Cumartesi, Ekim 28, 2017

İşe Yarar Bir Şey

Az sayıda salonda vizyona giren, çok kişinin izlemesini dilediğim filmin adı: İşe Yarar Bir Şey. Barış Bıçakçı ve Pelin Esmer'in senaryosunu yazdığı filmi Pelin Esmer yönetmiş. Leyla (Başak Köklükaya) ile Canan'ın (Öykü Karayel) tren yolculuğuyla başlayan filmin, hayatının ortalarında olanlara, mesela lise mezuniyetinin üzerinden 25 yıl geçmişlere, anlattığı çok şey var. 

http://iseyararbirseyfilm.com/basin/ bağlantısından alıntı

Bol diyalog, az hareket ile geçse bile izleyicisini sıkmayan, temposunu yitirmeyen bir film yapmış yönetmen. Kurgusu sağlam, müzik (çello) etkileyici. Trende geçen sahnelerde camdaki yansıma ile camdan görünenin eşanlı çekimini çok beğendim. Görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki'yi tebrik ederim. Benim sözle anlatmaya çalıştığımın bir örneğini yukarıdaki fotografta görebilirsiniz. 

Diyaloglar, şiir okuma, bir şeyler yazma isteği uyandırdı. Uzun süre sonra, bloga ekleme yapmamın nedeni de bu istek. Yazının başında da dediğim gibi, az sayıda salonda vizyona giren bu filmi umarım çok kişi izler. 

Bir yerlere yetişme telaşı ile geçip giden hayatlarımıza 107 dakikalık dinginlik iyi gelecek.

Pazar, Eylül 24, 2017

blogun geleceğine dair

Benzer başlıklı yazıları dönem dönem yayınladım, 2004 yılı kasım ayından beri devam eden sadeceozgur macerası boyunca. Kitap, mekan, gezi, teknik etiketli yazılarla başlamıştım. Bir ara söyleşiler yayınladım. Zaman içerisinde azaldı yazılar. 

Blogda artık teknik, kitap, söyleşi, gezi gibi etiketlere sahip yazılar yer almayacak. Bundan böyle sadece özgür yazılara, öykü denemelerime yer vereceğim bu adreste.

Eski yazılara arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz her zaman. 


Cuma, Ocak 13, 2017

Protez Uzmanı Diş Hekimi Dr. Ege ERYÜRÜK söyleşisi

Smiles 312 Diş Kliniği'nde tedavi oldum. Çok memnun kaldığım tedavi sonrası bu söyleşiyi yapmak istedim. Vakit ayırıp sorularımı yanıtladığı için Dr. Eryürük'e bir kez daha teşekkür ediyorum. 

1. Diş hekimliğinde uzmanlık gerekli midir?

Diş hekimliğinde uzmanlığın gerekliliği üzerine düşüncelerimi taradığımda genelde Hacettepe yıllarında meslektaşlarımla ve öğrencilerimle yaptığımız konuşmaları anımsıyorum. O an belli bir branşta uzmanlık yapan veya yapmayı amaçlayan diş hekimleri veya diş hekimi adayları :) Eğer aklıma hala bu konuşmalar geliyorsa şunu öngörebilirim sanırım, hala tedavi talep eden toplumumuzda çok net bir branş uzmanı diş hekimi tercih etme talebi oturmamış durumda. Çoğunlukla biz branşımızı açıklıyor ve branşımıza özel odaklandığımız noktaları açıklar anlatır halde buluyoruz kendimizi hastaya. Hastalar üzerinde psikolojik gereklilik ve beklenti yönünde henüz zamana ihtiyaç varken protetik diş tedavisi üzerine 6 yıl süren uzmanlık eğitimimi, bana getirdiklerini mesleki olarak ortaya koyabildiklerimi, sizin gibi önceki deneyimlerine göre ölçülebilir şekilde pozitif deneyim yaşatabildiğim hastalarımı düşününce küçük görünen bir alan olan ağız içinde nitelikli tedavi ortaya koymanın ciddi bir gerekliliği olarak görüyorum uzmanlaşmayı. Sadece isminizin önünde bir titre değil bu titrenin içini dolduran bir bilgi beceriye sahip olma ve geliştirme çabası içinde olan diş hekimlerinin gelecekte daha farkedilir bir konuma sahip olacaklarına eminim diyebilirim.

2. Kliniğinizdeki diş hekimlerinin uzmanlıkları konusunda bilgi verebilir misiniz?

Kliniğin kuruluş aşamasından itibaren multidisipliner yani birbirinden farklı branşlarda hizmet veren diş hekimliği ile ilgili tüm tedavi taleplerine karşılık verebilecek bir klinik sistemi ve hekim kadrosu oluşturmak öncelikli hedeflerimden oldu. Arz talep dengesi, nitelikli hekime ulaşabilmek gibi faktörleri göz önüne alarak gelişen süreci düşündüğümde henüz yolun başlarında olduğumuzu söyleyebilirim. Hayalim ve hedefim bir iki yıl içerisinde vizyon ve misyonu ile ülke çapında örnek alınan bir klinik sistemi oluşturmak. Bunun oluşması için hem baştan beri geliştirmeye çalıştığım butik kurumsal yapılanmayı tamamlamamız veya belli bir seviyeye getirmemiz gerekiyor hem de belli bir süreklilikte hizmet veren branş uzmanı hekim kadrosunu genişletmemiz gerekiyor. Şu an yetişkin diş hekimliği ve çocuk diş hekimliği olarak ayrım yaptığımızda iki noktada da lokal anestezi altında yapılabilecek tüm diş hekimliği tedavilerini sunabiliyoruz. Başta söylemiş olduğumu arz talep dengesi gelişimi ile klinikte çalışma gün sayısı olarak daha uzun süreli bulunan branş uzmanlarını kadromuza katmaya devam edeceğiz. Mevcut durumda çalışma gün sayıları değişkenlik göstermek üzere protetik diş tedavisi uzmanı olarak ben haricimde, pedodonti, ortodonti, endodonti ve ağız diş çene cerrahisi branşlarına uzmanlarımız bulunmaktadır.

3. Kliniğin dekorasyonu modern ve ferah. Tasarım size mi ait?

Kliniğin dekorasyonu noktasında istediğim noktada mıyım asla hayır, çok daha etkili ve kusursuz olmalıydı o gayreti ve isteği göstermiştim ama tarihi zamanında yargılamanın gereğine inanırım. İlk tecrübemdi doğru ve yanlış tercihlerin, çalışılan kişilerin, o dönemki maddi manevi şartların etkisinde sizin gibi bir çok hastamızın dikkatini çeken ve pozitif görüşleriyle destekledikleri bir klinik çıktı ortaya. Butik kurumsal sisteme çok önem veriyorum ve kurumsal kimliğin şekillenmesinde kendi özelliklerimin de etkisi olduğunun farkındayım. Nezaket çok önemli, sistemin temel noktalarından birisi bu. Personel ve doktorlar bunu hastalara göstermek durumunda. Çünkü iletişimi kolaylaştırıyor bizi ve hastalarımızı sakinleştiren motivasyonu ve performansı arttıran bir ortam sağlıyor. Bunun desteklenmesi adına ve farklı bir klinik havası oluşturmak adına dekorasyon, kullanılan renkler ve eşyalar önemliydi. Bu noktalarda farklı hareket etmeye çalıştım. Tam istediğim gibi olmasa da ilk tecrübeme göre fena bir iş çıkarmadım diyebilirim :) Önümüzdeki yıl yapacağımız rutin kontrolünüzde bazı şeylerin değiştiğini bir mimari dokunuş daha yaşadığımızı göreceksiniz umarım. O zaman fikirlerinizi tekrar almak isterim :)

4. Eklemek istedikleriniz...

İletişim çok büyük bir güç, ülke olarak belki de dünyanın geneli olarak enteresan bir dönemden geçiyoruz, her şeye rağmen yaşamaya devam ediyoruz devam etmek zorundayız. Negatif faktörlerin etrafımızda biriktiği, yoğunlaştığı anlarda iletişimi hayatımızın her alanında doğru ve güçlü kullanmak bizi ayakta tutacaktır diye düşünüyorum. Benim işim her hastada önce hastayı dinleyerek sonra durumu analiz edip hastaya aktarımlar yapacak şekilde ilerliyor. Hastalarıma yaşadıkları negatif deneyimleri veya ihtiyaçlarını tam açıklamak bana çok keyif veriyor, onları bilinçlendirmek, bilgilendirmek tedavi süresince ve sonunda yükümü arttırıyor ve tedavilerin üst seviyede nitelikli olarak bitmesinde bana itici bir yönlendirici oluyor. Kendi tedavi sistemimi bu iletişim şekli üzerine kurdum diyebilirim. İşe yaradığını gördükçe bunu kliniğin geneline yaymak noktasında çalışmalarımı sürdürüyorum. Çünkü şunu aklımdan çıkarmamaya çalışıyorum benim onlarca yüzlerce hastam olabilir ama hastamın tek bir ağzı ve sadece kendi dişleri var. Herkes eşit nitelikte davranışı hakeder. Etik olmazsa olmaz bir faktör :)

Söyleşi ve tedavi için çok teşekkür ederim.

İlginize çok teşekkür ediyorum. Bu söyleşiden dolayı sayenizde kendimi çok şanslı hissettim.

SMILES 312 Diş Kliniği İletişim Bilgileri:

Cuma, Ağustos 26, 2016

Yarının Türkiyesine Seyahat / Ahmet Emin Yalman

Ahmet Emin Yalman, cumhuriyetin tanıklığını yapmış gazetecilerden. İmparatorluk zamanında, 1888'de, Selanik'te doğmuş ve 1972 yılında İstanbul'da vefat etmiş. Bu uzun ömrüne iki dünya savaşı, iki askeri darbe sığmış. 

Yarının Türkiyesine Seyahat, ilk basımı 1944 yılında Vatan Matbaası tarafından yapılan ve Köy Enstitüleri deneyimini anlatan bir inceleme / tanıklık kitabı. Benim okuduğum bu eserin Cem Yayınevi tarafından 1990 yılında yapılan yeni baskısı. Yayınevi bu yeni baskıda 1944 yılındaki metnin yanı sıra Köy Enstitüleri neden kuruldu başlıklı bir inceleme ve ilk metinde adı geçen enstitü öğrenci ve yöneticilerinin 1990 yılındaki durumlarını eklemiş. Bunları eklemekle eseri güncelleştirmiş bir yerde. Ancak, yeni baskıya bu eklemelerin yapıldığına dair bir önsöz konulmamış. İçindekiler dizini de kitabın sonunda. Kitap, Ahmet Emin Yalman'ın önsözü ile başlıyor. Keşke yayınevi ayrı bir önsöz ile eseri takdim etseydi.

Köy Enstitüleri deneyimi, genç cumhuriyetin kalkınma ve aydınlanma için oluşturduğu özgün bir model. Enstitü çıkışlıların köylerine döndüklerinde yapmayı planladıklarını okudukça bu modelin kimleri rahatsız ettiğini daha iyi anlıyor insan. Bu konuda ek bilgi isteyenler buradaki yazıya bakabilir.

Ahmet Emin Yalman'ın eserinden kısa bir alıntı ile bitireyim:
"Bu memleketin insanlarına nasıl muamele edilirse en iyi netice alınır? Bu sualin cevabını Çifteler köy enistitüsü en kati bir şekilde vermiştir. Cevap şudur: - Bu memleketin insanının şerefine, haysiyetine saygı göstermek, hareketlerinin mesuliyetini kendine bırakmak, en iyi hareketi seçip yapacağına güven duymak; en doğru usuldür. Eski tarzdaki kör ve sert disiplin, bu memleketteki kalplerin halis duygularını felce uğratır, insanlar arasında sun'i mesafeler yaratır, haksızlıklara ve anlayışsızlıklara yol açar, mukavemetler ve terslikler uyandırır. Halbuki sevgi, izzetinefise saygı, iyi muamele, hakkaniyet ve eşitlik bu memleketin insanını bağlar, in iyi hareketlere sevkeder, ahenk, birlik ve hazlı iş beraberliği yaratır.Bu hakikati keşfeden, uyguyayan ve hayret verici neticeler alan sihirbaz, Çifteler köy enstitüsü müdürü Rauf İnan'dır." s. 18-19

Salı, Ağustos 23, 2016

Cölanj / Taylan Kara

Kitabın fotografı yerine sonbahar
renklerini paylaşmak istedim.
Taylan Kara'nın 160 sayfalık eseri Hayal Yayıncılık'tan Ağustos 2008'de çıkmış. Farklı bir eser Cölanj. Yayınevi roman olarak sınıflandırmış. Edebiyat ile bilgim fazla olmasa da ilgimden ötürü novella olarak sınıflandırmanın daha doğru olduğunu düşündüm okuduktan sonra. Sınıflandırmanın ne önemi var bilemiyorum.

Kitabının adının ne anlama geldiğini merak etmiş olabilirsiniz. eserin son sayfasından bir alıntı ile merakınızı gidereyim ya da arttırayım:
"Cölanj, kanalizasyona ve gezegene karışan her şeyin ortak adı...Cennetlerinin Özel Labirentlerinde Alçaklaşanların Nostaljik Jestleri...Cellatlarının Öğretileriyle Laboratuvarlarda Alıklaşan Nadide Jenerasyon...Cesetleşmeden Önce Lağımdan akan Neslimizin Jeneriği...Cölanj, çok uzun süredir bir uygarlık durumu..." s. 160
Evli ve bir çocuklu, beyaz yakalı, İstanbul'da yaşayan kahramanın, Ali'nin "hayatından bir kesit" diyebiliriz eserin konusu için. Elbette bu çok yüzeysel bir tarif olur. "Hayatından" yerine "dramından" desek mesela, kitabın ruhuna biraz daha yaklaşmış oluruz. "Dramından"ı "dramımızdan" ile değiştirmek sanırım daha doğru olacaktır. 

Ali, işe gidişini şöyle betimlemiş:
"Direksiyonlarına sıkı sıkı yapışmış yüzlerce kişi güneşi arkada bırakarak, sekiz saat sonra güneşi yine arkalarında bırakarak geri dönecekleri bir yoldan şehre gidiyor. Yaklaşık 7500 ile 10000 kere gidip gelince öleceğiz, bizler gömüldükten sonra yerimize elleri direksiyon tutan yenileri gelecek." s.60
Karamsar bir bakış mı sizce? Ben gerçekçi demeği yeğliyorum. Tekdüzeleşen, ne kadar inanmak istemesek de, kurulu düzende başka türlüsünün mümkün olmadığı hayatımızı yüzümüze vuruyor Kara:
"Tıpkı benim gibi senin de birinci vazifen, annene, babana, eşine, çocuğuna, akrabalarına, patronuna ve komşularına ve diğerlerine hayatlarını devam ettirmeleri için yaşam enerjini vermektir. Tükenmişliğinin ve hiçbir şey olamayacağının yegâne nedeni budur. Bu sıradanlıkta dahi seni bu görevlerden mahrum etmeye çalışan bir takım "dışgüdüler" olabilirse de asla varlık nedenini aklından çıkarmamalısın." s.53
Kafka'nın Dönüşüm adlı eserine göndermeler de var Cölanj'da:
"Bir sabah uyandığımda yatağımda kendimi böcek olarak bulma korkum artık yok çünkü başlangıcını hatırlayamadığım kadar uzak bir zamandan beridir solucan olarak yaşıyorum.
  160 sayfalık eser oldukça sarsıcı. Kendi gerçekliği ile yüzleşmek istemeyenlerin uzak durmasını öneririm. 

Perşembe, Ağustos 18, 2016

Lacancı Psikanaliz ve Karakter Çözümleme / Mutluhan İzmir

Arka kapağının fotografını yanda gördüğünüz kitap, psikiyatrist doktor Mutluhan İzmir'in Lacan'ı konu alan ilk kitabı. Şubat 2013 tarihli bu çalışmanın ardından Mart 2013'de Öznenin Diyalektiği (Hegel, Sartre ve Lacan) gene İmge Kitabevi'nden çıktı. İkinci kitabı henüz bitiremedim, yakın zamanda bitecek gibi de görünmüyor işin doğrusu :)

Jacques Lacan 1901 - 1981 yılları arasında Fransa'da yaşamış bir psikiyatrist. Yazdıklarından çok yazdıklarının zor anlaşılması ile biliniyor sanırım. Mutluhan İzmir'in kitabı, daha önce izlediğim filmler (Dövüş Kulübü, Kuzuların Sesizliği ve Arzu Tramvayı) ile okuduğum kitaplar (Öteki, Yabancı, Dava ve 1984) üzerinden Lacancı psikanalizi açıklıyor. Bunu yaparken, felsefe ve psikanaliz jargonuna uzak olan benim de anlayabileceğim bir dil kullanılmış. Örnek olarak seçilen eserleri okumuş/izlemiş olmak bir avantaj elbette ancak önkoşul değil. İlgili bölümlerde eserlerin incelemeyle ilişkisine de yer verilmiş.

Bugünlerde ekranlar her zamankinden daha cazip. Özellikle haber kanallarının izlenme oranları genel kanalları geçiyor kimi günlerde. Tüm bu toz duman arasında resme daha yukarıdan bakabilmek adına, sistemin sorunlarını fark etmemizi sağlayan bir kitap okumak isterseniz Lacancı Psikanaliz ve Karakter Çözümleme tam size göre. Mevsime uygun, plajda okuyabileceğiniz bir kitap değil, baştan söyleyeyim. 

Perşembe, Ağustos 11, 2016

İskandinav ülkelerinde sayısal radyo - 5: Genel değerlendirme

Ankara Kalesi
Sayısal radyonun genel bir değerlendirmesini yapmaya çalışacağım. İskandinav ülkelerindeki son durumları özetledim bir kaç gün boyunca. Eminim sizlerin de kafası karışmıştır: kimi ülke seneler boyunca deniyor, tüm ülke sathına yayılmış şebeke kuruyor, gene de insanlar sayısal radyo alıcısı satın almıyor. Aslında işin özüne, piyasa ekonomisinin temeline indiğimizde resim netleşiyor: Bir şey sadece "sayısal" olduğu için "iyi" / "üstün" / "gerekli" değildir!

Sayısallaşma bir çok sektörü altüst etti. Fotograftan telefona, televizyondan matbaaya bir çok alanda değişimler / dönüşümler yaşandı. Bu değişim ve dönüşümler incelendiğinde görülecek olan insanların ya daha kolay, ya daha kaliteli ya da daha ucuz ihtiyaçlarını karşıladıkları gerçeğidir. 

1980'li yıllarda başlayan sayısal karasal radyo teknolojisi çalışmaları ise FM ile kıyaslandığında, dinleyicileri ikna edecek bir ek fayda sağlayamadı. Kısa dalga üzerinden yapılan ve çok düşük ses kalitesi sunan yayınların sayısallaşması sürecini düşündüğümüzde karşımıza başka bir hikaye çıkıyor. Mesele dönüp dolaşıp yeterli ses kalitesi sağlayan FM yayınlarından neden vazgeçileceğine kilitleniyor. 1995'lerden bu yana yaşanılanların kanıtladığı FM yayınlarını sonlandırmadan insanların sayısal radyo alıcılarını almak konusunda istekli olmadıkları. Birleşik Krallık bu tespitimin en canlı kanıtı niteliğinde. Sadece sayısal karasal radyo platformunda istasyonların olması bile insanları ikna etmek için yeterli olmuyor. Nüfus kapsaması olarak %96'ya erişen 415 sayısal radyo hizmetine sahip Birleşik Krallık'ta hanelerin %44'ü sayısal radyo alıcısına sahip değil. Birleşik Krallık'ın sayısal karasal radyo yayınlarına ilk başlayan ülkelerden olduğunu ve bugün için FM yayınlarını sonlandırma tarihi ilan etmediğini de ekleyeyim. 

Peki yeni teknoloji karasal radyo yayınlarında kullanılmasın mı? Sorunun yanıtı net: Elbette HAYIR! Yeni teknoloji demek, sayısal karasal radyo yayını demekle aynı şey değil. Hibrit / melez radyo teknolojisi bugün kullanmakta olduğumuz FM ile de gayet başarıyla çalışabiliyor. RadioDNS adlı bu sistemin ayrıntılarını bu yazımdan okuyabilirsiniz.

Aynı şekilde giderek veri kapasitesi artan ve "broadcast" olarak da çalıştırılma olasılığı taşıyan yeni nesil mobil iletişim şebekeleri de radyo yayıncılığının geleceği için bir seçenek sunabilir. Bu bağlamda Almanya merkezli başlatılan IMB5 adlı çalışmayı takip etmek gerekiyor. 

Çarşamba, Ağustos 10, 2016

İskandinav ülkelerinde sayısal radyo - 4: Norveç

DAB/DAB+ alıcısı
Avrupa ve dünya için bir ilk gerçekleşecek, önümüzdeki yılın başında. Norveç, 11 Ocak 2017'de başlayıp 13 Aralık 2017'de tamamlanacak bir sürecin sonunda, küçük radyo istasyonları dışında, FM yayınlarını sonlandırılacak. Dün alınıp bugün uygulanan bir karar değil bu elbette. FM şebekesinin bakım ve yenilenme maliyetleri, sayısal radyo vericilerinin hem enerji hem frekans verimliliği, ses kalitesi ve olanak fazlalığı Norveç'in kararında etkili olmuş. Sektöre ve kamuoyuna açık ve net bilgiler ile kesin tarihler / performans kriterlerinin duyurulmuş olması, benzer deneyimleri yaşayacak ülkeler açısından öğretici. 

FM şebekesinin kapatılması kararı kolay alınmış bir karar değil. Hatta Norveç Parlamentosunda halen karşı görüşler öne sürülüyor. Bağlantıdaki belge, Norveç'te bir parlamenterin Kültür Bakanı'na sorusu ve Bakan'ın yanıtını içeriyor. Konu, Norveç'in FM yayınlarını kapatması. Hem soru hem yanıt, son derece ikna edici tezlere sahip. 

Tartışmalarla birlikte sayısal şebekenin kurulması, kampanyalar ve bilgilendirmeler de devam ediyor. Hanelerin sayısal alıcılara sahip olma oranları beklenilen kadar fazla değil bugün için. Hanelerin %40'ında sayısal alıcı yok. Yeni araçların %37'sinde de sayısal radyo alıcısı mevcut değil. Benzer bir sürecin analog karasal TV yayınlarının sonlandırılmasında yaşandığına dikkat çekiyor uzmanlar. Yayınlar kapanmaya yakın cihaz talebinin artacağı düşünülüyor. Sayısal radyo alıcısı olmayan araçlar için ise mevcut alıcılara monte edilebilen adaptörler markette satılıyor

Radio.no adresli sayfada, sürecin ayrıntılarına dair birçok bilgi mevcut. Sayfa, haliyle Norveççe. İngilizce bölümü çok güncel değil. Ancak, Norveççe olan sayfayı Google Translate kullanarak İngilizce'ye çevirdiğinizde oldukça anlaşılır hale geliyor. 

Bundan sonraki yazıda sürecin genel değerlendirmesini yapmaya çalışacağım.

Salı, Ağustos 09, 2016

İskandinav ülkelerinde sayısal radyo - 3: İsveç

Sayısal radyo alıcısı
İskandinav ülkelerinde sayısal radyo yazılarında bu kez sıra İsveç'te. Aslına bakarsanız bu diziyi hazırlamaya karar vermemin sebebi de İsveç. Kuzey Avrupa haritasını gözünüzün önüne getirdiğinizde, Norveç ile İsveç'in uzun bir kara sınırını paylaştığını fark edeceksiniz. Norveç, FM yayınlarını sonlandırma planını adım adım uygularken, benzer bir yola gireceği varsayılan İsveç, bir çokları için sürpriz bir karar ile FM yayınlarına devam edeceğini açıkladı. Oysa İsveç Kültür Bakanlığı'na sunulan Sayısal Radyoya Geçiş Planına göre 2022 yılında FM yayınlarının sonlandırılması önerilmişti. İsveç'teki son durum ise şöyle: 2016 Şubat'ında İsveç Parlamento'sundaki görüşmelerde sayısal radyo uygulamaları, özellikle Norveç'teki gelişmelerin, yakın takip edilmesi konusunda uzlaşılmış. Bu karar, 2015 yazında alınan FM ile devam kararından bir geri dönüş niteliği taşımıyor, daha ziyade "bekle gör" denilebilir.

Bu yazının amacı sayısal radyonun avantajlarını / maliyetlerini tartışmak değil. Bu bağlamda genel değerlendirmeyi, dizinin son yazısı olarak hazırlamayı planlıyorum. Önce, istatistiklere bakalım: WorldDAB verilerine göre nüfusun %35'ine DAB yayınları ulaşmış durumda, DAB+ alıcı cihaz sahipliği ise %1 düzeyinde. 

İsveç'in sayısal radyo konusundaki kararının nedenlerini anlamak için bulabildiğim en tarafsız yayın, Public Service Council (Kamu Hizmeti Konseyi) adlı, bağımsız kuruluşun çalışması. 1 Haziran 2016 tarihli DAB Radyo Dünyasının İllüzyonu adlı raporun öne çıkan tespiti FM'in bugün için ve yakın gelecekte, karasal radyo yayıncılığı için "yeterli" olduğu. Raporun WorldDAB ve EBU ile ilgili tespitleri, bu yazının konusu değil. 

"FM'i kapatıp sayısal radyoya geçilir mi?" sorusu ile karşılaştığımda aklıma hep Attila Ladayni'nin sözleri geliyor. 29 Aralık tarihinde tercümesini burada yayınladığım söyleşisinde Ladayni şöyle demişti:

Daha çok araba satmak için atları vurmadıkları gibi, kimse cep telefonları satılsın diye klasik telefonların kablolarını kesmedi. Akıllı telefonları sattıran da uygulamalardı.

Pazartesi, Ağustos 08, 2016

İskandinav ülkelerinde sayısal radyo - 2: Danimarka

DAB/DAB+ alıcısı
İskandinav ülkelerinde sayısal radyo başlıklı dizinin ikinci yazısında Danimarka'ya yakından bakmak istedim. Almanya'nın kuzeyinde, Norveç'in güneyinde ve İsveç'in batısında yer alıyor.

WorldDAB'nin sayfasındaki bilgilere göre ülke nüfusunun %98'i DAB yayınlar ile tanışmış durumda. 10.03.2016 tarihli bilgilere göre nüfusun %40'ında DAB alıcısı mevcut. Yeni araçların ise %5'inde DAB alıcısı var. 2002 yılında başlayan yayınlar bugün DAB ve DAB+ formatlarında devam ediyor. 

Danimarka Kültür Bakanlığı'nın web sayfasında yer alan 8 Ağustos 2016 tarihli basın açıklaması ile, FM yayınları ile ilgili daha önce açıkladığı planın geçerli olmayabileceğini belirtmiş. Filmi biraz geriye sardığımızda Kültür Bakanlığı'nın 2015 tarihli açıklamasına ulaşıyoruz. Konunun tarafları ile varılan uzlaşma sonucu sayısal platformdan radyo dinleyenlerin oranı her yıl sonbaharda ölçülecek ve bu oran %50'yi geçtiğinde FM yayınlarının sonlandırılması için 2 yıllık geçiş süresi başlatılacak denilmiş bu açıklamada. Ölçümler yapılırken kamu raydosunun DAB'den DAB+'a geçmesi de planlanmış. Gene ilgili belgede, ticari radyoların kapsaması için de %80 gibi bir kriter tanımlanmış. Bunlar DAB/DAB+ formatındaki sayısal radyo için yapılanlar. Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da, sayısal karasal radyo konusuna farklı bir yaklaşım da mevcut.

