Perşembe, Mart 31, 2011
Cumartesi, Mart 19, 2011
....TAŞINDIK....
Son dönemde blogspot.com adreslerine ulaşımdaki sıkıntılar nedeniyle bundan böyle yeni adresimde olacağım. Eski yazıları oraya kopyaladım. Takipçilerimi, eğer varsa tabii :), yeni adrese beklerim....
http://sadeceozgur.wordpress.com
http://sadeceozgur.wordpress.com
Perşembe, Mart 17, 2011
Eurasia Com etkinliği yaklaşıyor...
Telekom sektörünün önemli etkinliklerinden birisi haline gelen Eurasia Com, bu yıl İstanbul'da gerçekleşecek. 29 ve 30 Mart 2011 tarihlerinde İstanbul Swiss Otel'de gerçekleşecek etkinlik, sadece Türkiye'nin değil bölgenin önemli buluşmalarından birisi. Konuşmacılara, programa bakıldığında ilk gün bölgeye ikinci gün Türkiye'ye ayrılmış denebilir. Etkinliğe ilişkin ayrıntıları burada bulabilirsiniz...
Etkinliğin ikinci gününe katılacağım. Etkinliğe ilişkin izlenimlerimi siz kıymetli okuyucularımla paylaşacağım...
Çarşamba, Mart 09, 2011
Salı, Mart 08, 2011
.....taşınıyoruz.....
Kötü komşu insanı ev sahibi yaparmış. Benimki de o hesap. Bugün diji yarın miji gelir gene kapattırır bloglara erişimi diye paraya kıyıp sadeceozgur.com adresini satın aldım. Aslında kiraladım bir yıllığına. Tahmin ettiğimden kolay oldu. Google bu işi de halletmiş benim için. 10 USD / yıl parayı verince www.sadeceozgur.com adresi benim oldu.
Taşınma işleri bir kaç gün sürecek gibi görünüyor. Bu arada eski adresimizden erişim olanaklı. Tabii Türkiye dışındaysanız, ya da kendinizi Türkiye dışında gösterecek teknik bilgiye sahipseniz :)
Taşınma işleri bitsin oturmaya (yorumlarınızla) bekleriz...
Taşınma işleri bir kaç gün sürecek gibi görünüyor. Bu arada eski adresimizden erişim olanaklı. Tabii Türkiye dışındaysanız, ya da kendinizi Türkiye dışında gösterecek teknik bilgiye sahipseniz :)
Taşınma işleri bitsin oturmaya (yorumlarınızla) bekleriz...
Pazar, Mart 06, 2011
Bugünden Kuralım: 21. Yüzyıl İçin Sosyalizm / Michael Lebowitz
Yordam Kitap'tan 2008 yılında Pelin Üçer - İbrahim Akbulut çevirisi ile çıkmış Lebowitz'in çalışması. Yedi bölümden oluşan 158 sayfalık kitabın ilk üç bölümü ekonomi bilgisine sahip olmayan okura yönelik hazırlanmış. Burjuva kimdir? Artı değer teorisi ne söylüyor? Emek sermaye çelişkisi günümüzde de sürüyor mu? Bu ve benzeri soruların yanıtlarını ilk üç bölümde verdikten sonra asıl meseleye, eğer kurulabilecekse nasıl bir sosyalist düzen hayatta kalabilir sorusunun yanıtına soyunuyor yazar. Bu sorunun yanıtını vermek için Sovyet deneyiminin yaşadığı sorunlara değiniyor. Altıncı bölümde Yugoslav öz yönetim uygulamalarının gün yüzüne çıkardığı yedi sorun tartışılıyor. Sorunları sıralamanın yararlı olduğunu düşünüyorum:
Kitabın son bölümü, Venezüella deneyimine ayrılmış. Ülkenin genel durumundan, Chavez'i iktidara taşıyan koşullardan bahsedildikten sonra ülkedeki güncel sorunlar, zorluklar ayrıntılarıyla anlatılmış. Kitap 2006 yılında kaleme alınmış. Son 5 yıldaki gelişmeleri içermiyor haliyle. Bu son bölümde Chavez'in bir sözü bir çok kez tekrarlanmış. Kitap hakkındaki yazıyı bu söz ile bitireyim. 2005 yılında Porto Alegre'deki Dünya Sosyal Formunda yaptığı kapanış konuşmasından:
Sosyalizmi yeniden keşfetmek zorundayız. Bu Sovyetler Birliği'nde gördüğümüz türden bir sosyalizm olamaz, aksine yeni sosyalizm rekabet yerine dayanışma üzerine kurulmuş sistemler geliştirirken ortaya çıkacaktır. Fakat Sovyetler Birliği'ndeki çarpıklığın aynısı olacak bir devlet kapitalizmine başvuramayız. Sosyalizmi bir tez olarak, bir proje ve bir yol olarak yeniden talep etmeliyiz; fakat makineleri veya devleti değil, insanları her şeyin üzerinde tutan yeni ve insancıl bir sosyalizm türünü. (s.140)
İngilizce bilen okurlarım için yazar ile yapılmış söyleşinin bağlantısı aşağıda...
http://www.countercurrents.org/lebowitz030307.htm
sayfadaki kitabın görselini http://www.yordamkitap.com/book.php?bookId=43 adresinden aldım...
- Bir işletme içinde düşünenlerle (yöneticiler-karar vericiler) yapanlar (işçiler-memurlar) arasındaki ayrımı nasıl ortadan kaldırırız?
- İşçilerin yönettiği bir işletmede satışlar düştüğünde ne yapılmalı?
- Farklı işletmelerde çalışan işçiler arasındaki rekabette işçi yönetiminin rolü ne olmalı?
- Öz yönetim işletmelerindeki işçilerin işsiz kalanlar ve refahtan yararlanamayanlarla ilişkili sorumlulukları neler?
- Bir işçi özyönetim sisteminde bir bütün olarak işçi sınıfının çıkarlarını kim gözetmelidir?
- İşçilerin yönettiği işletmelerin başarısız olmalarına izin verilmeli mi?
- İşçiler tarafından yönetilen işletmeler ve toplumun bütünü arasında dayanışma, doğrudan bu işletmeler üzerinden nasıl inşa edilir? (s.106)
Kitabın son bölümü, Venezüella deneyimine ayrılmış. Ülkenin genel durumundan, Chavez'i iktidara taşıyan koşullardan bahsedildikten sonra ülkedeki güncel sorunlar, zorluklar ayrıntılarıyla anlatılmış. Kitap 2006 yılında kaleme alınmış. Son 5 yıldaki gelişmeleri içermiyor haliyle. Bu son bölümde Chavez'in bir sözü bir çok kez tekrarlanmış. Kitap hakkındaki yazıyı bu söz ile bitireyim. 2005 yılında Porto Alegre'deki Dünya Sosyal Formunda yaptığı kapanış konuşmasından:
Sosyalizmi yeniden keşfetmek zorundayız. Bu Sovyetler Birliği'nde gördüğümüz türden bir sosyalizm olamaz, aksine yeni sosyalizm rekabet yerine dayanışma üzerine kurulmuş sistemler geliştirirken ortaya çıkacaktır. Fakat Sovyetler Birliği'ndeki çarpıklığın aynısı olacak bir devlet kapitalizmine başvuramayız. Sosyalizmi bir tez olarak, bir proje ve bir yol olarak yeniden talep etmeliyiz; fakat makineleri veya devleti değil, insanları her şeyin üzerinde tutan yeni ve insancıl bir sosyalizm türünü. (s.140)
İngilizce bilen okurlarım için yazar ile yapılmış söyleşinin bağlantısı aşağıda...
http://www.countercurrents.org/lebowitz030307.htm
sayfadaki kitabın görselini http://www.yordamkitap.com/book.php?bookId=43 adresinden aldım...
