Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Küçükkuyu Güncellemesi - 2018

Blog yazarak hayatımı kazanmıyorum. Bugüne kadar blog yazarak elde ettiğim tek şey, Nedim Gürsel üstadın imzalı kitabı oldu. Kendisine ve vesile olan kıymetli Cüneyt Ayral'a bir kez daha teşekkürler...
Tamamen kendi keyfim için yaptığım bu blog yazma işinde, yazı güncellemek, hiç sevmediğim bir şey. Çünkü bu güncelleme öyle sanıldığı kadar kolay değil. Hele benim gibi her daldan her yerden yazan birisi için. Mesela, Küçükkuyu, 2010 yılından bu yana, düzenli sayılabilecek bir sıklıkla gittiğimiz bu şirin yerle ilgili yazdıklarımı güncellemek için bir sonraki yaz ayını beklemek gerekiyor. 
Bu uzun ve muhtemelen gereksiz girişin ardından gelelim konuya. Dediğim gibi 2010 yılından bu yana düzenli sayılabilecek bir sıklıkla gittiğimiz Küçükkuyu'nun zaman içerisindeki dönüşüm / gelişimine tanıklık ediyoruz. Bu yazıda mekan dönüşümlerinden ziyâde Küçükkuyu'nun dönüşümüne dair bir şeyler karalamaya çalışacağım.
Küçükkuyu, Assos ile Altınoluk arasında yer alıyor. Çanakkale'nin Ayv…
En son yayınlar

Paşaların Hesaplaşması / Kazım Karabekir

Zeyrekli Kazım Bey ya da soyadı kanunu ardından Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşı ve sonrasında en önemli figürlerden birisidir. Bizlere okutulan tarih kitaplarında bu önemi pek anlaşılmaz. Zaten bizlere okutulan tarih kitaplarında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden neredeyse hiç bahsedilmez. Ülkeyi Vahdettin ve Damat Ferit birlikte batırmış, Mustafa Kemal de kurtarmıştır. Ne 1908'den ne 1876'dan ne bunların 1923'e etkilerinden söz edilir. Neyse, bu konuda daha yazacak çok şey var, ama öncelikle okumak ve "bilgi sahibi olmak" gerek. "Fikir sahipliği" sonra... Gelelim bu önemli çalışmaya. Öncelikle Paşaların Hesaplaşması, kitabın tam adı değil. "İstiklâl Harbine Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik?" Paşaların Hesaplaşması'nın hemen altında yer alıyor. Kurtuluş Savaşı dönemine dair Karabekir anıları için ilginç bir başlık değil mi? Kitabı yayına hazırlayan Prof. Faruk Özerengin ve basan Emre Yayınları. İlk baskısı 1991 yılında yapı…

yola girmek, yolda kalmak, aşkla kalmak

Aşk konusunda yazmaya başladıkça "yol" ve "aşk" kelimelerinin anlamı farklılaştı. Eskiden yol, bir yere ulaşmak için çıkan bir durum iken, artık hayatın kendisi haline geldi. Aslında "iki kapılı han"a girdiğimizden bu yana yaptığımız, "yolda olmak". Ama önemli olan "doğru yolu" "sırat-ı müstakim"i bulmak ve ondan ayrılmamak. 
Yazıldığı kadar kolay bir iş değil, doğru yolu, orta yolu bulmak. Bulduğunu düşündüğü bu yolda kalmak da ayrıca zor. Yoldan çıkartmak için, nefis başta olmak üzere, fırsat kollayanlar çok. Bence, burada kıymetli olan, hayatın içinde ve yolda kalmayı başarmak. Kelâm'ın öğüdü de bu yönde, anlayabildiğim kadarıyla. Hayatın dışına çıkıp, inzivaya çekilip, emir ve yasaklara uymaya gayret tasvip edilmiyor. Dediğim gibi, anladığım kadarıyla. Doğrusunu mutlaka O bilir.
Aşkla kalmak da bu anlamda önemli. Hayatımızın merkezine ilahî aşkı koyup onunla yaşamamız, her daim uyanık kalıp, doğru yoldan sapmamak için m…

