Çarşamba, Mart 02, 2005

Özelleştirme - Güzelleştirme (!)

Özelleştirme, tanım gereği, kamu mülkiyetindeki bir işletmenin ya da sektörün özel sektöre devrine denilir. Ülkemizde 1980'ler sonrası duymaya başladığımız bir söz olsa bile önemli uygulamalar 1990'lı yıllara rastlar. Aslında kıta Avrupasında ve İngiltere'de 1980'li yılların başlarında büyük kamu şirketleri özel sektöre devredilmiştir. Özelleştirme savunucularının temel dayanakları kamu işletmelerinin, hükümetlerce "arpalık" olarak kullanıldıkları, zarar eder hale geldikleri, verimliliğin düşüklüğü, kamunun sırtında kambur oldukları yönündedir. Bu söylenenlerin hepsinin doğru olduğu kabul edilse bile, ki hararetle özelleştirilmesi gerektiği savunulan Türk Telekom yıllardır kar etmektedir, Tüpraş en büyük sanayi kuruluşudur ve kar etmektedir, gene de mülkiyetin neden özel sektöre geçmesi gerektiğini açıklamaz. Hükümetin kamu girişimleri üzerindeki etkisini azaltmanın tek yolu mülkiyetin değiştirilmesi değildir. Eğer girişimleri (kurum ve kuruluşları) kamu denetimine açıp, yönetimlerini özerk hale getirirseniz bu durumda hem verimli hem de kar eden, ki kimi sektörler için öncelikli olan "kar" etmek değildir ve olamaz, işletmeler haline getirilebilirler.
İşin bir başka yönü ise kimi sektörlerin özelleştirilmemesi gerektiği gerçeğidir. Bunlar özel sektörün kar güdüsü ile çalışan şirketlerine bırakılamaz: Eğitim, sağlık, savunma ve yargı. Tüm sağlık kurumlarının, üniversite hastaneleri ve üniversitelerin özelleştiğini düşünelim. Bu durumda toplumun %0,01'inin ilgilendiren bir sağlık probleminin çözümü için hiç bir şirket yatırım yapmayacaktır. Çünkü "karlı" değildir bu konuda araştırma yapmak. Ya da savunmanın özelleştiğini düşünelim. Böyle bir durumda mahallenizde meydana gelen hırsızlık olayları acaba gerçekten hırsızlar tarafından mı yapılmaktadır. Yoksa evinizi daha fazla korumanız için sizi ikna etmeye çalışan "güvenlik" şirketi tarafından mı yapılmaktadır. Bunu bilmenize olanak yoktur.

Hiç yorum yok: