Cuma, Aralık 10, 2004

Kayıp Kucak (Film)

İnsanı yoran bir temposu var filmin. Diyalogların çokluğu, müziğin azlığı, kamera kullanımı ve kurgu tekniği sebepleri galiba bu yoruculuğun. Filmin konusu ilginç. Arjantin'de yaşayan Polonya göçmeni Yahudi ailenin küçük oğlunun babasını, hayatı ve hayattaki amacını arama öyküsü. Sürpriz sayılabilecek bir son ile bitiyor film. Film bitti diye erken ayrılmayın salondan. Babaannenin şarkısını kaçırırsınız sonra :)
Filmdeki "pasajı" kendi iş yeriniz olarak düşündüğünüzde ne kadar tek düze bir hayat yaşadığınızı hissedebilirsiniz. Filmin kahramanının kız arkadaşından ayrılması üzerine söyledikleri de oldukça düşündürücü. "Seninle 10 yıldır birlikteyiz, birlikteliğimiz sürerse ileriki yılların ilk 10 yıldan farkı olmayacak ve böyle yaşayıp öleceğiz. Bu nedenle ayrıldık. Şimdi ise gene öleceğim ve yanımda sen olmayacaksın.." Gerçekten de insanın en büyük mucizesidir; öleceğini bildiği halde inatla yaşama bağlanmak ve yaşamak.
İlişkilerde ise sürenin uzunluğu ya da tek kişi ile birlikte olmak değil tek düzeliği doğuran. Temel sebep, birlikteliği oluşturan bireylerin gelişmişlik düzeyi. Biraz karışık bir ifade oldu galiba. Demek istediğim, kısa sürede de tek düze hale gelebilir ilişki. Bu birazda kişilere bağlı. İlişkilerde "canlı" varlıklardır. Onların "ölmesini" (tek düze hale gelmesini) engellemek için uğraş vermemiz gerekir.

Hiç yorum yok: