Salı, Ağustos 03, 2010

Adatepe Köyü - Zeus Altarı

Ege'nin başladığı yer. Küçükkuyu Belediyesi'ne ait çöp kamyonunun üzerindeki slogan. Ne kadar doğru tartışılır. Ege'nin başladığı yer mi bilmem ama Ege havasının hissedildiği bir yer Küçükkuyu. Zeytin yağının her yemekte kullanıldığı, sahilde zeytinlikleri, dağlarda çamları ile cennetten bir köşe adeta. Bu güzelliği pekiştiren deniz kıyısından dağlara çıktığınızda sizleri karşılayan köyleri. Küçükkuyu'nun meşhur olmuş bir kaç köyü var. Yeşilyurt, Çetmi Han, Öngen, Erguvanlı Ev gibi ünlü butik otelleriyle adını duyurmuş köylerinden. Adatepe ise Taş Mektep, Hünnap Han ve elbette Zeus Altarı ile ünlü. Bu yazıda Adatepe'yi tanıtmaya çalışacağım.
Edremit tarafından Küçükkuyu'ya gelirken, yolun sağ tarafında göreceğiniz tabela sizi dağlara yönlendirecek. Küçükkuyu merkezine gelmeden sapacağınız dar yoldan yaklaşık 3-4 km gittiğinizde önce Zeus Altarı'na giden tepeliği ardından köy mezarlığının yanından Adatepe Köyü merkezine ulaşacaksınız. Köy içerisindeki evlerin bir bölümü İstanbullular tarafından satın alınmış. Kimisi butik otele dönüştürülmüş, kimisi büyük şehir kaçkınlarına mesken olmuş. Rumlar ve Türklerin birlikte yaşadığı köy, mübadele sonrası Rumların gitmesiyle sadece Türk nüfusun yaşadığı bir köy haline dönüşmüş. Köydeki kimi evlerde Yunan alfabesiyle yazılmış yazılara rastladık. Meydanda Dut Dibi Kahvesi'nde oturduk. Zeytinyağlı taze yemekleri, gözlemeleri ve yarımcık diye adlandırılan çiğ börekleri lezzetli. Yöreden toplanan ada çayını tatmanızı öneririm. Fiyatlar makul, gözlemeler 4-5 TL. Çay 50 kuruş, kave 1 TL. Köye ilişkin ayrıntılı bilgileri bulabileceğiniz bir web sayfası var.
Taş Mektep, çeşitli konularda seminerlerin düzenlendiği bir yetişkin okuluna dönüştürülen Adatepe Köyü İlkokulu Binası. Bu dönem yer alan seminerlere ilişkin afişi içeren fotografı sayfaya ekledim. Ayrıca ayrıntılı bilgi isteyenler için Taş Mektep'in web sayfası da var.
Zeus Altarı, Adatepe'ye gelmeden yolun sağ tarafında göreceğiniz bir tabeladan itibaren yaya olarak katetmeniz gereken 300-500 metrelik yol ile ulaşabileceğiniz bir taştan ibaret. Altar, sunak anlamına geliyormuş. Tanrılara adak adanmasıyla ilintili bu sunak. Truva'yı ortaya çıkartan Alman arkeolog tarafından gün yüzüne çıkartıldığına ilişkin bilgi, altara girişteki tabelada yer alıyor. Çamlar içerisinden geçen yolu at üzerinde de geçirebilirsiniz. 10 TL karşılığında, altara giden patikanın başında bekleyen atlardan birisine binip farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz. Peki, tepeye (altara) vardığınızda nasıl bir manzarayla karşılacaksınız? Sorunun yanıtını vermek kolay: etkileyici. Ancak, bu yanıtı web sayfasına taşımak kolay değil. İnsan gözünün gördüğünü fotograf karesine sığdırmak her zaman olanaklı olmuyor. Gene de çektiğim fotografları ekledim...

Hiç yorum yok: