Ana içeriğe atla

Sayısal Karasal Yayıncılık

Dün kaldığım yerden devam etmeye çalışayım. Bu yazıda işin daha çok kullanıcı tarafını izah etmeye gayret göstereceğim. Bir kere televizyon yayınının sayısal olması, alıcılarımızın (yani televizyonlarımızın) değiştirilmesini gerektirmeyecek. İlerleyen yıllarda sayısal alıcılı televizyonlar üretilecek elbette, alına bakarsanız bu tip cihazlar hali hazırda satılıyor zaten (daha çok ombi diye adlandırılan hem sayısal hem analog tuner'lileri özellikle), ancak tüm televizyonların sadece sayısal alıcılı modellerle değiştirilmesi uzun yıllar alacaktır. Yani bu dönüşüm (sayısal yayın dönüşümü) renkli TV gibi bir dönüşüm değil.
Ne gerekecek peki bu sayısal yayını izlemek için? Tıpkı sayısal uydu yayınlarını izlemek için de ihtiyaç duyduğumuz Set Üstü Kutusu (SetTopBox - STB). Bu kutuların içerisinde, gönderilen yayınları almaya uygun almaç (reciever) ve yayını televizyonun anlayacağı biçeme (formata) çevirecek donanım bulunmaktadır. DVB-T yayınları için farklılık bir yerde kutu seçiminde başlayacak. Sayısal uydu yayınlarının aksine DVB-T yayınını almak için çanak antene ihtiyacınız olmayacak. Şu anda normal yayınları almak için kullandığınız küçük antenler benzeri antenler işinizi görecek. Burada uyducular itiraz edip, "o küçük anten ile alınan yayın sayısı belli, uydu ile bunu karıştırma" diye itiraz edeceklerdir. Elbetteki iki sistem birbirinden çok farklı. Burada tercihi kullanıcı yapacaktır. Ancak kişisel tahminim, zaten 3-5 kanal arasında gidip gelen genel izleyicinin tercihini daha zahmetsiz ve sorunsuz çalıştıracağı DVB-T'den yana kullanacağı şeklinde. Tabii eğer büyük ticari kanallarımız DVB-T paketleri içinde yer alırsa.
DVB-T ile birlikte hayatımıza girecek yeniliklerin büyük bir bölümüne dahil olup olamayacağımızı alacağımız STB belirleyecek. Eğer "zapper box" (Zaplama Kutusu) diye adlandırılan "dummy box" da denilen herhangi bir ek özellik taşımayıp sadece DVB-T yayınları çözebilen bir kutu alırsak, sadece DVB-T yayınlarını izleyebiliriz. Bu yayınlarla birlikte gönderilecek ek içeriği görüntüleyemeyiz. Konuyu anlayabilmek için teleteks sistemli televizyonları ve bu sisteme sahip olmayanları düşünebiliriz. Peki, bu "ek" yayınları almak için ne yapmak gerekiyor? Bu ek yayınlar neler? Her cihaz, tüm ek yayınları alabilir mi? Bu cihazlar ve ek yayınlar için farklı standartlar var mı? Sabırsız olmayın bu da diğer bir yazının konusu. Şunu belirtmek ile yetineyim ek yayınların ne olduğunu anlayabilmek için. Tenis turnuvası yayını sırasında hangi korttaki maçı izleyeceğinizi seçip, oyunu izlerken atılan bir servisin teknik özelliklerini ekranınıza taşıyıp, oyuncunun geçmiş kariyeri ile ilgili deyatlara göz atıp bir de kimin kazanacağına dair bahse girmek; bu arada pizzanızı sipariş edip, setler arasında, oyuncunun giydiği ayakkabının aynısının kaça satıldığına bakmak istemez misiniz? Yanıtınız evet ise bir sonraki yazımı kaçırmayın. Tüm bunlar DVB-T ile birlikte yaygınlaşacak olan (şu an benzer örnekleri yurtdışında kullanılan) eTV (Etkileşimli Televizyon - iTV Interactive Television) getirdiklerinden...