Perşembe, Mart 03, 2011
yeni RTÜK yasası - 1 / Klipli haber bültenlerine son!
Yeni RTÜK yasasındaki yeniliklere ilişkin yazılar yazmaya devam. Bu yazıda izleyicileri doğrudan ilgilendirecek konulara değinmek istiyorum:
Yeni yasanın en fazla beğendiğim düzenlemelerinden birisi haber bültenlerinde doğal ses dışında dramatik seslerin kullanılamayacağına ilişkin olanı. Yasanın 8.1.ı maddesi şöyle:
Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur.
Yasa yürürlüğe girdiğine göre, izleyici olarak mevcut haberlerin bu ilkeye ne kadar uyduğunu kontrol edebilirsiniz. Televizyon izlemeyen birisi olarak, sizlere de aynı şeyi öneririm. Televizyon izlemek yerine radyo dinleyerek çok daha fazla haber öğrenmeniz olanaklı. NTV radyo üzerinden BBC Türkçe Servisi ve Deutche Welle yayınlarını da dinleyerek sadece ülkemizdeki gelişmeleri öğrenmekle kalmaz, yabancı basın gözünden dünyadaki gelişmeleri takip edebilirsiniz. Belki en doğrusu gelişmelerden tamamen habersiz kalmak :) Dünyada olup bitenlere bakınca, bu son seçenek en doğrusu gibi geliyor bana...
Bu yazıyı Türkiye'den internet çıkışı yapanların büyük bölümü okuyamayacak
Şaka gibi ama gerçek ne yazık ki. Bir kez daha futbol maçlarının izinsiz olarak bloglar üzerinden yayınlandığı gerekçesiyle tüm blogspot.com uzantılı adreslere erişim engellendi. Eminim ki sırada wordpress.com adresli bloglar vardır. Ardından blogcu.com...
Bu absürd duruma sebep olan şirketin internetteki iletişim formuna da yazdım. Bence tüm internetin maç yayınları süresince kapatılmasını talep eden bir başvuru yapmaları en kesin çözüm olacaktır. Hatta tüm iletişim şebekelerinin kapatılması daha da iyi olur.
Bu devirde bu zihniyetle eminim marka değerleri katlanıyordur. İnsan sormadan edemiyor. Bu yasakçı zihniyet ne zaman değişecek?
Bu absürd duruma sebep olan şirketin internetteki iletişim formuna da yazdım. Bence tüm internetin maç yayınları süresince kapatılmasını talep eden bir başvuru yapmaları en kesin çözüm olacaktır. Hatta tüm iletişim şebekelerinin kapatılması daha da iyi olur.
Bu devirde bu zihniyetle eminim marka değerleri katlanıyordur. İnsan sormadan edemiyor. Bu yasakçı zihniyet ne zaman değişecek?
Salı, Mart 01, 2011
Bir Dönem İki Kadın Birbirimizin Aynasında / Oya BAYDAR, Melek Ulagay
Romanlarından ve t24.com.tr'de yazdığı yazılardan tanıdığım Oya Baydar ile bir zamanlar kitap imzalattığım Osman Ulagay'ın bir yakını olduğunu tahmin ettiğim Melek Ulagay'ın anılarını yazdıklarını öğrendiğimde heyecanlandım. Heyecanımın bir nedeni anı okumayı seviyor oluşum, diğer nedeni ise yaşımızın yetmediği dönemleri, bizzat yaşayanların anlatımıyla dinleme olanağı. Bu heyecanların etkisiyle olsa gerek Şubat 2011 tarihli, 430 sayfalık kitabı bir kaç hafta içerisinde bitirdim.
Kitap ile ilgili bir çok gazetede, geçenlerde televizyonda eşim rastlamış, söyleşiler yer alıyor. Yayınlanmasının üzerinden bu kadar kısa süre geçmiş olmasına karşın kitabın bu denli ele alınıyor oluşu sevindirici. Okumayan insanlardan oluşan bir toplumuz. Okumaz ve yazmazız çoğumuz. Sorulduğunda okur-yazar olduğumuz söylesek bile gerçek böyle değil. Yaşadıklarını paylaşan Baydar ve Ulagay'a teşekkür ediyorum. Yaptıkları hiç kolay bir şey değil. Baydar'ın deyimiyle: biri burjuva, öteki küçük burjuva iki tuzu kuru kadın oturmuş dönek dönek konuşuyorlar diyenler olacaktır (s.427).
Kitapta bir kaç yerde vurgulandığı gibi anlatılan belgesel niteliğinde şeylerden ziyade iki kadının bir dönemi. Belgesel gibi tarafsız değil. Tabii belgeseller tarafsız mı o da tartışmalı aslında. Demek istediğim, iki yazar kendi gözlerinden anlatıyor yaşadıklarını. Başkası aynı dönemdeki aynı olayları anlatsa başka türlü anlatacak belki.
Baydar'ın daha önce okuduğum romanlarında ipuçlarını bulduğum görüşlerinin filizlerine rastladım bu anlatı kitabında. İktidarın sorgulanışı mesela. Baydar anlatıda şöyle diyor:
...Ama en zor göze aldığımızi hatta göze alamadığımız şeyi kendi örgütümüzden, kendi cemaatimizden dışlanmaktı. Orada yeterince cesur olamadık. Dinsel tarikatlar, semaatler için de böyledir sanırım...(s.268)
İktidar, iktidar mücadelesi yapıları ve insanları en hızlı bozan unsurlar sanırım. Kısa sayılabilecek meslek odası yöneticiliğim sırasında, iş yerlerinde ve hatta ikili ilişkilerin tümünde iktidar mücadelesinin izlerini gördüm. İster istemez her yaşayanı etkisi altına alan, ilişkinin sıcaklığından sıyrılıp olaylara yukarıdan bakamadığınızda ilişkideki iktidarı amaç haline dönüştürerek her ne pahasına olursa olsun onu korumak için uğraşmaya başlamanıza sebep olan bir şey iktidar. Kendi adıma bulduğum çözüm olabildiğince bu 'mücadeleden' uzak durmak.
Kitap, insanın içini acıtan öykülerle dolu. 1970 ve 80'lerde yaşananlara bugünden bakınca ne acılar, ne sıkıntılar çekilmiş diye düşünüyor insan. Elbette bugünden bakmak ile o gün yaşamak farklı şeyler. Yazarların ikisi de yaşadıklarından pişmanlık duymadıklarını bir kaç yerde tekrarlıyor. Tekrarladıkları bir diğer ortak görüş ise kitabın sonlarında yeniden vurgulanıyor:
...Ama bu yaşa gelince, değişimin yönünün daha iyi bir dünyaya doğru olduğunu dünya gözüyle görmek istiyor insan. Bunları söylerken başka bir dünya (Oya Baydar / s.426)
Pazartesi, Şubat 28, 2011
Hoş geldin 6112, güle güle 3984
Yazının başlığı size bir şey ifade etmediyse geri kalanı okumamanızı öneririm. Yok 3984'ün RTÜK'ün eski kanun numarası olduğunu bilenlerdenseniz, muhtemelen RTÜK yasasının değiştirileceğinden de haberdarsınızdır. 6112, yenilenen kanunun yeni numarası. 15 Şubat 2011'de TBMM'de kabul edilmesinden sonra 3 Mart 2011'de Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Kanunun tüm metnine buradan ulaşabilirsiniz.
Uzunca bir süredir beklenen bu yeni kanun ile televizyon/radyo ile içli dışlı olan herkes bir şekilde etkilenecek aslında. Televizyon karşısında ortalama 4 saat geçiren bir ülkenin yurttaşlarından olduğumuza göre, bu sektördeki düzenlemeler, sektör çalışanı olalım (benim gibi :) ya da olmayalım (çoğunluk gibi) hepimizi etkiliyor. Yeni kanun ile değişenleri ve değişmeyenleri ele almaya çalışacağım bu yazıda. Konunun genişliği düşünüldüğünde bu değerlendirmeyi tek yazıya sığdırmamaya karar verdim. Öncelikle, sektör çalışanlarının uzun süredir yapılmasını beklediği sayısal karasal yayına ilişkin yeni yasada yer alan takvimi aşağıya yazayım. Bu takvimde yazan tarihler, yasada belirtilen son tarihlerdir. İşlemlerin gerçekleşmesine bağlı olarak takvimde kaymalar olabilir. Mesela sayısal frekans planlarının yapılması ve ihalenin açılması için yasanın yayınlanmasının ardından bir yıl süre tanınmış. Bu durumda 3 Mart 2012'den önce bu işlemlerin yapılması gerekiyor. Bu işlemin ardından 3 ay içerisinde özel kanalların ellerindeki vericileri kurulacak bir ortak şirkete devri söz konusu. Bu durumda takvimi 3 Haziran 2012 olarak işaretledim. Ancak, ihale 2011 aralık ayında olursa bu durumda 3 aylık süre eklenince takvim kayacaktır. Bu bilgilendirmenin ardından yasa metninden yola çıkarak bir hata yapmadıysam tarihler şöyle:
- 3 Eylül 2011'e kadar ilgili yönetmelikler yayınlanacak
- 3 Mart 2012'ye kadar frekans planları hazırlanacak ve karasal yayın lisanslarının verilmesi amacıyla sayısal televizyon multipleks kapasitesi sıralama ihalesi yapılacak.
- 3 Haziran 2012'ye kadar özel kanallar analog vericilerini kapatacak ya da bedeli karşılığında verici tesis ve işletim şirketine devredecek.
- 3 Mart 2015'e kadar sayısal karasal ile analog karasal (ki tüm yayıncılar için değil) birlikte yayın yapacak.
- 3 Mart 2015'de analog karasal televizyon yayını kapatılacak (bildiğimiz eski usül çatı anteni ile yayın alınamayacak)
- 3 Haziran 2015'ten sonra radyolar için ihale yapılacak
Perşembe, Şubat 24, 2011
Huzursuz Ruhlar, Tarkan Barlas
Tatil, beklediğimden kısa sürdü :) 14 Şubat'ta tatile çıkartmıştım blogu. 10 gün dayanabilmişim. Blogu tatile göndermeme neden olan durumlarda değişiklik yok. Benim bakışımda değişiklik yok. Tek değişen kafamda bir soruya bulduğum geçici yanıt. Soru şuydu:
İleride kızlar ülkede dünyada bunlar bunlar olurken sen tutmuşsun şu kitabı okudum, bu filme gittim, bilmem nerede bilmem ne yedim nefisti, diye incir çekirdeğini doldurmayan yazılar yazmışsın. Yuh sana. derlerse onlara ne yanıt vereceğim? Bulduğum geçici yanıtı bu sayfada paylaşmayacağım. Soruyu neden paylaştım madem yanıtını vermeyecektim :) Bu tatile çıkmayı bir şekilde açıklamış olmak istedim belki de. Neyse uzattım çok. Bir çekirdek doldurmayacak yazıya, çekirdek doldurmayan uzun giriş oldu...
Huzursuz Ruhlar, Everst yayınlarından çıkmış bir öykü kitabı. Tarkan Barlas'ın ilk öykü kitabı. Ocak 2008'de ilk baskısını yapmış. Sonradan yeniden basıldı mı bilemiyorum. Kitapta 15 öykü var. Öyküler çarpıcı, rahatsızlık verici ve sarsıcı. Özellikle Şen Kasap başlıklı öykü insanın kanını donduruyor. O öyküyü okuduktan sonra bir hafta kadar kitaba ara vermek zorunda kaldım.
Barlas, benim diziler için düşündüğüm bir kurguyu öykü kitabında uygulamış. Birbirinden bağımsız görünen öyküler, aslında birbiriyle bağlantılı. Ana karakterler değişiyor sadece. Bir öykünün baş karakteri babaanne iken, bir diğer öyküde babaannenin oğlunun bir gününe tanıklık ediyoruz. Barlas'ın dili çok akıcı. Çok keyifle okudum öyküleri. Barlas'ın ilk romanı Lanetli Oda, okunacaklar listesine eklendi. Liste kabarıyor, okuma hızım okunacaklara yetişmekte zorlanıyor...
Pazartesi, Şubat 14, 2011
blog sayfasını süresiz tatile soktum....
Dünya ve ülke gündemi bu kadar sıcak iken, gelişmeler karşısında söyleyecek tonla sözüm var iken susmak zorunda hissetmenin ezici ağırlığı karşısında, kitaplardan, filmlerden, mekanlardan söz etmenin kifayetsizliğini/anlamsızlığını sezerek blog sayfamı tatile çıkarmaya karar verdim.
Bu ZORUNLU, tatil ne kadar sürer bilmiyorum. Belki ve büyük olasılıkla SONSUZA kadar. Sayfadaki yazılara ve yorumlara dokunmayacağım. Belki bir gün tatil biterse, yeni yazılar yayınlayacak enerjiyi bulursam, gündem bu kadar bunaltıcı olmazsa yine, yeni, yeniden buluşuruz...
Bu yazıyı yoruma kapalı olarak yayınlıyorum..........
Perşembe, Şubat 10, 2011
Yayın sektöründe çalışan teknik personelin dikkatine: 22 Şubat'ta kimselere randevu vermeyin!
Başlığa bakıp 22 Şubat'ta ne var diyecekleri fazla merakta bırakmayayım. Ülkemizde de eninde sonunda başlayacak sayısal karasal yayıncılıkta (DVB-T) kullanılacak standartın son sürümüne ilişkin bir webinar var. Webinar, web üzerinden sunulan seminerler için kullanılan bir terim. Herkese açık ve ücretsiz olan bu webinar Avrupa Yayın Birliği (EBU) tarafından düzenleniyor. Webinar, DVB-T2 ile ilgili. T2'nin yayıncılara sağladığı avantajlardan bahsedilecek. Ülkemizde sayısal karasal yayın için büyük olasılıkla DVB-T2 standartı kullanılacak ve hali hazırda elektronik marketlerinde DVB-T alıcılı olarak satılan LCD-LED-Plasma TV'ler için de DVB-T2 alıcı ünitesi kullanılması gerekecek. Yani sayısal karasal yayınlara uygun denilerek satılan televizyonlarla, ülkemizde başlayacak sayısal karasal yayınları izlemek mümkün olmayacak! Ben zaten karasal yayınları izlemiyorum diyenlerdenseniz sorun yok :) Uyduda 1000 civarında kanal izlerken, kabloda ve IP'de 100 civarında kanal varken karasalla ne işiniz olsunki zaten :) Neyse, bu ayrı bir yazının konusu olacak kadar derin bir mevzu...
Tekrar hatırlatayım ve bağlantısını vereyim: 22 Şubat 2011 Salı günü saat 14.00 (CET) aşağıdaki bağlantıdan önceden kayıt olarak DVB-T2 webinar'ını izleyebilirsiniz. Webinarın İngilizce olduğunu ekleyeyim...
http://tech.ebu.ch/webinar034_dvb-t2
Çarşamba, Şubat 09, 2011
Söz Uçmuş Yazı Kalmış / Yankı YAZGAN
Kitabın tam adı biraz daha uzun: Söz Uçmuş Yazı Kalmış, 1980'lerden günümüze herkes için gündelik hayat, psikiyatri ve beyin bilimleri yazıları. Yankı Yazgan'ın eski yazılarından derlemelerle oluşturduğu bu son kitabı Aralık 2010 tarihli. Doğan Kitap'tan çıkmış. 336 sayfalık eser üç alt kitaptan oluşuyor:
- Labirent Yolculukları / Psikolojisiyle ve Biyolojisiyle Yaşantılar
- Devlet Baba, Tabiat Ana
- "Kitapsız" yazılar
Alt kitaplardan ilk ikisi Yazgan'ın daha önce aynı isimlerle kitap olarak yayınlanmış yazılarının seçmelerinden oluşuyor. Labirent Yolculukları 1991 yılında Remzi Kitabevi tarafından, Devlet Baba, Tabiat Ana ise 2002 yılında Evrim yayınları tarafından yayınlanmış. Söz Uçmuş Yazı Kalmış'ın son alt kitabı "Kitapsız" yazılar, adı üzerinde daha önce herhangi bir kitapta toplanmamış yazılarından oluşuyor. Kitapta yeniden gözden geçirilen yazıların kimilerinin kenarına notlar düşülmüş. Yeni baskıya notlar olarak isimlendirilen bu notlarda, bugünden bakınca o yazılar hakkındaki görüşleri, konu edilen alandaki güncel gelişmelerin yanı sıra İdeolojik Bilimin Sonu ve Lisenkoculuk (s.304) başlıklı yazının notunda olduğu gibi yazısı hakkında çıkan bir eleştirinin bağlantısını paylaşmış. Söz Uçar Yazı Kalır'ı okurken aklıma Aydın Engin'in yazdığı Tırmık'a Tırmık geldi. Engin de eski yazılarını derlediği kitabında, yazılarına ilişkin güncel notlar düşmüştü.
Yankı Yazgan, psikiyatri profesörü. Benim doğduğum sene Bornova Anadolu Lisesi'nden mezun olmuş. "Çocuğunuz Sizden Ne Bekliyor?"dan sonra Yazgan'dan okuduğum ikinci kitap. İlk alt kitaptaki yazılar Cumhuriyet Bilim Teknik ekinde yer alan yazılar arasından seçilmiş. Psikiyatri, beyin araştırmaları, psikanaliz, nörobiyoloji, ilaç ile psikiyatrik tedavi, psikiyatrinin beyin araştırmalarında elde edilen bilgilerle değişen hali gibi aslında tıp dışındaki insanların pek kolay anlayamayacağını düşüneceğimiz konuları oldukça anlaşılır hale getirmiş Yazgan. Yakın zamanda okuduğum Andreasen'in kitabının tekrar karşıma çıkması ayrı bir keyifti.
Salı, Şubat 08, 2011
matematik hayatımızda neden gereklidir?
Klasik geyiklerdendir. "Okullarda işimize yaramayan bir ton şey öğretiyorlar bize". Mesela matematik. Ne işimize yarar? Hesap makinesi varken neden öğreniyoruz çarpım tablosunu? Okullarda hayata dair öğretilen şeylerin azlığı konusunda hem fikirim. Deprem bölgesinde yaşayan bizlere deprem anında ne yapacağımız neden öğretilmez? Neyse, bu yazının konusu eğitim sistemimiz değil. Bir arkadaşın anlattıkları:
Bankamatikten para çekmeye çalışan arkadaş sıraya girer. Önünde çıtı pıt bir kızımız makine ile cebelleşmektedir. Oflaya puflaya kartı çıkartır, tekrar sokar, bir türlü istediğini yapamaz. Benim arkadaş kızın arkasında sıranın kendisine gelmesini beklerken göz ucuyla kızın en yaptığına bakar. Bankadan para çekmeye çalışmaktadır: 395 TL. Makine sürekli 10 TL ve katları şeklinde giriniz diye uyarı mesajı verip kızın isteğini yerine getirmemektedir. Makineye kızıp, sırasını arkadaşıma veren kız, arkadaş işini bitirdikten sonra makine ile mücadelesine devam ediyormuş. Kim bilir belki ikna etmiştir, 395 TL'nin 10 TL'nin katı olduğuna :)
Bu hikayeyi dinleyince dedim bundan bir blog yazısı çıkar. Başlığı bile hazır: matematik hayatımızda neden gerekli :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


