükkuyu'nun en dolu olduğu aylar. Baykuş, 2013 ağustosunun ortasında açıldı. Zaman zaman oturduğumuz ve güzel müzik çalan farklı mekanın sahibi Semih Göksel ile bir söyleşi gerçekleştirdim. Semih Abi, Ankara kaçkını. Söyleşide yer alan fotografları da kendisi gönderdi. Peynir tabağı fotografı bana ait sadece. Karşınızda Baykuş Bar. 
Herkese iyi pazarlar. Bir önemli not, kıymetli sosyal medya takipçilerime. Evet, ülkede bunlar yaşanırken ben bunlarla uğraşıyorum. En azından bir şeyler uğraşıyorum. Siz, size gelenleri yeniden yayınlamak dışında ne yapıyorsunuz? Gönderdiğin…