Kenneth Wenzel ismini blogumun düzenli okuyucuları hatırlayacaktır. Kendisi, sayısal radyo konulu söyleşiler dizisine katkı veren isimlerdendi. Wenzel, DVB-T2 Lite profilinin sayısal karasal radyo yayıncılığı için de kullanılabileceğini ileri sürüyor. Wenzel'in Kopenhag'da uyguladığı yönteme dair bilgileri buradan okuyabilirsiniz.

Konuyu yakından takip edenler bilecektir, Norveç 2017 yılı ocak ayında FM şebekesinin kapatmaya başlayacak. Norveç'i sona bırakıp dizinin üçüncü yazısında sosyal demokrasinin kalesi olarak da bilinen İsveç'te neler olduğuna bakmaya çalışacağım. Diziyi genel değerlendirme ile bitirmek istiyorum.

Perşembe, Ağustos 04, 2016

İskandinav ülkelerinde sayısal radyo - 1

IBC 2015'te WorldDAB'nin düzenlediği  panel
Blogumda karasal televizyon yayınlarının sayısallaştırılması süreciyle ilgili 100'ün üzerinde yazı var. DTT etiketiyle işaretledim bu yazıları. Karasal radyo yayınlarına dair yazdıklarım ise o kadar fazla sayıda değil. 
Radyo ve televizyonun (TV) sayısallaşma süreçleri birbirine pek benzemiyor. Bunun bence iki temel nedeni var: 

  • Radyonun kullanmakta olduğu FM bandı (88-108 MHz) mobil hizmet sunucularınca talep gören bir bant değil. Oysa karasal televizyonun kullandığı bandın (470 - 960 MHz) kıymeti büyük.  
  • Radyo sayısallaştığında dinleyicinin elde edeceği yenilikler TV'nin sayısallaştığında elde edeceğinden çok daha az. Analog TV'den fazlasıyla şikayet varken, düzenli/kurallı işletilen bir FM şebekesi çoğunluk için yeterli.

Bu bilgileri hatırlatarak başlamak istedim İskandinav ülkelerinde analog karasal radyonun (FM/AM) sayısallaştırılması sürecini irdelemeye. Norveç'in FM şebekesini 2017 yılı içerisinde kapatacağına dair yazıma LinkedIn platformunda bir yorum geldi. Yorumda paylaşılan bilgi, Norveç Meclis'inde bir milletvekilinin FM yayınlarının kapatılmasına eleştirisini ve bu eleştiriye verilen yanıtı içeriyordu. 

Danimarka, İsveç ve Norveç başka bir ifadeyle İskandinav ülkelerinin sayısal radyo konusundaki tercihleri yakından takip ediliyor. Bu üç ülkenin durumuna geçmeden, sayısal radyonun Avrupa genelindeki durumunu özetleyerek başlayayım. Konu hakkında, Avrupa Yayın Birliği'nin (European Broadcasting Union: EBU) Şubat 2016 tarihli Market Insight Digital Radio 2016 başlıklı bir çalışması var. Bu çalışmaya göre Avrupa ülkeleri, sayısal radyonun gelişmişliği bakımından dörde ayrılmış:

Digital Leaders (Danimarka, Norveç, İsviçre ve Birleşik Krallık) olarak adlandırılan ülkelerde sayısal radyo, yaygın kapsamayı sağlayan bir şebekeye sahip. Yasal düzenleme ve alıcı satışları bakımından gelişmiş durumdalar. 

Digital Embracers (Almanya, Malta ve Hollanda) ülkelerinde ise DAB+ şebekesi kurulmuş ve alıcılar elektronik marketlerde satışa sunulmuş durumda. Hizmetin yaygınlaştırılması için ciddi çaba söz konusu. 

Digital newbies (Belçika -Flemenkçe-,  Çek Cumhuriyeti, Fransa, İtalya ve Polonya) ülkelerinde ise durum biraz karışık. Bu ülkelerde, DAB+ hizmeti yakın zamanlarda sunulmaya başlanmış olsa da ülke genelini kapsayan bir şebeke kurulamamış. Ayrıca kimi paydaşların konu hakkında tam mutabakatı sağlanamamış. 

Wait and See (Avusturya, Belçika -Fransızca-, Macaristan, İrlanda, Romanya, Slovakya, İspanya, İsveç ve Türkiye) en kalabalık grubu oluşturan bu ülkelerin tek ortak özellikleri "bekleyelim biraz" diyor olmaları. Listede ülkemizin de yer alması sizleri şaşırtmış olabilir. EBU'nun raporuna göre, Ankara ve İstanbul'da TRT'nin 5 radyosunu DAB formatında dinleyebilirsiniz. Dediğim gibi bu grup ülkelerin sayısal radyo şebekesi konusunda ilerlemeleri birbirinden oldukça farklı. Ülkemizde 2015 yılında yeniden deneme yayınlarına başlanmışken, İsveç 1995 yılından bu yana sayısal radyo şebekesine sahip. İsveç'in durumunu, dizinin ilerleyen yazılarında irdelemeye çalışacağım. 

Dizinin ilerleyen bölümlerinde sırasıyla İsveç, Danimarka ve Norveç'in sayısal radyo tercihleriyle ilgili bilgiler paylaşacağım. Son olarak tüm bu bilgileri toparlamaya gayret edeceğim. Beklediğimden zor bir işe giriştim, umarım sizleri de tatmin edecek nitelikte olur sonucu. 

Pazar, Temmuz 31, 2016

Netflix'te Türkçe seslendirmeli dizi: Marsilya

Tours kenti Belediye Binası
Bu yılın ilk aylarının sürpriziydi Netflix'in Türkiye'den de izlenebilir hale gelmesi. Blogumda bu gelişmeyi değerlendiren yazılar yayınladım. Buradan ve buradan onlara erişebilirsiniz. Bu kez, Netflix'te ilk kez rastladığım Türkçe seslendirmeli (dublajlı) içerikten bahsetmek istiyorum: Marseille (Marsilya)

İlk sezonu oluşturan sekiz bölüm 5 Mayıs 2016 tarihinde Netflix'te yer almış. Diziyi fark edip takip etmeye başladığımda Türkçe altyazı seçeneği bulunuyordu. Bugün baktığımda ise Türkçe seslendirme seçeneğinin de eklendiğini gördüm. Oyuncuları arasında Gérard Depardieu'nün de olduğu dizi Marsilya'da 20 yıldır belediye başkanlığı yapan siyasetçinin ilişkilerini konu alıyor. 

Netflix'in yerelleşmesiyle ilgili yukarıdaki yazıyı yayınladığımda (31 Temmuz 2016) Broadband TV News adlı sitedeki açıklamayı okumamıştım. Kişisel gözlem ile, yeni bir diziye Türkçe seslendirme seçeneği sunmanın epey anlamlı olduğunu farketmiştim. Ayrıntısına buradan ulaşabileceğiniz açıklamaya göre Netflix Türkiye ve Polonya'da yerelleşmeye karar vermiş. Peki bu ne anlama geliyor? Türkiye medya sektörüne etkileri ne olur? Tek kelime ile söylersem etkisi BÜYÜK olur. İki kelime gerekirse ÇOK BÜYÜK olur :)

Ayrıntılı bir analizi vakit bulduğumda yapmak üzere, Marco Polo'nun da Türkçe altyazılı olarak platformda yer aldığını hatırlatayım...

Perşembe, Temmuz 28, 2016

Türkiye'de PayTV pazar payı, Haziran 2016 verilerine göre

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), üç ayda bir sektörün pazar verilerini açıklıyor. BTK'nın web sayfasından erişebileceğiniz söz konusu raporlarda yayıncılık dünyasına dair de veriler bulunuyor. Haziran 2016 tarihli son rapor, 2016 yılının ilk çeyrek verilerini içermesi bakımından önemli. Malum, 2016 yılının ikinci çeyreğinin başlaması ile birlikte 4,5 G mobil şebeke kullanıma açıldı. Raporun giriş bölümünde 4,5G'nin kullanımına dair ilk sayılar paylaşılmış. Bu konu üzerine ayrıca bir yazı hazırlamayı akılda tutarak gelelim başlığımıza: Türkiye'de Haziran 2016 itibariyle PayTV pazar payına.

Öncelikle tanımdan bahsedeyim, nedir bu PayTV? İngilizce okunuşu ile peytivi, abonelik ile izlenilen televizyon anlamına geliyor. Bu bağlamda kablo TV, IPTV ve uydu platformları PayTV kapsamında değerlendiriliyor. AppleTV, Netflix gibi OTT platformları ise Subscription Based Video on Demand (SVOD) olarak adlandırılıyorlar. Gönül bu SVOD hizmetlerinin abone sayılarını da paylaşabilmeyi istese de ne yazık ki bu bilgilere sahip değilim. 

Gelelim sayılara. Bir kez daha hatırlatayım, grafikleri oluşturan sayılar BTK'nın Haziran 2016 Pazar Verisi raporundan. Ülkemizde 20 Milyon hane olduğunu varsayarak hareket ettim, PayTV'nin toplamdaki payını hesaplarken.
FTA: Free to Air / Ücret ödemeden izlenilen televizyon
Yukarıdaki grafikte toplam hane sayısını 20 milyon olarak varsaydım. Ülkemizin hane sayısı için doğru bir tahmin olduğunu düşünüyorum. PayTV hizmetlerinin toplam abone sayısı 5 milyon 720 bin civarında. Bu durumda kalan 14 milyon civarındaki hane ücretsiz TV yayını seyrediyor. Bu arada, aynı hanenin birden fazla PayTV hizmetine abone olabileceği gerçeğinin dikkate alınmadığını da belirteyim. 

Aşağıdaki grafikte ise bu 6 milyona yakın aboneliğin dağılımı göstermeye çalıştım. Dediğim gibi, kablo TV - IPTV - Uydu olarak payları inceledim. Şirket bazında bilgiler de var raporda.

Kablonun yıllardır değişmeyen bir abone sayısı var. Bu duruma şaşmamak gerek aslında, çünkü kablo TV bir çok ilde şebekeye sahip değil. Birçok ili geçtim, büyük kentlerin bir çok mahallesinde bile kablo TV şebekesi bulunmuyor. IPTV ise emekleme aşamasında halen. Bu noktada OTT hizmetlerinin yaygınlaşıyor olmasını gözden kaçırmamak gerekli. İlk grafikte görüldüğü üzere toplamda %30'luk bir pastanın bölüşümü bu yukarıdaki grafik. Oyuncuların ilk amacının pastanın %30'luk dilimini arttıracak hamleler yapması gerektiği aşikar. Yazıyı tamamlamadan son not ise PayTV pazarının en büyük oyuncusu Digitürk'ün BeIN grubuna satışının gerçekleştiği bilgisi. Sektöre etkileri ne olacak, zaman içerisinde göreceğiz. 

Pazar, Temmuz 24, 2016

DVB-T2 HEVC Çek Cumhuriyeti

LinkedIn adlı platformda yeniden profil oluşturdum. Buradan ulaşabilirsiniz profilime. LinkedIn'de bir meslektaşın paylaşımı sayesinde haberdar olduğum önemli gelişmeyi sizlere de duyurmak istedim. Konu, blogda en fazla yer alan konulardan: Sayısal Karasal Televizyon (Digital Terrestrial Television: DTT)

Avrupa'da neredeyse tüm ülkelerde var olan sayısal karasal televizyon şebekeleri, "kuruldukları tarihlerin" en gelişmiş standartlarına sahipler. Hem şebekelerin kurulmasının üzerinden epey vakit geçtiği hem de mobil iletişim hizmetlerinin UHF bandının üst bölümünden istediği pay arttığı için yeni nesil DTT şebekeleri kurulmaya başlanıyor. 

Almanya, 2017 yılında DVB-T2 HEVC standardında bir DTT şebekesi kuracağını ilan etmişti. Bu kez haber Çek Cumhuriyeti'nden geldi. Buradaki habere göre Çek Cumhuriyeti, mevcut DTT şebekesini 2014 yılında aldığı karar ile DVB-T2 HEVC olarak yenileyeceğini duyurmuştu. Bu işlem, 2016 - 2021 yılları boyunca gerçekleştirilecekti. Son gelen haberlere göre bu yılın sonlarında Çek Cumhuriyeti'nde DVB-T2 HEVC yayınları izlenebilecek. Beş yıllık geçiş süresinin sonunda ise DVB-T şebekesi kapatılacak. Çek Cumhuriyeti bu sayede 700 MHz üzerini boşaltıp bu frekans bandını mobil hizmetlere tahsis edebilecek. DVB-T2 HEVC sayesinde DVB-T MPEG2'de 8 olan bir multipleksten yayınlanabilecek SD kanal sayısı 40'a çıkmış oluyor. Aynı şekilde istenilirse tek multipleksten 10 HD ya da 3 UHD kanal da gönderilebiliniyor. Çek Cumhuriyeti'nde hanelerin %60'ının televizyon yayınlarını DTT şebekesinden izlediğini de hatırlatayım.  

Ülkemizde kurulması planlanan DTT şebekesi için de tercih edilen DVB-T2 HEVC'nin halihazırda Ankara'da denendiğini ekleyerek bitireyim.

Cuma, Temmuz 22, 2016

Mühendislik eğitimi 3 - meslek odaları

Staj ile başlayıp intern mühendis teklifi ile süren dizinin bugünkü bölümü meslek içi eğitimlerin merkezi konumundaki Odalar. 

Hep söylerler "mühendislik fakülteleri size mühendis bakış açısını kazandırır, mühendisliği ise iş hayatında öğrenebilirsiniz" diye. İlk duyduğumda inandırıcı gelmemişti bu söz. Dört yıl boşuna mı okuyorduk? Meslek hayatımda arkamda kalan 20 yıl, sözün doğruluğunu defalarca kanıtladı. Peki madem iş hayatında öğreniliyor bu meslek, o zaman Odaların bu süreçte rolü ne? 

Öncelikle bir iki noktayı açıklamak gerekiyor. Meslek odaları kamu kurumu niteliğinde Anayasal kuruluşlardır. Gelirleri ve giderleri üyelerinin denetimine açıktır. İki yılda bir şubeler, merkezler ve birlik seçimleriyle yönetim kadroları üye ve delegelerin katılımı ve oylamaları ile belirlenir. Gelirleri sınırlı olduğundan profesyonel kadroları  da (maaşlı çalışan personelleri) sınırlıdır. 

Meslek odaları, meslek içi eğitimlerin merkezi konumunda olmalıdır. Büyük bir mutlulukla söylemeliyim ki Elektrik Mühendisleri Odası, özellikle son 10 yılda, bu konumunu giderek güçlendirmektedir. Gerek ücretsiz seminerleri, gerek katılımcılarına belge de verilen ücretli ve sonunda sınavlı kursları gerekse firma tanıtımları ve fuar katılımları organizasyonları ile üzerine düşeni yapmaya çaba göstermektedir. Bu konu yapılabilecek daha fazla şey yok mudur? Yanıtı net: Elbette. 

Bu noktada sorumluluk meslektaşlara, yani bizlere düşmektedir. .... Odası benim için ne yapıyor? sorusu son derece anlamsızdır. Odalar, Odayla ilgilenen üyeleri kadar güçlü ve üretken olabilir. Üye Oda ilişkisinde düzeltilmesi gereken yüzlerce madde sayılabilir. Şikayetçi olduklarımızı ise gene bizler, yani üyeler düzeltebilir.

Meslek odaları siyasi parti, sendika veya dernek değildir. Ülkemizde insanların üyesi olduğu sivil toplum kuruluşu sayısı sınırlı olduğundan üyesi bulunduğu bir örgütün tüm sorunlarına / ihtiyaçlarına yanıt vermesi istenmektedir. Bu nedenle Oda asıl yapması gerekenlerin yanı sıra, üyelerinin zorlaması ile başka örgütlenmelerle çözülmesi gereke dertleri gündemine almaktadır. Aslında benzer kafa karışıklığı sendika ve derneklerde de görülmektedir. 

Sonuç olarak, mühendis, tıpkı hekim gibi, mesleğindeki güncel gelişmeleri yakından takip etmek zorundadır. Meslek odaları bu konuda ilk başvuru noktasıdır.