gel gör beni

Aşk ile yanmaya başlayınca, "normal" olmak zor, hatta sanırım olanaksız. Yunus Emre'nin çok bilinen ilahisinde bu "normal"den uzaklaşmış hâl anlatılıyor. Her yazıda olduğu gibi, ilahinin tümünü sona sakladım.
Dünyevî aşkta da bir "normal"den uzaklaşma görülür. Elbette buradaki esriklik, ilahî aşktaki gibi değildir. Zaten, hep yazdığım gibi, dünyevî aşk, ilahî aşkın bir eskizi, taslağı sadece. Sevdicekte görüp etkilendiklerimiz ile O'nunla bir olma gayesini kıyaslamak bile anlamsız. 
Aşkın normalden uzaklaşmak olduğu tespiti, edebiyatta da işlenmiş yıllar boyunca. Bugüne kadar okuduklarım arasında en vurucu olanı ise Psikiyatrist Doktor Levent Mete tarafından yazılan Aşk Hastalığı adlı roman. O esriklik halini o kadar iyi tanımlamış ki, okurken iliklerime kadar hissettiğimi hatırlıyorum.
Dünyevî aşk, bence, karşı konulamaz bir arzu ve bir arada olma isteğiyle birlikte başlıyor. Bir an bile yanından ayrılmaya katlanamama, elini elinden, gözünü gözünden…

sen yoksun ya böyle...

Aşk etiketli yazılar kendisini yazdırıyor derken ciddiyim aslında. Hep anlatırlardı, bir noktadan sonra benden çıktı, karakterler kendilerini yazdırıyor diye. İnanmazdım. Doğruymuş.
AŞK konusunda en büyük zorluk, his dışında ve kalp dışında yaslanabileceğimiz bir varlık olmayışı. Belki ve aslında işin güzelliği ve etkileyiciliği de bu. Eğer somut olarak görebileceğimiz, dokunabileceğimiz bir varlık olsa aşık olduğumuz ya da daha doğru ifadesiyle AŞKı ile yandığımız, bir olmaya çabaladığımız, böylesini hissedemeyeceğiz.
Kelâm'da bu konuya ilişkin çok açıklama ve örnek var. Kişisel tanıklıklarım ve deneyimlerim bu kanıt arama çabasının nafileliğini defalarca gösterdi. Kanıt, aslında her an ve her yerde karşımızda. Aldığımız nefes, çatlayan tohum, yağan yağmur, doğan güneş... İbret almak isteyene hem örnek çok hem kanıt. Yeterki kalpler mühürlü olmasın.
Dünyevî aşk da böyle aslında. Hep derler ya aşk, kavuşamama durumunda ortaya çıkar. Bence de kavuşunca meşk olur, aşk hasretliktir. Eğe…

eksiklik kendi özümde, dârına durmaya geldim

Dizinin bu yazısına kadar olanları takip etmediyseniz, baştan başlamanızı önereceğim. Elbette kimseye akıl verecek halde değilim. Sadece öneri benimki.

Yazıya başlamadan, artık bir gelenek oldu, başlığa ilham olan deyişten bahsedeyim. Deyiş, bir kez daha, Şah Hatayî'den. Deyişin tümü gene yazının sonunda.
Dâra durmanın ne anlama geldiğini bilmeyenlerdenseniz, o zaman basit bir internet taraması ile aşağıdaki sonuçlara ulaşabilirsiniz. Hem sizleri yormamak, hem de bu yazıların geleceğine ilişkin planlarına yardımcı olmak bakımından ben yaptım, size önerdiğimi. Kaynak Ekşi Sözlük dar yaratıcının huzurunda durduğunu kabul ederek özünü, benliğini ortaya koyup, teslim olmanın adıdır. yaratanın huzurunda gizlilik, saklılık yoktur. o her şeyi bilen ve görendir. bilineni bilenden saklamanın bir anlamı da yoktur.
bu darda “ölmezden önce ölünür ve yaşamı sorgulanarak, pak insan olunur.” ruhumuzu da arındırmamız lazım. din, ruh fezasında yükselmenin adıdır. öyleyse “beytullah” dediğimiz öz, yani…

aşık olan gönül, aşktan usanmaz

AŞK etiketli yazılara başlarken planladığım bir şey değildi şiirlerden başlık bulmak. Yazmaya başlayınca oldu ve inanmazsınız, yazıyı bitirirken bir sonrakinin başlığı  geliyor aklıma. 
Bu kez Yunus Emre'den alıntı bir başlık var. Her zamanki gibi, şiirin tümü yazının sonunda. 
Bu dizi boyunca bahsettiğim aşk, aslında gerçek olanı. Yani dünyevî olanından bahsetmiyorum. Dünyevî olanı, bana kalırsa bir eskizden ibaret. O gerçek aşkı hissedemeyenlere bir avuntu belki de.
Peki, aşktan usanılır mı? Başımıza gelen "felaketler", "acılar", "yokluklar" ve "haksızlıklar" karşısında "aşk"ımızdan vaz mı geçeceğiz? Ya da bize gittiğin yol yol değil bak bunları kaçırıyorsun diyenlerin sözüne mi aldanacağız?
Dünyevî olandan devam edersem, siz sevdiceğe mi aşıksınız yoksa onun sizi sevmesine mi? Nazım Hikmet ne güzel söylemiş Tahir ile Zühre meselesinde. Ne diyor büyük usta; 
Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp …

Bir derdim var bin dermana değişmem

Yazının başlığı Şah Hatayî'nin bir nefesinden/deyişinden. Yazıya başlamadan bir iki satır Şah Hatayî mahlâslı Şah İsmail'den bahsedeceğim. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim ile yaptığı ve kaybettiği Çaldıran Savaşı'nı biliriz tarih kitaplarından. 37 yaşında Hakk'a yürüyen Şah İsmail'in mücadelesi ile ilgili buradan bilgi edinebilirsiniz. "Muhabbet bağı" olarak da bilinen bu deyişinin sözlerini yazının sonuna ekledim. 
Sene 1996 olmalı, üniversite bitmiş ve yüksek lisans eğitimi başlamış. Bir yandan mesleğe yeni başlamış olmanın bir yandan yüksek lisans derslerinin zorlaması ile hafiften bunalmış bir şekilde yaşayıp gidiyorum. Sevgilim yok. Halen yaptığımız gibi, liseden arkadaşlar ile buluştuk. Arkadaşlardan birisi dert yandı bana, öncelikle ne kadar şanslı olduğumu söyledi ve ardından ekledi, "bak sevgilin yok, tek derdin kendin, ben ise öyle mi, onun her şeyiyle de ilgilenmem gerekiyor". Başta şaka yaptığını düşünsem bile yüzünün ifadesinden s…

peki şaşkın kim?

Baştan itiraf edeyim. Şaşkın olan benim.  Şaşıp kalan, şaşkınlığını ifade eden.  Bunu neredeyse her gün, belki her an yapan, ama her zaman dille söylemeyen.  Kalp ile dile getiren, sessiz ve sedasız...
Neden şaşkın, neye şaşıp kalan? 
Pek çok şeye ve hatta neredeyse herşeye.  Bu âlemlerin düzenine mesela.  Âlemler kavramının kendisine.  Düzenin işleyişine.  Her şeyde bir "hesap" olmasına.  Biz farkına bile varmadan, tıkır tıkır işleyen bir yapıya.  Yani "dünya" diye algıladığımız "rüya", aslında her anıyla beni şaşkına çeviriyor.
Bazen bir film seyrederiz ve deriz ki "yok artık, senarist abartmış, bu kadar da olmaz". Sonra bu "yok artık" dediğimiz ne varsa, başımıza geldiğini görünce, bir kez daha şaşırırız.  İşte bu şaşkınlık benim bahsettiğim. 
Şaşkınlığın farklı boyutları da var elbette. Kimileri, bu düzenin muhteşemliği ve kendisinin acizliğini görüp şaşırırken, kimi, Kelâm'da çeşitli yerlerde defalarca zikredildiği halde, "somut kanıt&…

ODTÜ: Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Madem bugün üniversiteye giriş sınavı yapıldı, o zaman benim de mezunları arasında yer almaktan büyük onur duyduğum üniversitemin en taze fotograflarından bir seçki sunayım. Fotografları Samsung Note 8 ile çektim. Meraklıları için ekleyeyim, telefon benim değil...
bu heykel ile ilgili o kadar çok şey söylenirdi ki. 10 Kasım'da gölgelerin ATA yazdığı en bilineni sanırım. 


ODTÜ'de bir de müze var. Üniversite kurulurken çıkan eserler sergileniyor. Mimarlık fakültesinin yanında...

Mimarlık fakültesi binaları, ODTÜ'de en sevdiğim binaların başında geliyor. Orada hiç ders almamış olsam bile mimarlığın binalarının farklılığı sanırım beni çeken. 

 ve elbette Mimarlık Amfisi. Ne kadar çok etkinlik izledim orada. Ne kadar farklı kişilerle birlikte....









Asla Şaşkın Kalma: Sadeceozgur ile "aşk" etiketli yazılar üzerine bir söyleşi

Öncelikle söyleşi önerimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederek başlayayım sözlerime. Öyle sanıyorum ki Sadeceozgur olarak ilk söyleşiniz bu.
Doğru. 12 yıl ve 1300'ün üzerinde yazı yayınladım bugüne dek. Bunlar arasında söyleşiler de var. Ancak kimse merak edip bana sormadı, derdin ne diyerek. Gerçekten az değil 12 yılda 1300 yazı demek, ortalamada 3 günde 1 yazı anlamına geliyor, ki aslında geçmiş yazılarımın birinde paylaştığım grafiği hatırlarsak yazı yazma sıklığım değişkenlik gösteriyor. Hiç yazısız geçen koca bir yıl var arada mesela. 
Evet, 2017 sanırım. Zor bir yıl olsa gerek sizin için. Elbette, aslında her yılın ve her vaktin kendi enerjisi olduğunu anlama gayreti içerisindeyim. Gayret bir yol bilgiye ulaşmak için. Yaşamakta olduğunuz günlerin yoğunluğu "bilgi"nin yardımına engel olabiliyor bazen. O zaman okuyucuyu fazla bekletmeden sorayım. Öncelikle neden aşk ardından neden şimdi? Siz neden "aşk"ı önce sordunuz ama izninizle, bir önceki soruda bıraktı…

Yorum bırak kitap kazan

Okuduğum kitapları biriktiriyordum bugüne kadar. Ancak biriktirmenin bir sınırı olmalı. Yenilerine yer açmak adına, bir kısmını elden çıkartmalı.  Tamam ama nasıl? En güzel yolu, birisine hediye etmek.  Peki ama kime? Hak edene. Gerçekten isteyene ve şansı yaver gidene. Bu yüzden dünya kupasının kalan süresi boyunca, bu yazının altına yorum yazanlar arasından şanslı okuyucularıma kitap hediye edeceğim. Hangi kitap diye sormayın lütfen, çünkü bugün için ben de bilmiyorum :)

Kapadokya

Kapadokya'ya dört kez gidilir mi derdim, eskiden olsa. Söz konusu çocuksa, dört değil ondört de olur elbette. Daha önce 3 kez gittiğim ve hâlâ aklımda olan mekanları bu kez onlar ile dolaşmak ayrı bir keyif. Nerede ne yenilir, kaç paradır, hangi otel iyidir, balon turu yapmak mantıklı mı sorularının yanıtları yok bende. 
Ankara çıkışı bir tur ile gittik. Jolly tur adlı şirketin düzenlediği bir tur idi. 23 Nisan öncesindeki haftasonuna denk geldiği için sanırım epey kalabalıktı mekanlar.Ankara'dayken müze kartınızı alın derim. Orada çok sıra oluyor. Kart bir yıl geçerli. İş Bankası kredi kartlarının böyle bir özelliği varmış sanırım. Benim İş Bankası kartım olmadığı için sırayı beklemek zorunda kaldım. Ankara - Ihlara vadisi arası çok uzak değil. Günübirlik doğa yürüyüşü için güzel parkurlar sunuyor anladığımız kadarıyla, akılda tutmakta yarar var. Bir gece konaklamalıydı turumuz. Bu tur işini hiç sevmediğim için bir gece fazlasıyla yetti.Hayatı kendi ritmiyle yaşamak gerektiğin…

Atatürk ve Masonluk / Tamer Ayan

Yakın tarih olarak adlandırdığım, 1870 - 1930 arasındaki 60 yıllık döneme ilişkin kitapları okumayı sürdürüyorum. Öyle kolay bitecek gibi de durmuyor. Satın aldıklarım raflarda sıralarını beklerken, okuduklarımdan öğrendiğim yenileri de satın alma sırasında bekliyor. Bugünlerde Sait Halim Paşa'nın Buhranlarımız adlı anı dizisini radarıma aldım. Evde bu diziden kitaplar var ancak 7 kitaplık dizide eksikler bulunuyor. Neyse ki sahaflar var.
Gelelim Tamer Ayan'ın kitabına. İşin doğrusu bu tür isimlere sahip kitapları pek satın almıyor ve okumuyorum. Ancak, kitabı internet yerine dokunarak - sayfalarını karıştırarak satın almanın avantajını kullanmıştım bir kez daha. Ayan'ın kitabı, sansasyonel isimli Atatürk kitaplarından oldukça farklı. 
Öncelikle Tamer Ayan, kendi ifadesine göre: Sevenler Locası'nda 1986'da Nur'a kavuştuKitap, Mustafa Kemal Atatürk'ün masonluk ile ilişkisi üzerine yazılmış. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kuruluş dönemlerinde serbest hareke…

Barselona

Yaş almaktan mıdır bilmem bir üşengeçlik var üzerimde. Oysa eskiden, daha geziye başlamadan yazıları planlardım. Gezi boyunca yazıya en uygun fotografı çekmeye çalışır, kimi zaman gittiğim yerde, çoğunlukla döndükten hemen sonra ... gezi notları diye yayınlardım. 
14 yıl geçince blogda, biraz tembellik hakkı oluyor. O değilde, ya da neyse... Sizi Barselona fotografları ile başbaşa bırakayım. Sona bir kaç açıklama ekledim:
Bu arada Barselona ve diğer başka bir çok kent / bölge hakkında keyifli yazılar okumak isterseniz OiTheBlog tam size göre. Hayata benzer pencereden bakan Öykü Doğan ve İdil Atay blogunu ben çok sevdim. 















Barselona pahalı mı sorusu pek anlamlı değil. Öncelikle pahalı ve ucuz göreceli kavramlar. Kime göre, nereye kıyasla? Avronun 5 lirayı geçtiği günlerde Barselona ucuz olsa kaç yazar. Ankara'dan gidiyorsanız Lufthansa mantıklı bir seçim olabiliyor fiyat bakımından. Kontrol etmenizde yarar var. Ankara - Münih - Barselona bileti Ankara - İstanbul - Barselona biletinden …