Yorumlar

Ozgur dedi ki…
Amerikada genel olarak televizyon kanalari DVB-C (cable) yontemini kullanarak yayin yapapiyorlar.
IEEE nin aylik dergisi Spectrum (www.spectrum.ieee.org) da "A Broadband Utopia" adli makalede.ABD'nin Utah eyaletinde Broadband yayinciligi baslandigini ogrendim.
Broadband yayinciligin en onemli ozlelligi televizyon programlarini, telefonu ve interneti musterinin evine tek bir fiber-optik kablo ile getiriyor olmasi.
Su anda Utah'da 3000 musterisi olan bu sistemin simdilik hizi 30 Mb/s fakat en kisa surede bu hizin 50Mb/s ile 100Mb/s arasinda bir hiza ulasacagini soyleniyor.Bu da su anda yaygin olarak kullanilan cable veya digital line connection de 10 ile 20 kat hizli oldu ayrica belirtiliyor.
Sadeceozgur dedi ki…
Sevgili Özgür'ün bahsettiği (internet, televizyon ve telefon hizmetinin aynı firma tarafından sağlanması) modeline "Triple Play" ismini veriyorlar. Fransa başta olmak üzere kimi Avrupa ülkelerinde kullanılıyor. Ülkemizde de önümüzdeki dönemde yayınlaşacağını düşünüyorum...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Televizyon Öldüren Eğlence / Neil Postman

Amerikalı yazar ve medya teorisyeni Neil Postman'ın 1985'te kaleme aldığı ünlü eseri Amusing Ourselves to Death, Osman Akınhay'ın çevirisi ile Ayrıntı yayınlarından çıkmış. İlk baskısı 1994 yılında yapılan kitabın benim okuduğum 2010 yılında yapılan 3. baskısıydı. Geniş kaynakça ve dizini ile birlikte 195 sayfalık kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde televizyona gelinceye kadar iletişim dünyasının geçirdiği evreler ve her yenilik ile günlük yaşamdaki değişiklikler irdeleniyor. İnsanların sadece yakın çevrelerinde olup bitenden haberdar oldukları, şehrin, ülkenin ve dünyanın geri kalanından bihaber oldukları dönemleri hayal etmek bile zor günümüzde. Telgrafın keşfiyle işler değişmiş. 27 Mayıs 1844'te Amerika'da ilk telgraf hattının kurulmasından yalnızca dört yıl sonra Associated Press'in kurulmasıyla "bütün ülkede hiçbir yerden gelmeyen, özel olarak hiç kimseye hitap etmeyen haberler ağır basmaya başladı" (s.80)
Postman, günümüzden 25 yıl önce y…

Net olan tek şey: Netflix değiştirir

Sektör etkinliklerini 2011 yılından bu yana takip eden birisi olarak Netflix'in Türkiye pazarına girişini, uzunca bir süredir bekliyordum. 2013 yılında Londra ve Talin'de takip ettiğim iki sempozyumda da en çok konuşulan konu Netflix'ti. Aslında Netflix ile ilgili ilk yazımı, Avrupa'da esen OTT rüzgarını değerlendirdiğim 2011 yılında yazmışım
2013 yılında, televizyon yapımları için verilen ödülleri toplayan House of Cards da Netflix için üretilen bir içerikti. Belki haber bundan ibaret olsa, televizyon dünyası açısından çok önemli olmayabilir. Sonuçta Digitürk'ün platform kanalı için ürettirdiği Bir Erkek Bir Kadın adlı uyarlama da çok tuttu örneğin. Ancak House of Cards, TV pazarını ve işleyişini kökten sarsıcı özellikler taşıyordu. Öncelikle, yapımcıları dizideki ilişkiler ağının bir pilot bölümde anlatılamayacak kadar karmaşık olduğunu bu yüzden bir sezon için sipariş verilmesini istediler, pilot bölüm olmaksızın. Ülkemizdeki işleyişin ayrıntılarını tam bilmiyo…

Çocuk Davamız 1 / Kazım Karabekir

Ankara'da sahaf denilince pek akla gelmez Küçükesat tarafları. En bilindik mekanlar Kızılay'daki pasajlar olsa da aslında Küçükesat, kitap meraklıları için önemli adresler barındırır. Bu adreslere başka bir yazıda değinmek üzere başlığa döneyim, bir not ekleyerek. Kazım Karabekir, Osmanlı'nın son dönemi ile Cumhuriyet'in ilk yıllarına tanıklık etmiş isimler arasında en çok anı bırakanlardan birisi sanırım. Anıların çokluğu ile 1925 - 1938 arası zorunlu yalnızlığının etkisi büyüktür gibi geliyor bana. Bu durum da ayrı bir yazı konusu olsun...
Çocuk Davamız 1, Emre yayınları'nın Cumhuriyet Tarihi Serisi'nin 9. kitabı olarak yayınlanmış. Bende 2000 yılında yapılan beşinci baskısı var. İlk baskısı ise 1995 yılında. 330 sayfalık kitap sert bir cilde sahip. Kitabın ikincisi de var. Geçenlerde bu Küçükesat civarındaki bir sahaftan Karabekir'in yazdıklarının 10 cildini satın aldım 100 TL karşılığında. Sanırım Yapı Kredi Yayınları bu eserleri yeniden düzenleyerek büy…