Pazartesi, Nisan 21, 2008

Bir Halk Düşmanı, Henrik İbsen

Tiyatro oyunlarının ilk perdesinde çıkmak gibi bir adetimiz yoktur aslında. Özellikle Devlet Tiyatroları'nın oyunlarında bugüne kadar fazlaca yapmışlığımızda. Ancak, bu sezon şansımıza olsa gerek, Devlet Tiyatroları'nın iki oyununda (Çığ ve Bir Halk Düşmanı) ikinci perdeyi bekleyemedik. Çığ'a ilişkin yorumlarımı oyundan kısa süre sonra yazmıştım. Bir Halk Düşmanı'nı ise yazmayı unutmuşum. Geçen gün farklı bir konuya bakarken gördüm eksikliği.
Tiyatro, sinemadan, edebiyattan farklı bir sanat. Belirli bir sürede kısıtlı olanaklar sunan mekanda metinde anlatılmak istenenleri seyirciye aktarma uğraşı belki. Eğer bu aktarımı başarılı bir şekilde yaparsanız oldukça keyif verici olabiliyor. Ancak, başarısız olursanız tahammül edilemeyen bir hal alıyor. Aktarılmak istenen mesajı lafın tamamı aptala söylenirmiş tarzında seyircinin gözünün içine sokarsanız ilk perdeden sonrası izlenmez hale geliyor. Bir Halk Düşmanı, metinden mi kaynaklı rejiden mi bilemedim, ne yazık ki tiyatroda sözün tümünü söylemeye kalkmış bir eser. Öyle olunca da izlenmiyor.
Halkın genel çıkarı için çabalarken kimilerinin özel çıkarlarına çomak sokan birisinin sonunda çıkarlarını savunmak uğruna çırpındığı halk tarafından düşman ilan edilmesini anlatıyor oyun. Seneler geçse de farklı coğrafyalarda olsa da durumun değişmediğini görmek üzücü...

Hiç yorum yok: